1. Haberler
  2. Gündem
  3. Antalya’nın bütün suları kirlilik alarmı veriyor!

Antalya’nın bütün suları kirlilik alarmı veriyor!

Antalya Su Havzası’nda yüzey ve yeraltı sularında ürkütücü kirlilik tablosu: Sorun sadece plastik kirliliği değil, denize ulaşan tüm havza suları ağır bir kirlilik tehdidi altında…

featured

YUSUF YAVUZ / VERYANSIN TV

AB Su Çerçeve Direktifi kapsamında hazırlanan ve 2025’de tamamlanan Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı (NHYP), havzada belirlenen 168 adet ‘Nitrata Hassas Bölge’den sızan tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerin, Düden Çayı, Aksu Çayı ve Boğaçay üzerinden doğrudan rekreasyon alanlarına deşarj edildiğini ortaya koydu. Plan raporunda, kirliliğin yalnızca denizden değil, karasal alanın iç kesimlerinden Akdeniz’e pompalandığını gözler önüne seriyor. Turizm sezonunda görünür olan kirliliği önlemek amacıyla 29 nehrin ağızlarına bariyer koyma girişiminin kimyasal kirliliğe karşı hiçbir işe yaramayacağını dile getiren uzmanlar, “Bu tür geçici çözümler akut semptomları hafifleten bir ilk yardım olarak kabul edilebilir ancak tedavi edici değildir. Kesin çözüm için atık su arıtma tesislerinin turizm sezonundaki pik nüfusa göre revize edilmesi, tarımda damla sulamaya geçilerek nitrat sızıntılarının nehir yataklarına ulaşmasının kaynağında engellenmesi, kaçak yağmur suyu hatları ve sanayi deşarjlarının anlık dijital sistemlerle denetlenmesi” gerektiği uyarısında bulunuyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışma kapsamında farklı kurumlardan uzmanların katılımıyla hazırlanan Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı (NHYP) Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) Nihai Kapsam Belirleme Raporu, Mart 2025’de tamamlandı.

FARKLI BAKANLIKLAR VE UZMANLAR 5 İLDE RAPOR İÇİN ÇALIŞTI

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yanı sıra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve çeşitli kuruluşlardan uzmanların katılımıyla hazırlanan rapor, 42 aylık bir sürede hazırlandı. Avrupa Birliği’nin desteği ile yürütülen yaklaşık 7 milyon Euro bütçeli proje kapsamında, 20.235,68 km² alana sahip olan Antalya Su Havzasında yer alan Afyonkarahisar, Antalya, Burdur, Isparta ve Konya illerinde çalışmalar yürütüldü.

EĞİRDİR, KOVADA, KARACAÖREN İLE DÜDEN ÇAYI EN KİRLİ SULAR

Raporun odaklandığı havza arazisinin yüzde 25,6’lık kısmı tarım arazilerinden oluşuyor. Antalya’daki 680 yatak kapasitesine sahip turizm sektörü ile sanayi ve madencilik gibi endüstriyel üretim alanlarından kaynaklı kirliliğin değerlendirildiği raporda, alınması gereken önlemlere de yer veriliyor. Raporda öne çıkan ve su kalitesini etkileyen bazı kritik başlıklar arasında, tarım ve hayvancılık kaynaklı nütrient (azot, fosfor) ve pestisit kirliliği ile arıtılmamış kentsel/endüstriyel atık sular yer alıyor. Havzada yer alan Eğirdir Gölü, Kovada Gölü, Karacaören 1 ve 2 Barajları ile Düden Çayı, kirliliğin en yoğun olduğu alanlar olarak öne çıkıyor.

ANTALYA’NIN İÇME SUYU KAYNAKLARI RİSK ALTINDA

Isparta, Aksu-Serik hattı ile Antalya, Kırkgöz ve Boğaçay bölgelerindeki yeraltı suyu kütleleri ise kalite açısından risk altında görünürken, iklim değişikliği ve artan talep nedeniyle artan aşırı su çekiminin gelecekte su yetersizliği riskini yüksek seviyelere çıkarabileceği belirtiliyor. Raporda, Eğirdir Gölü, Kovada Kanalı ile Korkuteli-Bucak, Kırkgöz, Isparta, Antalya ve Boğaçay yeraltı su kütlelerinin miktar açısından “sıcak nokta” ilan edildiği görülüyor.

TOPRAKLAR VE SULAR KİRLENİYOR, SUCUL BİYOÇEŞİTLİLİK BOZULUYOR

Kuraklık, ani taşkınlar gibi aşırı iklim olaylarında artış beklendiğine işaret edilen raporda, taşkınlar esnasında toprak kirliliği ve rüsubat (tortu) taşınımının da su kalitesini doğrudan tehdit ettiğine işaret ediliyor. Raporda, aşırı su çekimi ve nehir yataklarındaki morfolojik değişiklikler nedeniyle sulak alanlar ve sucul biyoçeşitliliğin bozulduğu da belirtiliyor.

PLAN, 2023-2033 SU VERİMLİLİĞİ STRATEJİ BELGESİ İLE UYUMLU

Planın, 12. Kalkınma Planı, Su Verimliliği Strateji Belgesi (2023-2033) ve Taşkın/Kuraklık Yönetim planları gibi diğer üst ölçekli stratejilerle tam uyumlu olarak tasarlandığı belirtiliyor. Yeni Su Kurulları Yönetmeliği uyarınca Ulusal, Havza ve İl Su Kurullarının sürece dâhil edilmesi, planın yerelde uygulanabilirliğini ve bürokratik koordinasyonu güçlendirecek avantajlı yanlarından biri olarak değerlendiriliyor.

KURUMLARIN YOL HARİTALARI HENÜZ NETLEŞMEDİ

Antalya Nehir Havzaları Yönetim Planı kapsamında ‘Tedbirler Programı’ için henüz çalışmalara başlanmamış olması, planın zayıf yönlerinden biri olarak görülüyor. Su kütlelerinin “iyi duruma” gelmesi için hangi kurumun ne kadar bütçeyle, hangi yatırımı yapacağı konuları ise henüz netlik kazanmış değil. Atıksu arıtma tesislerinin modernizasyonu, damla sulama sistemlerine geçiş ve endüstriyel deşarjların kontrol altına alınması gibi öncelikler, havzanın geleceği için kritik önemde.

AŞIRI SU ÇEKİMİ YÜZÜNDEN RİSK ALTINDAKİ ALANLAR

Rapora göre, havzadaki yeraltı suları hem miktar (aşırı çekim) hem de kalite (kirlilik) açısından çok ciddi bir baskı altında. Isparta, Aksu-Serik, Antalya, Kırkgöz ve Boğaçay yeraltı suyu kütleleri kalite açısından en yüksek risk grubunda (sıcak nokta) yer alıyor. Isparta, Antalya, Kırkgöz, Korkuteli-Bucak ve Boğaçay yeraltı suyu kütleleri aşırı su çekimi nedeniyle miktar açısından risk altındaki alanlar arasında yer alıyor. Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinden sızan nütrientler (azot ve fosfor), kontrolsüz pestisit kullanımı ile madencilik/taş ocakçılığı faaliyetlerinin de yeraltı suyuna sızarak kalıcı kirlilik yarattığı raporun uyarıları arasında. Ayrıca deniz kıyısına yakın bölgelerde aşırı su çekiminin, yeraltı suyuna tuzlu su girişine (tuzlanma) yol açma riski taşıyor.

HAVZADAKİ SU KİRLİLİĞİ HALK SAĞLIĞI İÇİN BÜYÜK TEHDİT

Su kirliliğinin toprak ve ekosistem bütününe yayıldığı alanlar, çevre sağlığı açısından da riskler barındırıyor. Raporda, çevre ve su kalitesindeki bu bozulmaların insan sağlığı üzerindeki etkileri ‘Halk Sağlığı’ başlığı altında açıkça kilit sorun olarak tanımlanıyor. Havzada yaygın olarak kullanılan kuyu sularının (bireysel yeraltı suyu çekimleri) pestisitler (tarım ilaçları), ağır metaller ve metaloidlerle kirlenmesi doğrudan halk sağlığı tehdidi olarak görülüyor. Uzmanlara göre bu kimyasalların içme veya sulama suyu yoluyla vücuda alınması uzun vadede kronik hastalıklara yol açabilir.

ARITMA TESİSLERİNİN KAPASİTELERİ YETERSİZ KALIYOR

Kentleşme ve turizme bağlı nüfus artışının atık su arıtma tesislerinin (AAT) kapasitelerini yetersiz kıldığına işaret edilirken, kanalizasyon sularının ve patojenlerin (bakteri, virüs) su döngüsüne karışma riskini büyüterek salgın hastalıklara zemin hazırlayabileceği belirtiliyor. Kirli yüzey ve kuyu sularıyla sulanan tarım ürünleri üzerinden ağır metallerin ve pestisit kalıntılarının doğrudan gıda zincirine ulaşma riskine dikkat çekiliyor.

TURİZM KENTİNDE PLAJLAR RİSK ALTINDA

Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı (NHYP) SÇD Kapsam Belirleme Raporu, havzada 3 ana kıyı suyu kütlesi tanımlıyor. Küresel bir kıyı turizmi destinasyonu olan Antalya’da, yüzme suları (plajlar) ve kıyı şeridinde haritalanan kirlilik risklerinin, doğrudan ekonomik, sosyal ve halk sağlığı boyutlarında ciddi zincirleme reaksiyonlar doğurma potansiyeline sahip olduğu değerlendiriliyor. Kıyılarda haritalanan bu kirlilik risklerinin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak majör sonuçlar arasında, uluslararası imaj ve güven kaybı ile zincirleme rezervasyon iptallerine bağlı uzun vadeli ekonomik kayıpların olabileceğine işaret ediliyor.

ALT HAVZALARIN BÜTÜNCÜL KORUNMASI HAYATİ ÖNEMDE

Antalya Nehir Havzası Yönetim Planında, 10 ayrı alt havza tanımlanıyor. Köprüçay, Alara, Dim Çayı, Eğirdir Gölü ve Aksu Çayı, Kargı Çayı, Boğaçay, Korkuteli ve Düden Çayları, Manavgat Çayı ve Karpuz (Kapız) Çayı ile Akdeniz Alt Havzası olarak tanımlanan havzaların bütüncül olarak korunması yaşamsal önemde.

PLAN VE RAPOR TAMAMLANDI, ŞİMDİ EYLEME GEÇME ZAMANI

Antalya’da son aylarda artan deniz kirliliğinin önüne geçilebilmesinin en önemli adımlarından birinin de havza koruma planlarının bir an önce eyleme geçirilmesi olduğu belirtiliyor. Bu, hem yüzey ve yeraltı sularını korurken, denize ulaşan kirliliğin de kaynağında önlenmesini sağlayacak.

COP31 ÖNCESİ ANTALYA DENİZ KİRLİLİĞİ İLE BOĞUŞUYOR

Antalya Valiliği Kasım 2026’da kentin ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde bir dizi etkinlik yaptı. 22 Temmuz’da Phaselis antik kentinin Güney Limanı’nda yapılan ‘Geleceğe İz Bırak-Plastiksiz Temmuz Buluşması’ başlığı ile duyurulan etkinlikte konuşan Antalya Valisi Hulusi Şahin, deniz kirliliği riskine işaret ederek, “Antalya Valiliği olarak biz COP31’e ev sahipliği yapacak olmanın sorumluluğuyla 2026 yılı başında Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi’ni başlattık. Bu inisiyatif denizlerin temiz tutulmasını, korunmasını ve kirliliğin kaynağında önlenmesiyle ilgili çalışmaları içeriyor. Bugün geldiğimiz nokta bu çalışmalarımızın ne kadar önemli olduğunu ve gerçek bir probleme parmak bastığımızı bir kere daha gösteriyor” dedi.

VALİ ŞAHİN: ÖNCELİKLE NEREDEN GELDİĞİNE ODAKLANIYORUZ

Son haftalarda Antalya kıyılarına vuran plastik atıklara da değinen Vali Şahin, “Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifimiz çerçevesinde bu konuda neler yapılabileceğine özellikle gayret ettik. Sıfır Atık Vakfımızın da destekleriyle bu atıkların öncelikle nereden geldiğine odaklanıyoruz. İlk bulgular, Türkiye’nin Akdeniz’e kıyısı olan şehirlerinden ve başka ülkelerden gelen plastikleri işaret ediyor. Yapılan ilk incelemelerde yabancı dillerde yazılar olan plastiklerle de karşılaştık. Bu şu gerçeği gösteriyor; Akdeniz aslında büyük bir havuz ve bir yerdeki kirlilik başka bir yeri de etkiliyor” diye konuştu.

‘ANTALYA’DAKİ 29 NEHRİN AĞZINA BARİYERLER KOYACAĞIZ’

Sorunun sadece Antalya’nın değil, tüm Akdeniz havzasının ortak problemi olduğunu vurgulayan Vali Şahin, kısa vadede somut tedbirler almaya odaklandıklarını belirterek, “Antalya’da 29 tane nehir var ve bu nehirlerden belli başlı kirliliklerin ve plastiklerin, denize ve denizden de kıyılarımıza ulaştığını biliyoruz. Dolayısıyla bunları engellemek için inisiyatifimizin çerçevesinde bariyer uygulamasını yaygınlaştırma arayışı içerisindeyiz. Büyükşehir Belediyemiz bu konuda çalışmalar yapıyor. Bizler de sponsorlarımız ve destekçi firmalarımızın katkılarıyla 29 nehrin tamamının ağızlarına bariyerler koyacağız. İlk etapta bazı nehirlerimizde bu uygulamayı başlattık ve devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

VALİ ŞAHİN’DEN KATARLI ŞİRKETE DESTEK TEŞEKKÜRÜ

Kirliliğe karşı deniz süpürgesi ve çöp kapar sistemleri yaygınlaştıracaklarını da dile getiren Vali Şahin, Antalya Limanı’nı işleten Katarlı Q Terminal şirketine de çalışmalara verdiği desteklerden dolayı teşekkür etti.

NEHİRLERE BARİYER KOYMAK KİRLİLİĞE ÇÖZÜM OLUR MU?

Antalya Valisi Hulusi Şahin’in 29 nehrin ağzına bariyer yerleştirme projesiyle ilgili görüşünü aldığımız uzmanlar, Atık tutucular ve çöp kaparların yalnızca pet şişe, poşet ve ambalaj gibi makro boyutlu yüzer katı atıklar için işe yarayabileceğini ancak kimyasal kirleticilere karşı bir işe yaramayacağı uyarısında bulunuyor.

‘BARİYERLER KİMYASAL KİRLETİCİLER İÇİN ÇÖZÜM DEĞİL’

Antalya Havzası SÇD Raporu’nda belirtilen en önemli kirletici unsurlar arasında;  tarımsal faaliyetlerden sızan pestisitler (tarım ilaçları), gübre kaynaklı nütrientler (azot, fosfor), ağır metaller ve arıtılmamış endüstriyel/evsel sıvı atıklar olduğuna işaret eden uzmanların konuyla ilgili değerlendirmesi şöyle: “Bu kimyasal kirleticiler bariyerlerin altından ve içinden akarak doğrudan denize ulaşır ve deniz ekosistemini (ötrifikasyon dahil) zehirlemeye devam eder. Nehirlerden taşınan plastikler daha denize ulaşmadan güneş, sürtünme ve akıntı sebebiyle parçalanarak mikroplastiklere dönüşür. Çöp kaparlar ve bariyer sistemlerinin gözenek yapısı mikron boyutundaki bu parçacıkları tutmaya elverişli değildir. Bu durum, plastik kirliliğinin deniz canlılarının dokularına ve gıda zincirine sızmasını engelleyemez.

‘ATIK YÖNETİMİ YETERSİZ, NEHİRLERE PLASTİK SIZIYOR’

Bariyerler kirliliği çıktığı yerde (fabrikada, tarlada, kanalizasyonda) değil, denize döküldüğü en son noktada yakalamaya çalışır. Oysa rüzgârlar, ani taşkınlar ve fırtınalar bu bariyerleri aşarak biriken tüm çöpü tek seferde açık denize fırlatma riski taşır. Türkiye’deki yerel atık yönetim altyapısının yetersizliği sebebiyle nehirlerin kronik birer plastik sızıntı hattına dönüştüğü bilimsel raporlarda tescillenmiştir.

‘BU TÜR ÇÖZÜMLER İLK YARDIM UYGULAMASI, TEDAVİ EDİCİ DEĞİL’

Bu tür geçici çözümler (nehir ağızlarına bariyer koymak), akut semptomları hafifleten bir ilk yardım olarak kabul edilebilir ancak tedavi edici değildir. Kesin çözüm için atık su arıtma tesislerinin turizm sezonundaki pik nüfusa göre revize edilmesi, tarımda damla sulamaya geçilerek nitrat sızıntılarının nehir yataklarına ulaşmasının kaynağında engellenmesi, kaçak yağmur suyu hatları ve sanayi deşarjlarının anlık dijital sistemlerle denetlenmesi.”

SU KALİTESİ BOZUK NEHİR AĞIZLARINDA MAVİ BAYRAK DALGALANIYOR

Çevre analistlerinin de dikkat çektiği üzere, COP31 gibi uluslararası büyük organizasyonlar öncesinde hızlandırılan bu tür faaliyetler genellikle sosyal medya ve imaj odaklı geçici seferberlikler olarak kalıyor. Denizlerin temiz kalması sloganlarla veya kıyıya vuran çöpleri toplamakla değil; havza genelindeki arıtma tesislerinin kapasitesini artırmak, kaçak deşarjları ağır cezalarla engellemek ve NHYP mevzuatını harfiyen uygulamakla mümkündür. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın resmi raporlarında “risk altında ve su kalitesi bozulmuş” ilan edilen (Boğaçayı, Düden Çayı vb.) nehirlerin denize döküldüğü kıyılarda hiçbir şey yokmuş gibi Mavi Bayrakların dalgalanmaya devam etmesi de, kamusal güveni ve halk sağlığını doğrudan hedef alan uygulamalar olarak değerlendiriliyor.

DENİZ KENDİSİNE ULAŞAN BÜTÜN HAVZANIN AYNASIDIR

Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı Kapsam Belirleme Raporu, gündemdeki deniz kirliliği tartışmasına basit ama sarsıcı bir bakış açısı sunuyor: Deniz, kendisine ulaşan bütün havzanın aynasıdır. Nehir ağzına çöp kapanı koymak iri katı atıkların bir bölümünü tutabilir. Deniz süpürgeleri yüzen çöpleri toplayabilir. Robotlar, kampanyalar ve kıyı temizlikleri görünür kirliliği azaltabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına azotu, fosforu, pestisitleri, ağır metalleri, atıksu yükünü, fekal kirliliği, çözünmüş kimyasalları ve küçük mikroplastikleri kaynağında durduramaz. Yetkililerin kamuoyuna sunduğu bu görüntüler, kirlilikle mücadelede son savunma hattını oluştursa da ana politikayı ıskalıyor. COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya’nın gerçek çevre iddiası, konferans öncesinde ne kadar çöp topladığıyla değil, konferans sonrasında havzadan denize giren kirletici yükü ne ölçüde kalıcı biçimde azalttığıyla değerlendirilecek. Çünkü durmaksızın akan musluğun altına daha büyük bir kova koymak çözüm değildir. Çözüm, musluğu kapatmaktır.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!