Mehmet Alper yazdı…
“Halklar kendi cellatları tarafından eziliyor.”
“Adam dünyanın petrol rezervinin yarısına sahip, halk bir çikolata için depo dolduruyor.”
“Kaynaklarını halkıyla paylaşmayan, halkını arkasına alamayan diktatörler evlerinden alınmaya mahkûmdur… Bırakın bu emperyalizm vırt zırt hikâyelerini.”
Bu cümleler son günlerde büyük bir rahatlıkla, büyük bir kendinden eminlikle dolaşıma sokuluyor. Öyle ki insan okuyunca sanıyor ki dünyada emperyalizm diye bir şey hiç yaşanmadı, hiç yaşanmıyor; sanki darbeler, ambargolar, kuşatmalar, iç savaşlar, vekâlet orduları, medya operasyonları tarihte hiç olmadı. Öyle bir anlatı kuruluyor ki, sanki Trump sabah kalkmış “dünyadaki bütün diktatörleri devireceğim” demiş; sen de ekrandan “oh olsun, herkes kaçıyor” diye alkış tutuyorsun. Nihat Genç’in dediği gibi: “Emperyalizm masal değildir, masal diyen ya cahildir ya işbirlikçi.”
Çünkü halklar yalnızca kendi cellatları tarafından ezilmez. Çoğu zaman o cellatlar seçilir, parlatılır, beslenir, korunur; zamanı geldiğinde de aynı merkezler tarafından tasfiye edilir.
Sonra dönülür ve denir ki: “Gördünüz mü, kendi diktatörleri yüzünden.” Önce diktatörü sen yarat, sonra halkı onunla cezalandır, sonra da “bak bunlar yönetemiyor” de… Bunun adı siyaset değil, sömürgeciliktir.
Hayır. Bu kadar kolay değil. Bu kadar ucuz bir tarih okumasıyla ne Venezuela’yı, ne Libya’yı, ne Suriye’yi, ne İran’ı, ne Ukrayna’yı, ne Somali’yi, ne Sudan’ı anlayabilirsiniz. O yüzden en baştan bir kural koyalım: Dünyaya bakarken gözlük değiştiremezsiniz.
Venezuela’ya hangi gözlükle bakıyorsanız, Suriye’ye de, İran’a da, Ukrayna’ya da aynı gözlükle bakacaksınız. Orada “emperyalizm masalı”, burada “demokrasi hikâyesi” olmaz.
Nihat Genç’in dediği gibi: “Aynı suya girip birine deniz, öbürüne bataklık diyorsan, mesele su değil, sensin.”
Örnek yerine tam oturmuyor olabilir, teşbihte bilerek hata da yaparak şunu söyleyebilirim; Venezuela diyorsan, Maduro dememelisin. Eleştiriye açık olan İsmet İnönü neyse, Maduro odur. Çünkü Maduro bir şahsiyet değil; bir devamlılıktır, bir yapıdır. Maduro’ya kurduğun her cümleyi Chávez için de kurmalısın. Aksi hâlde dürüst olamazsın…
Bugün İnönü’yü hedef alanlar da aynı şeyi yapıyor. İnönü’yü suçlayarak cumhuriyeti yargılamaya çalışıyorlar. Evet , çok açık söyleyebiliriz ki sömürenlerin gözünde kazandığın için suçlusun, emperyalistlere boyun eğmediğin için suçlusun, petrolünü millileştirmek istediğin suçlusun, kendi şeker fabrikanı kurmak, savunma sanayini kurmak, ağır sanayi hamleleri yapmayı düşündüğün için suçlusun. Kazandığın için suçlusun ve af dilemelisin.
Kendini de şu şekilde affettirebilirsin; emperyalizme duyarlı, işbirliğinde olan liderlerin seçime girmemişte olsa, seçimde yenilmiş de olsa, liderliklerini kabul etmelisin. Bu suçluluk duygusunu İnönü yaşadı. Eğitimde ve bir çok şeyde kapılarını ABD’ye açtı. Anlaşma yoluna gitti. Aynı hatayı Maduro’da yaptı. “ABD ile anlaşmaya hazırız” dedi.
Kemalizmin kalıntılarından kurtulmak isteyen güçler Mustafa Kemal sonrası dönemde İsmet İnönü’yü hedef alarak bu işi kolaylıkla yapabilirdi. Daha sonrasında ise Celal Bayar ile dialogunu gönül rahatlığıyla sürdürebilirdi. O zaman cumhuriyet daha ağır bir yara alırdı.
Belki dünya savaşı belasından bile kurtulamayabilirdik. Bu senaryo için aylarca bayram yapacak kitle bulunamaz mıydı?
Venezuela’nın bugün geldiği noktada sorumluluk dağılımı net olmasa ve bu matematikçi Pareto’nun %80–%20 kuralı geçerlidir. Venezuela’nın sorunlarını %80 emperyalist ambargo, %20 iç çürüme. Nihat Genç’in ifadesiyle, “Ambargoyla boğazına basılmış bir ülkeye ‘neden nefes alamıyorsun’ diye sormak ahlaksızlıktır.”
Venezuela’nın nefes alamayan bir ülke haline geldiği doğrudur. Ancak bunun çözümü yine Bolivarcı ilkelere göre kendi içinde çözülmeli.
Dışardan bir yardımı meşru göstermek en büyük mandacılıktır. Muhaliflerin kendilerine sorması gereken soru , Suriye olmayı ne kadar istiyoruz.
“Göç ediyorlar” diyorlar. Evet, ediyorlar. Peki soralım: Bizdeki beyin göçü mü daha az, Venezuela’daki mi? Ama kimse çıkıp “o zaman başkanlarını öldürelim” demiyor. Küba ortada. Artık Venezuela’nın sağladığı yardımlar yok. Elektrik de yok, 60 model arabalarla dolaşıyorlar, halk zor durumda. Ben de şimdi şöyle mi demeliyim; “harika fikir, başkanlarını öldürelim”? Ama bombalamalıyız Küba’nın %85’i göçmüş ve halinden memnun değil.
BAE’de diktatör yok mu? Var. Peki neden ambargo yok? Kanada’ya, Danimarka’ya bakalım.
Orada cellat yok mu? Var. Ama daha sofistike. Bir ay olmadı, eyalet valisi atandı; “yönetimine karar verdim” dendi. Bu ülkeler kötü yönetildiği için mi buna maruz kaldı?
Yoksa güçsüzleşen her yapıya, çıkarlar doğrultusunda yapılan emperyalist müdahalenin meşrulaştırma biçimi mi bu? BOP’ta eyalet valisi atanmadı mı?
Suriye’de Esad’ı kim seviyordu? %4’lük bir aile ülkeyi sömürüyordu. Ama dış müdahale geldi, rejim gitti, ülke gitti. Şimdi Suriye var mı? Yok. İran’da kadınlar başı açık gezemiyor, içki yasağı var, mollalar var. Rejim desteği %20 diyelim. Halkın %80’i mollaların gitmesini ister. Ama yarın mollalar devrilirse ne olur? İran uygarlık tarihinden silinir. Bir ülkeyi özgürleştirmek için önce haritadan silerler. Yine aynı denklem: %80 emperyalist düzen, %20 iç çürüme.
Ukrayna’da “Zelenski şarlatan” diyorlar, “yolsuzluk var” diyorlar. Peki savaşı kim başlattı?
Ukraynalılar mı “Rusya’ya saldıralım” dedi? Ordusu Avrupa’nın en büyüğüydü, tarlalarından hububat fışkırıyordu. Şimdi çöktüler. Alkış mı tutacağız? “Aferin NATO” mu diyeceğiz?
Nihat Genç burada net: “Mazlum milletlerin sırtında büyük güçlerin savaşını alkışlayanlar, mezar kazıcının yanındadır.”
Somali’yi böldüler, yarısını Somaliland yaptılar. Filistinlileri sürmenin altyapısı bu. İç savaşa düştü diye Somali’yi mi suçlayacağız? İç karışıklıkları çıkaran %80, onlara alet olan %20.
Sudan için de tablo farklı değil. Filistin için yazmaya bile gerek yok; kötü yöneticiler gitti diye halk bombalanınca sevinen bir akıl var mı hala yer yüzünde.
Dünyada 193 ülke var. 193’ünde etnik sorunlar , din kaynaklı çatışmalar var. Olmayanın da sınır sorunları var. Bunlar güncel sorunlar. Kırılma fayları. Bunların hepsinin de belli siyasi sorunları olan liderleri var. Hangi gözlükle bakacağız. ABD’den 192 sine müdahale etmesini mi isteyeceğiz. ABD’nin ilgisini çeken 10 ülke var.
Bir sır vereyim. İlk 10un içindeyiz. İş bu durumda 9 ülke için ne istiyor ya da ne düşünüyorsanız benzeri sizin için de yaşanacak.
NATO şemsiyesi bizi korumaz. Korusa Danimarka’yı korurdu. NATO üyesi. Akdeniz’de bize karşı ittifak var. Korusaydı bu olur muydu? Emperyalizm güçlü olana saygı duyar, direnene saygı duyar, uzlaşanı yer. Maduro’nun sözü bu yüzden önemlidir: “ABD ile uyuşturucu ile mücadelede anlaşabiliriz.” Uzlaştığın an bitersin. Bugün saf sıklaştırma günüdür. Sarı öküzü vermeyeceksin. Çünkü Nihat Genç’in dediği gibi: “Bir kere verdin mi, gerisi zaten senin değildir.” Emperyalizm başka dilden anlamaz.
İnönü,devamlılık değildi.Kaynak: inönü/ Metin Aydoğan