Atatürk’ün Türk-Sovyet durum değerlendirmesi

Milli Mücadele’nin kazanılması için o günkü Sovyet Hükümeti ile ilişkiler konusundaki öneriler. Yüzyıllık durum değerlendirmesi bugün de geçerlidir.

Atatürk’ün Türk-Sovyet durum değerlendirmesi

Atatürk, 5 Şubat 1920 tarihinde Milli Mücadele ve Rusya arasındaki ilişkilerle ilgili olarak son derece önemli bir durum değerlendirmesi yaptı.

Cumhuriyet’ten Alev Coşkun’un haberine göre son derece önemli ve stratejik olan ve “Ocak 1920 sonunda politik durumun değerlendirmesi” cümlesi ile başlayan bu değerlendirme, o tarihte Anadolu’daki komutanlara ve Atatürk’ün yakın arkadaşlarına gönderilmişti.

Bu politik ve askeri durum değerlendirmesini tam olarak özümsemek için Ocak 1920’de dünya durumuna makro açıdan özet olarak bakalım.

Birinci Dünya Savaşı, İngiliz, Fransız ve İtalyanların galibiyeti ile sonuçlanmış ve 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı Devleti yenilgisini kabul etmişti.

Hemen ardından İngiltere, 3 Kasım 1918’de Musul’u ve 8 Aralık 1918’de Batum’u işgal etti. 13 Kasım 1918’de ise İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan devletlerinin savaş gemileri İstanbul’u işgal ettiler.

Ekim 1917 İhtilali’nden sonra Lenin, Moskova’da iktidarı ele almıştı. Ancak, emperyalist devletlerin destek ve kışkırtmaları nedeniyle Rusya’da iç karışıklık sürüyordu.

15 Mayıs 1919’da emperyalist Avrupa devletlerinin (İngiltere, Fransa, İtalya) destekleri ile Yunan askeri güçleri İzmir ve Ege Bölgesi’ni işgal etmeye başladılar.

19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, Erzurum ve Sivas kongrelerini toplayarak emperyalist devletlere karşı Milli Mücadele’yi Anadolu’da örgütlemeye başladı.

Avrupa Devletleri, 1951 İhtilali ve Kızıl Ordu’ya karşı eski çarlık dönemi subaylarının kurduğu Beyaz Ordu’yu destekliyorlardı. Doğuda Amiral Kolçak’ı, kuzeyde General Yurdeniç’i, güneyde General Denikin’i silahlandırıyorlardı. İngilizler, Fransızlar ve Japonların destekledikleri eski çarlık dönemi subayları, Kızıl Ordu’ya karşı, doğuda Amiral Kolçak’ın ve güneyde General Anton Denikin’in komutasında Beyaz Ordu’yu kurdular. Rusya’da iç savaş başlamış, iç düzene Troçki’nin “devamlı ihtilal” doktrini hâkim olmuştu.[1]

Anadolu’nun Batı ve güneyini işgal eden Batılı emperyalist güçlerin lideri İngiltere, İstanbul’u ve kendileri için önemli olan Karadeniz’i denetim altında tutuyordu. İngiltere, Kafkaslar’daki petrol çıkarları için Kafkas devletlerini de denetim altına almak istiyordu.

1919 Aralık ayı sonunda, Mustafa Kemal karargâhını Ankara’ya taşımıştı.

KAFKAS SEDDİ’NİN ÖNEMİ

5 Şubat 1920 tarihinde, “Gizlidir ve Gayet Aceledir” kaydıyla, Mustafa Kemal, Anadolu’daki tüm kolordu komutanlarına şifreli uzun bir telgraf gönderdi.

Bu durum değerlendirmesi, her yönden çok büyük değer taşır. O tarihlerde, İstanbul’da birçok ileri gelen tarafından dudak bükülen, bir macera, bir serüven gibi algılanan Anadolu ihtilal hareketinin ne güçlü bir mantık ve sağlam temellere dayandığını gösteren stratejik bir “durum muhakemesi”dir.

Bu gizli telgraf, “Ocak 1920 sonunda siyasi durum değerlendirmesi” cümlesi ile başlar.[2]

Atatürk, I. Dünya Savaşı galiplerinin “Türkiye’yi oldubittilere getirip, barışı bu oldubittilere oturtmak” istediklerinin anlaşıldığını, ama asıl sorunun Dünya Savaşı’nı kazanan güçlerle Bolşevikler arasında olacağına dikkat çekiyordu.

Atatürk, “…elverişsiz barış şartlarına karşı Türkiye’ye silahlı savunma imkânı verecek tek cephe Kafkas cephesidir. Bu nedenle Bolşeviklerle ilişki kesilmemelidir” diyordu.

Kafkas milletlerinin araya set çekme ihtimaline karşı Bolşeviklerle anlaşma yoluna gidilmesi gerekir” diyordu.

Aslında İngilizleri en çok kuşkulandıran nokta, Türklerin böyle bir yola yönelme ihtimaliydi.

Bu durum değerlendirmesi Atatürk’ün askeri ve siyasi düşünce sistemini ve büyük strateji dehasını ortaya koymaktadır.

Bu durum değerlendirmesinde, 1920 Ocak ayı sonunda Anadolu’nun durumu, I. Dünya Savaşı galiplerinin politikası ve izlenmesi gereken yol haritası çizilmiştir.

Atatürk durum değerlendirmesinde Boğazlar, Karadeniz ve Anadolu’da İngilizlerin üstünlük sağladıklarını, Türkiye’nin İstanbul, Karadeniz, Ege Bölgesi, güney kıyıları olmak üzere üç yönden sarıldığını, Rusya’nın içinde İngilizlerin desteklediği iç çatışmaların sürdüğünü, Bolşeviklerin zafer kazanmasının Türkiye açısından büyük önem taşıdığını da belirtiyor.

Asıl çelişkinin Kafkas Bölgesi’nde yoğunlaşacağını belirten Atatürk, “Kafkaslar’da İngilizlerin bir set, bir duvar oluşturduğunu ve böylece Türkiye’nin çembere alınmak durumuna geldiğini” de işaret ediyordu.

Gerçekten İngiltere daha 1918 Mayıs ayında, Kafkaslar’da bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın bağımsızlıklarını tanımış, bu devletlere askeri danışmanlar göndermiş, silah yardımı yapmaya başlamıştı.

Karadeniz’de tamamen İngiliz donanması egemendi. İngilizler ayrıca Kars’ta kuruluş aşamasındaki “Kafkas İslam Şûrası” oluşumuna da destek veriyorlardı.

İngiltere Kafkaslar’da yeni kurulan devletlere destek olmak suretiyle, Anadolu direnişinin tek çıkış kapısı olan Kafkaslar üzerinden Sovyetler Birliği ile kurulacak temasları engellemek ve Anadolu hareketini çembere almak istiyordu.

Bu girişten sonra Atatürk’ün Kafkas Seddi durum değerlendirmesini kendi cümleleriyle izleyelim.

Atatürk, durum değerlendirmesinde, Sovyet orduları Kafkaslar’ı ele geçirirse ne olur sorusuna şöyle yanıt veriyor:

“Bolşevik başarıları bize temas ettiği zaman, Avrupa’nın durumu yine nezaket kazanacaktır. Çünkü Bolşeviklerle temas eden millet, ya sosyal veya politik bir hareket birliğine veya onun seline karşı silahla muhalefete mecbur olmuştur. Bizim de iki şıktan birini seçmemiz gerekmektedir.”

TÜRKİYE ÇEMBER ALTINDA

Mustafa Kemal burada bir soru yöneltiyor, şöyle ki:

“Eğer galip devletler, Türkiye’nin Sovyetler’e karşı silahlı direnişini istiyorlarsa birçok fedakârlıkta bulunmaları gerekir, en azından işgal ettikleri toprakları bize bırakmaları gerekmektedir. İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan’ın böyle bir davranışa yanaşmayacakları” açıktır.

Öyleyse “Bizi tatmin yönü söz konusu olamayacağına göre, bizi bitirmeye ve bu yüzden her şeyden önce bütün direniş noktalarımızı kırmaya karar vermeleri gerekir.

Türkiye’nin karşı koyma olanaklarını yok etmek tedbirleri, Türkiye’nin kesin bir biçimde kuşatılması ve sarılmasıdır.” Mustafa Kemal bu noktada o günlerdeki gerçek durumu anlatıyor.

“Türkiye şimdilik Adalar Denizi (Ege), Karadeniz ve Avrupa cephesinde güçlü bir şekilde kuşatılmıştır. Suriye cephesi İskenderun’a kadar İngiltere ve Fransa tarafından sarılmıştır. Irak ve İran cephelerinin maddi bir surette ve kesin bir şekilde kapatılmış olması, hızlı ve geniş yararlanmalara doğal olarak pek elverişli değildir. Mesafeler geniş, ulaşıma kapalı ve bölgenin içinde de işgal altındadır.”

EN ELVERİŞLİ CEPHE: KAFKASLAR

Mustafa Kemal, bu durumda, “Elverişsiz barış şartlarına karşı silahlı direniş azmini kendisine en çok bahşeden cephe”nin Kafkasya Cephesi olduğuna işaret ediyor. Atatürk en önemli noktayı şöyle açıklıyor:

“Türkiye, Kafkasya’da Bolşevik yayılmasını kolaylaştırma ve onunla hareket birliği yapmakla doğuya doğru Anadolu, Suriye, Irak, İran, Afganistan ve Hindistan kapılarını müthiş bir suretle açmış olacaktır.”

Bu açık kapıları kapamak için düşman güçlerinin stratejik hareketler yapacak kuvvetleri sağlayamayacağı, gerekli hareket üslerine de sahip olamayacağını, bu durum karşısında, “İtilaf Devletleri’nin, Bolşeviklerle Türklerin arasını açmak için Kafkas milletlerini çeşitli yollarla tahrik ederek bu vasıtalarla kesmek planını, büyük bir ciddiyet ve ivedilikle” uyguladıklarını belirtiyor.

Mustafa Kemal, bu noktada önemli bir yargıya varıyor: “Eğer bu plan başarıya ulaşır ve Kafkas milletlerinin bize karşı kesin bir set durumu almasıyla memleketimiz sarılı kalırsa, artık Türkiye için dayanma olanakları kökünden yıkılmış olur. Politik varlıklarını tamamen kaybetmiş Anadolu Türkleri, İtilaf Devletleri subayları kumandası altında sömürge askeri…” olacaklardır.

HER TÜRLÜ TEHLİKE GÖZE ALINMALI

Mustafa Kemal emperyalist güçlerin Kafkasya planını böylece ortaya koyduktan sonra, bu yüzden İngiliz Kafkas seddinin kurulmasını “Türkiye’nin kesin olarak karşı çıkması gereken projesi saymalıyız ve bu seddi yaptırmamak için, bu uğurda her türlü tehlikeleri göze almak zorundayız” diye kesin yargıya varmıştır.

Mustafa Kemal, galip devletler tarafından Kafkaslar’ın ele geçirilmesinin önlenmesini ister. Kafkas seddinin gerçekleşmemesi için yığınaklar yapılmasını, Azerbaycan ve Dağıstan hükümetleriyle acele ilişkiler kurulmasını ve bu stratejik durumların sözü edilen halkların liderlerine ivedi olarak anlatılmasını da önermektedir.

Kafkas milletleri ikna edilmezse Anadolu bağımsızlık hareketinin başarısı için hareketlerin birleştirilerek Bolşeviklerle anlaşma yollarının açık tutulmasını ve bu yola başvurulmasını istemektedir.

Bu belge, siyasal ve askeri yönden görkemli, çok ciddi ve çok yönlü bir durum değerlendirmesidir. Mustafa Kemal’in duygulara değil, gerçeklere dayandığını gösteren önemli bir belgedir. Amaç, Türkiye’nin tam bağımsızlığını kazanmaktır. Mustafa Kemal’in tüm olanakları ana amaç için nasıl değerlendirip kullandığını, büyük liderliğini göstermektedir.

BİR KEZ DAHA ÖZET

Konuyu tam özümsemek için bir kez daha özetliyoruz:

– Anadolu; Karadeniz, Ege Denizi, Akdeniz yönlerinden I. Dünya Savaşı galipleri tarafından kuşatılmıştır.

– İstanbul ve Boğazlar İngiltere’nin kontrolü ve denetimi altındadır.

– Dünya Savaşı’nın galipleri, Anadolu’yu işgal altında tutmaktadırlar ve Türk-Rus ilişkisini engellemek için Kafkasya’da bir duvar, bir set oluşturma çabası içindedirler.

– Bu amaçla, Batılı devletler 1918’de bağımsızlıklarını ilan eden Kafkas devletleri Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ı tanıyarak ve onlara gerek maddi, gerek askeri yardımlar yaparak kendileri için son derece önemli olan bu seddi gerçekleştirmek yolundadırlar.

– İngiltere başta olmak üzere dünya savaşı galipleri, Ege bölgesini işgal eden Yunan birliklerine destek oluyorlar. Güneyde Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep’i işgal ediyorlar… Öte yandan, Anadolu içinde iç çatışmalar çıkararak ve bu isyanları destekleyerek henüz filiz halindeki Kuvayi Milliye’yi çökertmeye çalışıyorlar.

– İngiltere bu seddi öngörürken, Türkiye’nin tam kuşatılmasını, ayrıca bütün Ortadoğu ve Asya kapılarının İngiltere’ye açılmasını sağlıyordu.

İşte tüm bunlara dayanarak, Atatürk durum değerlendirmesinin sonunda alınması gereken önlemleri açıkça belirtiyordu. Şöyle ki:

BOLŞEVİKLERLE ANLAŞIP SEDDİ YIKMAK

“Kafkasya’da kurulmak istenen seddi engellemek için buradaki hükümetlerle temasa geçmek, Doğu cephesinde seferberlik yapmak. Eğer Kafkas milletleri İtilaf Devletleri ile işbirliğine giderlerse, Bolşeviklerle anlaşıp bu seddi yıkmak…” gerekmektedir.

NE OLDU?

Mustafa Kemal bu önemli stratejiyi adım adım uyguladı. Çünkü biliyordu ki, bu durum değerlendirmesi Anadolu direnişinin temel işleyişinin ve başarısının önemli sınır taşlarından birisiydi.

Ankara öncelikle hemen Azerbaycan’dan İngilizleri çıkartmak için çalışmalara başladı.[3]

Henüz TBMM Ankara’da açılmadan, Mustafa Kemal, bu durum değerlendirmesinden bir hafta sonra 14 Şubat 1920’de, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Karabekir’den Azerbaycan ve Dağıstan hükümetleriyle ilişki kurulmasını istedi.[4]

Kafkaslar konusunun çözümü için eski bir komutan olan Halil Kut Paşa’yı görevlendirdi. İstanbul’da Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu bulunan Halil Paşa, oradan kaçmayı başarmış ve Sivas’a gelmişti.[5]

Halil Kut Paşa, Enver Paşa’nın amcasıdır. Kut’ül Amare savaşlarındaki başarıları nedeniyle Kut soyadını almıştır. Halil Kut, Rusya ve Kafkaslar’da çok ünlüydü ve seviliyordu. Mustafa Kemal, kendisini Azerbaycan’a gönderdi.

Aynı tarihlerde, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa da (Killigil) Bakû’ya gönderildi ve Anadolu ile Rusya arasındaki ilişkileri sağlayan bir örgüt kuruldu. Kurulan bu örgüt Türkiye’ye yardım sağlayabilmek için Azerbaycan’daki Müsavat hükümetinin ikna edilmesine yardımcı oluyordu. 28 Nisan 1920’de Sovyet ordusu Türklerin yardımıyla Azerbaycan’a girdi.[6] Sonunda, TBMM’nin açılışından 5 gün sonra Kafkas Seddinde yarık açılmıştı.

Mustafa Kemal’in durum değerlendirmesinde üzerinde durduğu önlemler yerine getiriliyordu.

OLAY İNGİLİZ-RUS MÜCADELESİ

Bu konuyu İngiltere Başbakanı L. George’un, İngiltere parlamentosunda, Temmuz 1920’de yaptığı değerlendirmesi ile bağlayalım. İngiltere Başbakanı şöyle diyor:

“Türkiye tamamıyla parçalanmalıdır. İngiltere hükümeti en uygun hareket olarak Yunan birliklerinin kullanılmasını öngörüyor”[7] Llyod George sözlerini şöyle sürdürüyordu:

“Türkiye’ye karşı yapılan hareket, Türk-İngiliz veya Türk-Yunan hareketi değildir. Bu doğrudan doğruya İngiltere ve Rusya arasındaki bir mücadeleden ibarettir.”[8]

TBMM, 23 Nisan 1920’de açılınca, Atatürk 3 gün sonra 26 Nisan 1920’de Sovyetler Birliği Başkanı Lenin’e bir mektup göndererek iki ülke arasındaki ilişkilerin kurulmasını resmen istedi.

Emperyalistlere karşı savaşan Anadolu hükümetinin yanında, Lenin’in yer alacağını ümit ettiğini de belirtti.

Ankara hükümeti ile Rusya arasındaki ilişkiler gün geçtikçe gelişti. Ankara milli hükümeti nezdinde ilk büyükelçiyi Moskova’ya gönderdi. Daha sonra, Rusya’nın gerek silah, araç ve gereç gerekse parasal desteği geldi.

Milli Mücadelede bu ilişkilerin önemi ve katkısı büyüktür.

[1] [Arthur Rosenberg, Bolşevizm Tarihi (Çev.: Aydın Emeç); Jacques Duclos, I. Enternasyonal (Çev.: Ö.Ufuk)] [2] Durum değerlendirmesinin tam metni için, Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.6, s. 266-269. Ayrıca Harp Tarihi Vesikaları Dergisi (HTVD), Mart 1956, s.15, Vesika 388.

[3] Mondros Anlaşması’na göre, Türkiye, kendi askeri gücünü Transkafkasya’dan çıkartamaya mecbur olmuştu.

Bölge İngiltere’nin etki alanı ilan edilmişti. Türkiye’nin Azerbaycan’dan çekilmesi, ülke için ağır bir darbe idi.

İngilizler, o topraklara sömürgeci gözü ile bakmaktaydılar.

Hatta Beyaz Ordu’nun kazanması durumunda Azerbaycan’ı yeniden Rusya’nın sınrların içerisinde, bir vilayet gibi görmek arzusunda idiler. İngilizler; Türkiye’deki Kurtuluş Savaşı’nı yok etmek için, Azerbaycan ile Türkiye arasında tüm yolları kesmişlerdi: bundan dolayı, Musavat Hükümeti’nin, Türkiye’ye yardım etmesi için hiçbir imkânı yoku idi.

[4] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, C.1, s. 516

[5] Taylan Sorgun, Halil Paşa Bitmeyen Savaş, Kaynak Yayınları, 2016

[6] Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, age, TTK, 1987, C.1, s.182; Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, 2. Kitap, Bilgi, 1992, s.193-195

[7] İkdam Gazetesi’den (25 Temmuz 1920) aktaran Z. Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, age.C.II, s. 137.

[8] Hakimiyet-i Milliye, (20 Temmuz 1920).