Baba dediğin...

İsmet Hergünşen yazdı...

Baba dediğin...

Haziran ayının en müstesna günlerinden biri, biz erkekler için babalar günüdür.

Evin lideri ve reisi sanılan ıssız adamlar için yılın bir günü de olsa anılmak ve de kutlanmak hiç yoktan iyidir.

Aslında baba kelimesi tılsımlıdır, Türk halkı için. Hangi sıfatı yüklerseniz yükleyin, ucu gider dayanır ta bir yerlere...

Biyolojik baba, Devlet baba, Şam baba, Hıyarlı baba, kırk haramilerin Ali babası, İskele babası, Mafya babası, şimdilerde “Z kuşağı” için babişko ve daha nice babalar...

Hayırlı baba da vardır, tabii ki...

Sosyal ve siyasal yaşantımızda yerini alan bu sözcük beyaz perde, sanat ve çim sahalarda da özel anlam yüklenerek, 7’den 70’e herkese benimsetilmiştir.

Çocuğun doğumuyla başlayan biyolojik babalık görevi, gün gelir otokratik eğilimli toplumlarda yerini “Devlet Baba”ya bırakır.

Nasıl bir duyguysa artık... “Devlet tektir, kutsaldır ve herşeyin üstündedir.”

Siyasete “dün dündür, bugün bugündür” “anlayışı getiren hamaset uzmanı eski bir siyasetçimize de baba yakıştırmasında bulunulmuştur.

Öyle ki; cömert halkımız 6 kere giden bu babayı 7. kez göreve getirerek fötr şapkasını taktırmaktan pekte geri kalmamıştır.

24 Ocak 1980 kararları ile liberal ekonomiye geçişle birlikte, günümüzde mümkün olmayan eski seçim tartışması programlarının birinde, baba bir kez daha belleklere kazınmıştır.

“Satarsın, satamazsın” derken “babalar gibi satarım” noktasında devletin küçültülmesi ayağına ne varsa ne yoksa satılmıştır.

Sosyal devlet ilkesinden her geçen gün biraz daha uzaklaşılan ülkemizde, büyüme rakamlarına katkısı olacak şekilde zevahiri kurtarmak, dolaylı vergilere ve kredi garanti fonlarına kalmıştır.

Yeşil alanların tarumar edilmesiyle betonlaşan mahallelerde, renkli televizyon dünyasına mahkum edilen apartman çocukları, “Şirinler” diye bir çizgi filmle neredeyse sokakla bağlantılarını kesmişlerdi.

Şirinler köyünde her olayda, asli babadan ziyade Şirin Baba'nın yanına gidilir. O; ne derse o yapılırdı. Köydeki diğer şirinlerin hiçbir söz hakkı yoktur. Hiçbir şirinin isteği, fikri, düşüncesi umursanmazdı.

Şirinler sadece çizgi film olarak kalmadığı gibi boyama kitapları, oyuncaklar, ev ve okul eşyaları ya satış reyonunda ya da promosyondadır.

Dalga dalga tüm ülkeye yayılan tüketim çılgınlığı ile “Yerli Malı Haftası” unutturulmuş ve kültürel yozlaşma başlamıştır.

90’lı yılların başından itibaren neo liberal politikalardan nasibini alan bir diğer kesim, yeraltı dünyasının baba lakaplı kabadayılarıdır.

Bilmedikleri mecralara doğru sessizce ve derinden giden mafya sıfatını alan babalar tarikat, siyaset ve bürokratik uluslararası ilişkiler yumağında kendilerine yer bulmuşlardır.

Türk sinemasında da, baba tiplemelerinin tartışılmaz yeri vardır.

Yeri geldi güldürdü, yeri geldi ağlattı, yeri geldi düşündürmüşlerdir.

Hele, bir Yaşar Usta repliği var ki, unutulmazlar arasında yerini almıştır.

Bak beyim. .............Ben bir babayım. Biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun. Dokunma artık aileme. Dokunma çocuklarıma. Dokunma oğluma. Dokunma gelinime. Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemis olan ben, hiç düşünmeden çeker vururum seni. Anlıyormusun. Vururum ve dönüp arkama bakmam bile...

Bir de, evimizin baş köşesini terk ettiğimiz geveze kutularında izlediğimiz onca baba dizisi...

Bir bakmışız “Süper Baba” olmuşuz, sonrasında da “En Son Babalar Duyar” misali...

Babalar gününü kutladığımız bu günde, terk-i dünya etseler dahi her daim arkamızda dağ gibi duran ve bize güç katan babalara, Necmettin İsmetcan Hergünşen’in dizelerini ithaf ederim.

Babam ve Ben

Dün mü!..
Keyifli bir gündü...

Uzunca zamandır
Çok da özlemişim
Baba oğul olmayı
Başbaşa kalmayı
Sohbet etmeyi
Dertleşip, dinlemeyi...
Hiç bitmesin istedim...
Bir daha kimbilir

Belki de, yarından yakın...
Her güzelliğin bir sonu vardır, derler ya
Öylesine anların kıymetini bilmeli insan...