1. Haberler
  2. Analiz
  3. Aydan Erol Amiral

Aydan Erol Amiral

featured

Alican Türk yazdı…

Geçtiğimiz günlerde Deniz Kuvvetlerimizin bir yıldızı daha kaydı…

Acı haberi 12 Şubat günü akşamüzeri Sincan’da birlikte yattığımız bir komutanımın whatsapp mesajıyla aldım: “Sincan zindanında ağır günleri paylaştığımız ‘Bahriyenin Filozof Amirali’ Aydan Erol’u kaybettik. Ona Tanrı’dan rahmet, kederli ailesi, yakınları ve arkadaşlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.”  

O anda derin bir acı oturdu yüreğime…

Meslek yaşamım sırasında adını duymuştum, ama hiç karşılaşmamıştık, yüzünü bilmiyordum. Bizler Sincan F Tipi Cezaevinde tam 10’uncu ayımızı doldurduğumuz 15 Şubat 2013 tarihinde, ihanet şebekesinin yargı sistemine “savcı” kılığıyla sızdırdığı elemanı Mustafa Bilgili denen hain, eski başbakanlardan Erbakan’ın ölümünden sonra başlattığı 28 Şubat kumpas soruşturması kapsamında dokuzuncu kez düğmeye basmış ve o dalgada emekli komutanlardan Org. Ergin Celasin (ki Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmıştı), Hv. Korg. Atalay Efeer (2019’da vefat etti), Hv.Tümg. Şevket Turan (2022’de vefat etti), Tüma. Mustafa Özbey, Tuğg. İzzettin Gürdal (2019’da vefat etti) ve Tuğa. İ.Ruhsar Sümer ile birlikte Kora. Aydan Erol’u da gözaltına aldırmış, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk etmişti.

Bu yedi komutan Erbakan’ın başbakanlığını yaptığı “REFAHYOL Hükûmetini yıkmak” suçuyla hâkim karşısına çıkmış, dördü “adlî kontrol tedbirleri” ile salıverilirken üçü (A.Erol, Ş.Turan, İ.R.Sümer) tutuklanarak Sincan Cezaevinin A-6 koridoru 18 No’lu soğuk hücresine atılmışlardı.

Aslında Aydan Amiral, bu soruşturmadan 16 yıl önce, yani 1997’de de aynı kapsamda bir soruşturma geçirmişti. 1997’de Erbakan Hükûmeti’nce uygulamaya konan meşhur 28 Şubat MGK Kararlarından sonra – diğer sivil kurumların yanı sıra – Genelkurmay Başkanlığı’nda da kısa adı BÇG olan “Batı Çalışma Grubu” adıyla bir çalışma grubu kurulmuştu; bu grup lâik demokratik düzeni yıkıp yerine şeriat hukukuna dayalı bir sistem koymayı amaçlayan irticaî grupların faaliyetlerini askerî açıdan takip edecekti.

Durumdan çok rahatsız olan irticaî çevreler, BÇG’yi kapattırmak için harekete geçmişti. Bu kapsamda kışkırtılan Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Genel Başkanı Hasan Celal GÜZEL, 28 Temmuz 1997 tarihinde, yani BÇG’nin kuruluşundan 3,5 ay sonra Ankara DGM Savcılığı’na bir dilekçe vererek “Genelkurmay’da BÇG adlı bir yapılanma kurulduğu; bu grubun anayasal düzeni yıkmak, TBMM’ni vazife görmekten men etmek, askerî görev ve yetkilerinin dışına çıkmak, asker ailelerini kanunlara itaatsizliğe ve suç işlemeye teşvik, askerleri kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik” gibi suçlar işlediği iddiasıyla dönemin Genelkurmay 2’nci Bşk. Org. Çevik Bir, Gnkur.Harekât Başkanı Korg. Çetin Doğan ve Dz.K.Harekât Başkanı Kora. Aydan Erol hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.   

Dosyayı inceleyen ve gerekli soruşturmaları yapan Ankara DGM Savcılığı, 04 Ağustos 1997 tarihinde “Takipsizlik” kararı verirken çok önemli ifadeler ve gerekçeler sunmuştu. Kararda; “BÇG’nin illegal bir yapılanma olmadığı, varlığının çok önceden kamuoyuna açıklandığı, TSK ve BÇG’nin anayasal düzeni yıkmak amacıyla değil, tam tersine, Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen demokratik, lâik, sosyal hukuk devletini korumak amacıyla çalışmalar yaptığı” vurgulanıyordu. 

Böylece Çevik Bir ve Çetin Doğan Paşalar ile Aydan Erol Amiral 1997’deki soruşturmada temize çıkmışlardı.

Ancak yukarıda dediğimiz gibi, ihanet şebekesi FETÖ, 28 Şubat döneminde kendilerine çok büyük sorunlar çıkaran bu isimleri bir kenara kaydetmiş, AKP iktidarı ile kol kola olduğu dönem içerisinde özellikle 2006 – 2013 arasında hazırlanan kumpas davalar zincirinde yüzlerce general ve subay arasında bu isimleri de listenin başına yazmıştı.

Nitekim FETÖ’cü savcı Mustafa Bilgili Erbakan’ın ölümünü fırsat bilerek başlattığı 28 Şubat soruşturması kapsamında ilk dalgada Çevik Paşa’yı, 5’nci dalgada Çetin Paşa’yı, 9’uncu dalgada da Aydan Amiral’i gözaltına aldırmış ve tutuklanmalarını sağlayarak demir parmaklıklar ardına koydurmuştu. (Gerçi Çetin Paşa hain şebekenin İstanbul’daki uzantıları tarafından düzenlenen Balyoz kumpasında da soruşturmaya uğramıştı ve çoktan Silivri zindanına atılmıştı.)

Aydan Amiral’le cezaevinde ilk kez 03 Nisan 2013’te avukat görüşü sırasında karşılaştım. Avukatım ile görüşme yaparken yan bölmede kendi avukatıyla görüşen kişiyi tanımasam da bizim soruşturma kapsamında dalgalar halinde tutuklananlardan biri olduğunu tahmin ettim. Nitekim avukatım Atila, onun Aydan Amiral olduğunu söyledi.

Görüşmeden sonra koğuşlarımıza dönerken Aydan Amiral’in önüne çıktım:

– Komutanım, ben Alican Türk… Koğuşunuza bir mektup göndermiştim. Öncelikle geçmiş olsun!

– Aa, öyle mi? Evet, mektubunuzu aldık, teşekkür ederiz… Ne yapalım çocuklar, işte hepimizi böyle uğraştırıyorlar… 

Bir an durdu ve devam etti:

– Ben bizden vazgeçtim, ama sizin için üzülüyorum çocuklar… Bak işte, sen henüz genç sayılırsın… Hadi biz yaşımızı başımızı aldık, yaşadığımız kadar yaşadık, ama sizin önünüzde daha yaşanacak hayatınız var. Bu reva mı şimdi?

– Olsun Komutanım, haksız yere bize yaşatılan bu durumu da bir vatan görevi sayıyoruz. İnşallah bu günler geçecek!

“Hadi biz yaşadığımız kadar yaşadık” diyen Aydan Paşa o gün 73 yaşındaydı…

Ancak bu kadar konuşabildik. Refakatimizdeki infaz koruma memurları nazikçe bizi ayırıp koğuşlarımıza yönelttiler.

Cezaevinde bir daha görüşemedik. Biz 14 Haziran’da tahliye olduk, o bizden sonra yaklaşık 5 ay daha cezaevinde kalıp 07 Kasım 2013 tarihli duruşma ile tahliye oldu. (Böylece Aydan Amiral yaklaşık 7 ay kadar Sincan’da kalmış oldu.)

Mahkeme süreci başladı. O süre zarfında sık sık görüşüp konuştuk. Nezaketiyle, zarafetiyle tam bir beyefendi idi. 

FETÖ’cü Bilgili’nin yazdığı 103 sanıklı (!) iddianamenin 56’ncı sırasındaydı. Yaklaşık 5 yıl süren yargılamalar boyunca vakur duruşunu bozmadı.

Mahkeme heyetinin 3 kez değiştirildiği duruşmalar sonunda “Erbakan Hükûmetini darbeyle devirmek” suçuyla aralarında Aydan Amiral’in de bulunduğu 14 komutana ceza verildi. Yargıtay’ın da onaması sonucu, kendisine ikinci kez cezaevi yolu göründü. 19 Ağustos 2021 tarihinde – diğer komutanlar gibi – kendi ayağıyla giderek teslim oldu ve cezaevine girdi. Bu kez Sincan yerine Silivri’deydi.

Ancak Aydan Erol Amiral artık 81 yaşını aşmıştı. Sağlık sorunları vardı. Bunların başında ağzının içinde, yanakta oluşan kanser vakasıydı.

Onlar içerideyken, bizler de dışarıdan kendilerine destek amacıyla neler yapabileceğimizi düşünüyorduk. Öncelikle bu davanın nasıl uydurma bir kumpas olduğunu, insanların nasıl sahteliği kanıtlanmış sözde belgelerle yargılandıklarını, 28 Şubat davasının nasıl kurmaca bir siyasî dava olduğunu topluma anlatmaya çalışıyorduk. Bu kapsamda 14 komutanın içeri girişlerinin birinci yıldönümünde, aralarında milletvekilleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de bulunduğu yüzlerce kişi ile 15 Ağustos 2022’de Anayasa Mahkemesi önünde bir basın açıklaması düzenledik. Açıklama metnini Aydan Amiralin değerli eşi Sibel Hanım okudu. 

Aydan Amiralin eşi Sibel Hanımın 15 Ağustos 2022 tarihinde Anayasa Mahkemesi önündeki Basın Açıklaması

Tüm çabalarımıza rağmen Aydan Amiral ikinci kez girdiği demir parmaklıklar ardında 439 gün, yani yaklaşık 14,5 ay daha kaldı. Durumunun kritik bir hal alması üzerine 01 Kasım 2022’de sağlık koşulları nedeniyle tahliye edildi. (Böylece Aydan Amiral toplamda yaklaşık 22 ay cezaevinde kalmış oldu.)

Tahliyeden sonra ailenin en büyük işi Aydan Amiral’in sağlık sorunları ile ilgilenmek oldu. Nitekim hastalığı ile ilgili önemli düzelmeler yaşandı.

Ama ne yazık ki 12 Şubat’ta onunla ilgili acı haber geldi. 86’ncı yaşında bu dünyaya gözlerini kapadı. Yurt dışındaki oğlunun da gelmesi beklenerek cenazesi 14 Şubat’ta İstanbul Selimiye Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Karacaahmet Kabristanına uğurlandı.

28 Şubat kumpas davasında hüküm giyip rütbeleri geri alındığı için kendisine askerî tören yapılmadı. Çok gitmek istediğim halde önceden planlı bir işim nedeniyle cenazesinde bulunamadım. Takip edebildiğim kadarıyla emekli amiral – general seviyesinde çok sayıda silah arkadaşının cenazede olduğunu öğrendim. Ama ne TSK’dan ne Deniz Kuvvetlerinden muvazzaf hiç kimsenin katılmamış olması da ayrı bir üzüntü kaynağıydı.

Oysa Cumhuriyet tarihimizin en önemli deniz operasyonlarından bir olan Kardak Krizi ve operasyonu sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın “Kurmay Başkanı” olarak çok önemli görev icra etmişti.

Sahi, biz neden kendimize bunu yapıyoruz anlayamıyorum. 28 Şubat kumpas davasında ceza verilen 14 kişi arasında cezaevinde vefat eden rahmetli Vural Avar Paşa’nın (ki bana göre onun ölümü bir şehadettir) cenazesine de tek bir muvazzaf asker katılmamıştı. Bu kadar mı vefasızlık, korkaklık, sinmişlik olur? Vatan için icabında canını seve seve vermeye yemin eden insanlar siyasî iktidarın olası yaptırımları karşısında bu kadar mı pasifleşir? Kumpas bir davayla verilen uydurma cezalar o insanların bütün ömrünü verdikleri TSK’da türlü başarılara attıkları imzaları yok edebilir mi?

TSK’nın komuta kademelerinin bu durumları yeniden değerlendirmesi gerektiği kanısındayım.  

Aydan Amiral 14’ler arasında Çevik Bir Paşa’dan sonra sağlık nedeniyle cezaevinden tahliye edilen ikinci kişiydi… Yine aynı grupta Vural Avar Paşa’dan sonra vefat eden ikinci,  28 Şubat kumpas davasında tüm yargılananlar arasında ise yaşamını yitiren 17’nci kişi oldu.

Yüce Tanrı ona da Vural Paşa’ya da ve bütün kumpas davalarda yaşamını yitirenlere rahmetini, merhametini esirgemesin!

On(lar)a haksızlık edenler, siyasetle mahkeme kuranlar, suçluyu suçsuz – suçsuzu suçlu yapanlar da ne bu dünyada ne ahirette asla huzur ve iyilik bulamasın!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!