AKP’li yazarlarda ‘Biz nereye gidiyoruz’ tartışması… Konu: Show Müslümanlık!

Başörtülü kadınların günlerdir konuşulan 'ultral lüks mevlid'i en çok AKP'li yazarlar arasında gündem oldu. Bugün tartışmayı köşelerine taşıyan yazarlar, 'Böyle nereye gidiyoruz' dedi.

AKP’li yazarlarda ‘Biz nereye gidiyoruz’ tartışması… Konu: Show Müslümanlık!

“Dindarlar, akıllarını/idraklerini ellerindeki telefona infak edince, ekran ile imtihan çetin geçiyor.”

“Bir reklam prodüksiyonu. Bir ‘Show Müslümanlık’. Tamamen gösteriye bürünen ve gösteri içinde tezahür eden bir Müslümanlık.”

“Lüks, şatafat ve görgüsüzlük iç içe geçmiş… Görüntüleri alıp yabancı ülkelerden birkaç kişiye gösterseniz, ‘Bunlar hangi dine tapıyor ya da nasıl bir eğlence yapıyor anlayamadık’ diyecekler.”

Bu sözler hükümet medyasının AKP’li yazarlarından. Ultra lüks mevlid gösterisiyle ortaya çıkan manzara AKP cenahında bir iç tartışma ve ideolojik tartışma yarattı.

Tartışmanın satır başları şöyle:

YENİ ŞAFAK YAZARI: ERGÜN YILDIRIM: SHOW MÜSLÜMANLIK

“Son dönemlerde muhafazakâr çevrelerde lüks hayat ve dinin iç içe girdiği pratikleri çokça görüyoruz. Özellikle bugünlerde sosyal medyada gündem oluşturan üç örnek var: Lüks bir yatta doğum gününü kutlayan beyazlara sarınmış başörtülüler ve onlar içinde prensese imrenerek koyu kırmızı renkli başörtülü bir kız. İkinci örnek, Londra’da dönen kuzenler için yine lüks bir mekânda düzenlenen karşılama partisi. Yine hepsi başörtülü. Üçüncü örnek daha taze. Doğum yapan bir kadın, yavru sarayın şatafat ve lüksüne çocuğuyla beraber doğuyor! Mevlit düzenliyor. Ama bu bildiğimiz mevlit değil. Anne ve çocuk ismi belirgin olarak sahnede öne çıkıyor. Anne, oyunun baş aktörü. Anne bir manken, bebek ise “bebek manken”! Mevlit okuyan kadınlar var. Hepsi de bu lüks ortamın ve oyun sahnesinin figüranları. Birer oyuncu. Bir reklam prodüksiyonu. Bir “Show Müslümanlık”. Tamamen gösteriye bürünen ve gösteri içinde tezahür eden bir Müslümanlık.

Ultralüks mevlidin kahramanı ne dedi?

Mevlit , doğum günü ve hoş geldin partisi…Üçü de başörtülü kadınlar etrafında dönüyor. Erkeklerden steril ortamlar. Ama sosyal medyada bu sterillik bütün erkeklere, kamuya boca ediliyor. Steril falan ortada kalmıyor. Göz kamaştırıyor. İnsanlar imrendiriliyor. Varlığa, zenginliğe ve lükse imrendirme. Milyonlarca insanın asgari ücretle geçindiği, mültecilerin açlık ve yoklukla savaştığı bir toplumsal dünyada zenginlik imajları insanların gözüne sokuluyor.

Show Müslümanlığı, mahremiyet kültürünü de yıkıyor. Anne, genç kız, arkadaşların özel kutlamaları pervasızca kamusal alana dökülüyor. Odalar, aile ve kutlama sahnenin bir parçasına dönüşüyor. Artık özel alan değil, sahne vardır. Mahremiyet değil, ifşa vardır. Şahsi olan değil, kamusal olan vardır. Kamusal etki oluşturmak için mahremiyet durumları ayaklar altına alınıyor. Mahremiyetin değeri, inanç ve kültürümüzdeki kudreti buharlaşıyor.

Mevlit veya başörtüsü şatafatın içinde hiçleşiyor! Ruhsal olan, kutsal olan, dinsel olan özünü kaybediyor. Her şey bir metaya, bir figüre dönüşüyor.

Heyhat!

Müslümanlık/İslam düştükten sonra İslamcılık kalsa ne olacak, Ak Parti kalsa ne olacak?”

YENİ ŞAFAK YAZARI FATMA BARBAROSOĞLU: İNSTATÜRBAN KADINLAR COŞUYOR

“Dindarlar, akıllarını/idraklerini ellerindeki telefona infak edince, ekran ile imtihan çetin geçiyor.

Suret yasağının ruhunu, mahremiyetin sınırlarını kavrayamamış zihinler, “kanalıma hoş geldiniz” diyor en mahrem sahneler eşliğinde.

Tesettürün şekil şartlarını yerine getirip ruhunu süpürmüş olan instatürban kadınlar”, hayatlarını 7/24 şeffaf sindirim olarak “kanalından” yayınlayıp fenomenleşiyor.

Saç gizli, uzun kıyafet ile beden saklı, ful makyaj ile yüz hatları olabildiğince parıltılı…

Eşler her daim fon olmaya hazır ve nazır, ne de olsa onlar paranın kaynağı.

Evinden dışarı çıkmayan, erkeklerle aynı ortamı paylaşmaktan beri duran, ama bütün dünyaya, evinin her köşesini, yatak odasının kapısını dahi açan “yeni kadın/instatürban”ların “yeni yuva” anlayışından bihaber DİB, sosyal medya bağımlılığı üzerine vidyo hazırlamış.

Kime hazırlamış?

Her devir, “yeni kadın”a kendi ruhundan üflüyor. Buraya kadar tamam da… Bu “yeni kadın”a eş olan “yeni erkekler” kim! Paraya para demeyecek lüks harcamalarına, eşlerinin savurup saçma özgürlüklerine güç yetiren… Ama kendilerini bir özne olarak inşa etmeye gelince işte orada çaresizliğin dibini bulan, kendilerinden “yeni” sıfatı esirgenen “yeni kadın”ın yanındaki o sükutu kendine zehir genç erkekler…”

STAR YAZARI SİBEL ERARSLAN: GÖRGÜSÜZLÜK ÜZERİNE KÖTÜ BİR SINAV

“Sanki hayat kutlamadan ibaret. Balo, parti, buluşma, eğlenme. Sosyal medyada görgüsüzlük furyası esiyor. Her gün için, her saatte neredeyse bir kutlama var. Herhangi insani bir derdi, gayesi, düşüncesi olmayan, hayatı gösteriden, haz rolünden, ifşaattan, temaşadan ibaret zanneden, sorumsuz, acaip bir taife var…

Geçen hafta içinde sosyal medya sitelerinde viral olan, bir bebek mevlidi videosu da bu görgüsüz gösterişçilerden birinin prodüksiyonuydu. Genç kadının örtülü oluşundan, mevlitten, aminden yola çıkarak önce Müslümanlara, ardından İslam’a uluorta sataşmaya gittiler. Çılgınca işledikleri nefret suçu, boyu da, tahammülleri de aştı.

Oysa o görgüsüz kız, ne dinimizi, ne müslümanları, ne bir fikri, ne de siyasi bir düşünceyi temsil etmiyordu. Sadece ne kadar zengin olduklarını, ne kadar pahalı şeyleri harcadıklarını, uluorta sergilemeye çalışan rüküş bir beceriksizdi. Ama bu aciz kadının üzerinden neler söylenmedi ki… Sonunda tüm hakaretleri tarttığınızda, başı örtülü kadınlara dair biriktirilmiş derin hazımsızlığı apaçık görüyordunuz.

Sınavda kalanların büyük bir kısmının, aslında har vurup harman savurmaya, gösterişe, cakaya falan değil de başı örtülü bir kadının nasıl olur da kendileri gibi dans edip, kendi gezindikleri mekanlarda boy gösterdiğine kızdığını gördük.

Diyanet İşleri Başkanlığı, keşke hiç kimseye hitap etmeyen kliplerle uğraşmasa da, kendini ifşa etmeden yaşayamayan bu gençlerimize ulaşabilecek bir dil inşası için zihin yorsa…”

TÜRKİYE YAZARI SÜLEYMAN IŞIK: BAŞÖRTÜSÜ BİREYSEL TERCİH DEĞİLDİR?

“Günlerdir başörtülü bir kadının bebeğine yaptırdığı lüks etkinliğini konuşuyoruz.

Görüntülere bakıyorum.

Mevlid etkinliği desen değil, doğum günü desen o da değil. Ne olduğu, hangi inancı temsil ettiği belli olmayan bir etkinlik işte.

Anne başörtülü, katılımcılar başörtülü…

Ama annenin başörtüsünün üstünde Marilyn Monroe tarzı bir şapka, başörtülü bir kadında olmaması gereken abartılı bir makyaj.

Lüks, şatafat ve görgüsüzlük iç içe geçmiş. Bir bakıyorsunuz şarkı çalıyor, bir bakıyorsunuz Mevlid okunuyor, dualar okunuyor. Katılımcılar bir alkışlıyor, bir ellerini yüzüne götürüp âmin çekiyor.

Görüntüleri alıp yabancı ülkelerden birkaç kişiye gösterseniz, “Bunlar hangi dine tapıyor ya da nasıl bir eğlence yapıyor anlayamadık” diyecekler.

O derece…

Görüntülerin yayınlanmasının ardından benzer onlarca görüntü videosu daha düştü internete. Başörtülü kadınların ultra lüks mekânları kapatıp çılgınca eğlendiği, şarkılar türküler eşliğinde hoplayıp zıpladığı görüntüler…

Belli ki o gecelere katılan başörtülü başka kadınlardan biri sızdırmış görüntüleri. “Biz de eğlenceden anlarız” diyerek herhâlde…

Bazı gazete yazarları bu görüntülerin eleştirilmesi üzerine duyar kasıp, “Bırakın herkes dilediği gibi giyinsin, dilediği gibi yaşasın” yorumları yapıyor, eleştiri sahiplerine bağnaz muamelesi yapıyor.

Kusuruma bakmayın ama ben bu konuda bağnaz olanların arasında yerimi alacağım. Bu nedenle, mesele başörtülüler olunca, “Bırakın herkes dilediği gibi giyinsin, dilediği gibi yaşasın. Size ne? Karışma hakkını nereden buluyorsunuz” sözüne de katılmıyorum.

Ne münasebet?

Bal gibi karışır, istediğim gibi eleştiririm kardeşim.

Çünkü ben, yüz binlerce ve hatta milyonlarca insan gibi, o başörtüsünün kafalara özgürce takılabilmesi için bedel ödemiş biriyim. 28 Şubat döneminde başörtüsü zulmünü protesto ettiğim için işsiz kalmış, katıldığım eylemlerde cop yemiş biriyim.

Çünkü o başörtüsü benim inancımın simgelerinden biridir. Süs olsun diye, kafalara takılan bir aksesuar değildir. Eğer o başörtüsünü takan kadın hayat tarzıyla ve aykırı davranışlarıyla, benim inancıma, benim mukaddesatıma kötü söz ettiriyorsa ben bu noktada duramam.

Başörtüsü zulmüne karşı çıktığı için yargılanan ve hâlâ içeride hapis yatan 28 Şubat mağduru insanlar var. Onlar, başörtüsünün manevi değerini böyle ayaklar altına alın diye yatmıyor hapislerde…

Başka bir hayata özeniyorsanız, buyurun açılın. İnanın bu konuda kimse size kem söz söylemez. Bugün sizi eleştiren ben, “Tercih hakkını kullandı” der geçerim.

Ama hepimizin topluca mücadelesini verdiği başörtüsü üzerinden benim davama, inancıma hakaret ettirirseniz bu konuda beni ve benim gibileri karşınızda bulursunuz.

İsterseniz gök kubbeyi başımıza yıkın, bundan kurtulamazsınız!”