Atatürk Yunan düşmanı mıydı?

Ali Yağız Baltacı yazdı

Atatürk Yunan düşmanı mıydı?

Fenerbahçe’nin Yunan basketbolcusu Kostas Sloukas, 10 Kasım’da takımının Atatürk’ü anma pankartını tutmadı.

Sloukas’ı bu yüzden eleştirecek değilim.

Profesyonel bir sporcu, hangi fotoğrafın içinde olup olmayacağına kendisi karar verir.

Nitekim daha sonra yaptığı açıklamada herhangi bir kastı olmadığını, maça odaklandığı için anma görüntüsünde yer almadığını ifade etti.

Buna rağmen bazı haber sitelerinde, Fenerbahçe yönetiminin Sloukas hakkında soruşturma başlatacağı ve kendisinden savunma isteyeceği yazıldı.

Fenerbahçe’nin, Sloukas’ın tutumunun basında manipüle edileceğinden ve Atatürk’e karşı bir tavır olarak değerlendirileceğinden endişe ettiği anlaşılıyor.

Sloukas’ın niyetini elbette yalnızca Sloukas bilir.

Bizim meselemiz daha derin: Yunanistan’daki ATATÜRK algısı.

Türkiye’de “Kurtuluş Savaşı” olarak ifade ettiğimiz dönem, Yunan tarihçiler tarafından “Küçük Asya Felaketi” olarak adlandırılıyor. “Küçük Asya” bilindiği üzere “Anadolu” demek.

Yunan tarihçilerin bu tanımına katılmamak elde değil.

Anadolu Savaşı, Yunan Ulusu için gerçek anlamda bir felaket oldu.

Seferberlikle toplanmış ve donatılmış Yunan savaş tarihinin en büyük ordusunun Anadolu dağlarında imha edilmesi, binlerce Yunan çocuğunun sakat, mağlup ve bezgin bir şekilde Yunanistan’a dönmesi, ülkenin ekonomisin darmaduman olması, üst üste askeri darbelerin yaşanması kimin suçuydu?

Bu felaketin sorumlusu kimdi?

Mustafa Kemal Paşa mı?

Elbette hayır.

Ancak Yunan gençlerinin bu felaketlerin gerçek sorumlusunu aramak yerine Türk milletinin liderine öfke ve nefret beslediklerini birçok vesile ile gözlemliyoruz.

Bu nefretin temelinde, elbette küresel bir hastalık olan ırkçılığın yanı sıra, tarihi yanlış okuma ve bilgisizlik yatıyor.

Bu konuda bir bilgi tazelemesi yapmak da bize düşüyor, belki faydası olur.

“Büyük Yunanistan” hayaliyle İzmir’e çıkan, ardından Batı Anadolu’yu tümüyle işgal eden Yunanistan, Türk direnişinin artması sonucu “millicileri” yok etmek amacıyla Ankara’ya doğru yürüyüşe geçti.

Aklı başında Yunan generalleri, bu yürüyüşe karşı çıktı. “Türkler bizi kendi üstlerine çekiyorlar, arkalarında bin km’lik bir derinlik var, Anadolu’da kazanamayız. Trakya üstünden İstanbul’a yürüyelim. İstanbul’u işgal edelim.” Fikrini ortaya attılar.

Ancak bu düşüncelerinin kabul görmesi imkânsızdı. Zira İngilizler,  İstanbul’da Yunan askeri istemiyordu.

Doğru ya!

İngiliz denetimindeki müttefikler, Saray’ı ve boğazları kontrol altında tutacak, işgali yönetecek, tek bir İngiliz askerinin bile burnu kanamayacak; Yunan ordusu ise Anadolu bozkırında savaşacaktı. Ankara’ya girip Kemalistleri yok edebilirlerse ne ala! Edemezlerse de kendileri bilirdi…

Emperyalist bir tezgâhın içinde, “Büyük Yunanistan” hayaliyle uyutulup kandırılan; maceraperest politikacıların ahmak kararlarının kurbanı olan on binlerce Yunan evladı, Anadolu içlerinde 3 sene boyunca savaştı…

Sonuçları felaket oldu.

Atatürk’ün ifadesiyle:

“Batı fabrikalarının çelik zırhlarıyla kaplanan muazzam Yunan orduları artık Anadolu dağlarında subayları tarafından terk edilmiş zavallı sürüler, işledikleri cinayetlerden dehşete düşerek kudurmuş kütleler, ağaç diplerinde kalmış dermansız yaralılardan ibaret kaldı”

Peki, İngilizler ne yaptı?

Yunan Ordusu imha edilir edilmez Mustafa Kemal ile masaya oturdu. Kendi askerlerini savaştıramayan İngilizler, Ankara hükümetini önce Mudanya’ya ardından Lozan’a davet etti.

Yunanistan, tarihinin en büyük felaketini yaşarken; onları yıllarca fişekleyen, kışkırtan, oyalayan ve heveslendiren İngilizler tek bir askerini bile feda etmeden kazanan taraf ile anlaşmaya oturdu.

(Biliyorum, sizin de aklınıza, ABD’nin bugün Suriye’de piyon olarak kullanıp savaştırdığı oluşumları kullandıktan sonra tuvalet kâğıdı gibi buruşturup atması geldi.)

Emperyalizm böyledir. Kullanır, sonra işi bitince buruşturup atar. 100 sene önce de böyleydi, bugün de böyle.

Peki, tüm bunlar yaşanırken Mustafa Kemal Paşa ne yapıyordu?

Sakarya Meydan Muharebesi sonrası büyük Taarruz için güç toplayan Türk Ordusu’na, Moskova’dan bir heyet ziyarete gelmişti.

Gönderilen silahları yerinde tetkik eden Rus elçi ile sohbet eden Gazi Paşa, kendisine şunları söyledi:

“Dışarıya bakınız beyefendi… Bu Ordu’yu günü geldiğinde harekete geçireceğim. O mahşer gününü düşündükçe Yunanlara acıyor ve üzülüyorum. Fakat teşvikçileri İngilizler, onlara acımıyorlar.”

Aynı Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da imha edilen binlerce Yunan askerinin cesetlerinin arasında, savaş meydanında yürüyordu. Cansız genç bedenlere şefkat ve hüzünle baktı:  “Vah zavallı yavrucaklar, size kim söyledi bu topraklara gelesiniz diye” ifadelerini kullandı.

***

Atatürk, zaferden sonra da her zaman Yunanistan’a saygı gösterdi, iki ulusun bir daha emperyalist heveslere kapılmadan geleceğe yürümelerini salık verdi.

Öyle ki; Batı Trakya’nın, Adalar’ın Yunanistan’da kalmasını, biricik Selanikçiğine sonsuza kadar veda etmeyi de sineye çekti. Saldırgan bir tavır içinde olsaydı, muzaffer ordusunu Edirne’nin ötesine de yürütebilirdi.

Fenerbahçe’nin başarılı basketbolcusu Sloukas, bütün bunlara ne kadar hâkimdir bilemem ama bu bilgilerin ışığında Atatürk ile ilgili düşüncelerini belki gözden geçirebilir.

Yunanistan’daki gençlerin ise, tarihlerini doğru kavrayarak, vatanını savunmak için mücadele eden bir askeri değil, ülkelerini hesapsız bir maceraya sürükleyerek telef edenlere öfke beslemeleri daha isabetli olacaktır.

Veryansın TV