Avrupa’nın göbeğinde bir cemaat filmi

featured

Ayin ve öncesinde çektiği kısa filmlerinde aile kavramı ve ailenin dağılmasıyla meydana gelen felaketlerin bireyde yarattığı travmaları işlemeyi sevdiğini gördüğümüz Aster, son çalışması Ritüel (Orijinal adı ile Midsommer) ile bu anlamda da şaşırtmadı; zira yine mutsuz genç bir bireyin, dağılmış aileden kaynaklı sorunlarını erkek arkadaşına tutunarak çözme gayreti ile girizgah yapıyor film.

Özlem KALKAN

Ari Aster henüz 33 yaşında genç bir yönetmen, American Film Institute‘de eğitim alan Aster her yönetmen gibi sinema serüvenine kısa metrajlı filmlerle başladı.

Kendini  ispatlayana dek çektiği 6 kısa filmden sonra Ayin ile ciddi bir çıkış yakaladı. Ama ondan bahsetmeye başlamadan önce üniversitede bitirme tezi olarak çektiği The Strange Things About the Johnson adlı 29 dakikalık kısa filmini es geçemeyiz.

Yönetmen olarak gelecek vaad ediyordu ve anladığımız kadarıyla bu filmin soğuk ve itici yapısını  daha sonraki filmlerde de korudu. Yaşı itibariyle Blair Cadısı,  Elm Sokağı Kabusu ve Scream serileriyle büyüyen yönetmenin bu türün etkisi ve hayranlığı altında olduğunu söylesem bile Ayin çekim, kurgu, korku ögeleri ve özellikle muhteşem oyunculukları ile sinemada bir kült olmayı hak ediyordu. (Özellikle Anne’de Toni Colette, Baba rolünde Gabriel Bryne).

Ayin ve öncesinde çektiği kısa filmlerinde aile kavramı ve ailenin dağılmasıyla meydana gelen felaketlerin bireyde yarattığı travmaları işlemeyi sevdiğini gördüğümüz Aster, son çalışması Ritüel (Orijinal adı ile Midsommer) ile bu anlamda da şaşırtmadı; zira yine mutsuz genç bir bireyin, dağılmış aileden kaynaklı sorunlarını erkek arkadaşına tutunarak çözme gayreti ile girizgah yapıyor film.

Sinemada artık örnekleri çok görülen içi boşalmış, (konu ve dramatik örgü bazında da olmak üzere) türlerin en başında gelen korku filmleri, sadece seyircinin sinirini bozma amaçlı çekilmediği sürece hem zor hem de getirisi yüksek bir iş.

1930’lardan bugüne dek Frankensteinler, vampirler ve Dr. Jekyll gibi daha çok hayal ürünü olan korku öğelerinin ve Alfred Joseph Hitchcock‘un (d. 13 Ağustos 1899 – ö. 29 Nisan 1980) yarattığı gizemin ardından korku sineması John Carpenter ve Wes Craven‘ler ile sinematografi  anlayışı ve korku ögelerinin el değiştirmesi ile boyut değiştirse bile korkuyu karanlığa hapsetmek hep süregeldi.

Bir başka deyişle karanlık, bir korku klasiği olarak kaldı!

Ritüel filmi de her korku-gerilim türü gibi belli bir amaçla yola çıksa da merkeze konulan cemaat-komün ilişkisi rahatsız edici.

Yönetmen Ari Aster

Öyle ki film pagan kültürü ile yaşayan -hem de Avrupa’nın göbeğinde- bir topluluğun ilişkisini çekici kılma amacını güdüyor.

Film, az önce bahsettiğim sorunlu birey Dani’nin dramıyla başlıyor. Erkek arkadaşı Chiristian ve üniversitedeki arkadaş grubu, yine aynı okuldan İsveç’li Pelle’nin kendilerini  yaz tatili için İsveç’e davet etmeleri ile başlıyor.

Tatil aslında Pelle’nin kendisinin de dahil olduğu sapkın bir cemaatin, geleneksel 90. bahar şenliklerinin yıl dönümü  kutlamalarıdır.

Pagan kültürünü yaşayan bu topluluk diğer korku filmlerinde görmeye alıştığımız sevimsiz karakterlerin tersine ak saçlı, tonton, yardımsever, dini bütün, güleç yüzlü her yaştan bireylerden oluşmaktadır.

Başlarında, ellerinde ve üzerlerindeki kostümlerde taşıdıkları çiçek motifleri ile aslında bir korku filminden ziyade ”Heidi Alp Dağlarında” modunda dolaşan bu topluluk, İsveç’in dağlık Halsingland adlı bir bölgesinde,devasa yeşillik bir alanın içine inşa ettikleri tahtadan evlerde yaşamaktadırlar..

Bildiğimiz Klasik korku filmlerinin dışına taşan bir görselliğin hakim olduğu filmde mekan ve kamera kullanımının, doğa güzelliğinin hakkını vermeden geçemem. Elinde bıçak gece yarısı kurbanını kovalayan katillerin olduğu klasik bir film olmadığı gibi, korkuyu karanlığa hapseden anlayışı da ters yüz etmiş Aster. Öyle ki güneşin hiç batmadığı, yeşilin bol olduğu İsveç kırlarında acaba korku adına ne işler dönecek diye bekliyorsunuz merakla.

90 yılda bir gerçekleştiği söylenen bu büyük bahar festivaline gelen gençler, sapkın bir tarikatın içinde yapılan tüm ritüelleri hayatın,toplumsal yapının bireylere verdiği rollerin sonuçlarının benzerliğini kurarak normalleştirmeye ve anlamaya çalışırlar.

Öyle ki kayalıkların tepesinden atlayarak intihar eden cemaatin en yaşlı iki bireyinin ardından Chiristian’ın sözleri tam da bunu anlatıyor: ”Biz yaşlılarımızı huzurevine koyarız,onlar bu dertten ve yalnızlıktan kurtarıyorlar yaşlılarını, tercihlere saygı duymak ve anlamak zorundayız!”

Bu arada Chiristian’ın yer yer Dani’ye olan ilgisizliği ve erkek arkadaş rolünü yeterince oynayamaması, Dani’nin aileden gelen travması ile çakıştığında filmin dramatik örgüsünün temelini oluşturduğunu -özellikle finalde- daha net görüyoruz..

Cemaatin aktif üyesi Pelle’nin  Dani’ye söyledikleri çok vurucu oluyor bu noktada: ”Ailen ve erkek arkadaşın sana ne zaman ve na kadar sahip çıktı bu güne dek? Oysa burada kocaman bir ailen var, her zaman yanımda olan.”

Kapitalizmin bireyciliğinin getirdiği yalnızlığı cemaat ve komün ilişkileri ile aşma çabası!

Daha çok dini inanıştan ziyade bir inanış şekli olarak ortaya çıkan pagan, kelime anlamı olarak ”Pagani” den geliyor, yani kırlık yerlerde yaşayan kişileri tanımlamak için kullanılıyor. Dans etme, doğayla iç içe olma, güneş ve ayın hareketlerini festivallerle kutlama… Filmde bunları ve bunlara bağlı dayanışmayı bol bol görüyoruz, ama kurallara uymayan ve ayrılmak isteyenin ölümle cezalandırılması, komün anlayışının komünizmle hiç bağdaşmaması filmi bambaşka yerlere taşıyor.

Alman sosyolog Ferdinand Tonnies‘in ”cemaat ve cemiyet ilişkileri”ni tarif ettiği ünlü aile kuramında olduğu gibi organik ilişkiler; yani üyelerinin birbirine duygusal bağlarla bağlı, tüm ilişkilerin yüz yüze olduğu, bireysel otonominin az, ailede kişilerin yan yana duran fiziksel varlıklar olma dışında,aynı düşünce dünyasını paylaştığı, benzer şekilde yaşayan insanlar topluluğu. Yatay ilişkilerden çok dikey ilişkilerin (emir) mevcut olduğu bir klan!  Ama sarık yerine çiçekli şapka, cübbe yerine renkli elbiseler giyen, sorgulamadan lidere itaat edenlerin olduğu, etmeyenlerin de meçhule gittiği (!) bir cemaat.

İşin ilginç tarafı, İsveç gibi kişi başına düşen refah payı ve hayat standartlarının çok yüksek olduğu bir ülkede cemaat filminin çekilmesi ve cemaat üyelerinin İsveçli olması… Burası da garip geldi ama yönetmenin tercihine saygı duymalı(!)

Aile içi cinsellik, doğum ve sakat çocuklar, fütursuzca işlenen cinsellik ve surata çarpıp şok eden finali ile ben filmi soğuk ve sevimsiz  buldum. Seyretmek isteyenler için iyi seyirler diliyorum.

Özlem Kalkan

veryansintv.com

Avrupa’nın göbeğinde bir cemaat filmi

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!