1. Haberler
  2. Siyaset
  3. Bahçeli, Öcalan için ‘statü’ istedi… DEM’den destek geldi: Özgür yaşayıp özgür çalışabilmeli

Bahçeli, Öcalan için ‘statü’ istedi… DEM’den destek geldi: Özgür yaşayıp özgür çalışabilmeli

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, MHP lideri Bahçeli'nin bugünkü grup toplantısında teröristbaşı Öcalan için 'statü' talebinde bulunmasına ilişkin konuştu. Bahçeli'nin vurgusunun çok önemli olduğunu söyleyen Hatimoğulları, Öcalan'ın özgür yaşayabileceği ve özgür çalışabileceği koşulların bir yasal çerçeve oluşturularak hukuki güvence altına alınması gerektiğini savundu" Hatimoğulları, "sürecin kurucu önderinin" ve baş aktörünün Öcalan olduğunu vurguladı.

featured

MHP lideri Bahçeli bugün partisinin TBMM’deki grup toplantısında terör örgütü PKK’nın elebaşı Öcalan hakkında “PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa ki bize göre vardır bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır? Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır” ifadelerini kullandı.

İlişkili Haber
thumbnail

Bahçeli’den kritik açıklamalar: Öcalan için ‘statü’ çıkışı… MEB’i tebrik etti, ‘Laiklik’ bildirisine ateş püskürdü!

Haberi görüntüle

Bahçeli’nin sözlerine DEM Parti’den yanıt geldi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM grup toplantısında Öcalan’ın statüsünün yasal bir düzenleme ile tanımlanması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Nasıl ki Kürt tarafı silahların devreden çıkması ve demokratik siyasetin esas alınması yönünde tarihsel bir irade ortaya koyduysa devlet de buna karşılık çözümü güvenlikçi yöntemlerle değil, hukukta, siyasette, demokratik düzenlemede aradığını açıkça ortaya koymalıdır. Peki bu süreçte ne yapmalı? Can alıcı sorulardan biri budur. Kalıcı bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç sözde kalmamalı. TBMM çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı.”

‘BAHÇELİ’NİN STATÜ VURGUSU ÖNEMLİ’

Grup toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Hatimoğulları, “Bugün Sayın Bahçeli’nin İmralı ve Sayın Öcalan için özel statü vurgusu son derece önemli bir vurgudur. Bizler bunu bugün kürsüde de ifade ettik” dedi. Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının ardından “Kürt cenahı” tarafından somut adımlar attığını savunan Hatimoğulları, ancak Meclis komisyonu kurulması ve rapor hazırlanmasının ötesine geçilemediğinden yakındı. “Sürecin daha sağlıklı ilerleyebilmesi için bu süreçte baş aktör ve baş müzakereci olan Öcalan’ın bulunduğu koşulların düzenlenmesi, özgür yaşayabileceği ve özgür çalışabileceği koşulların ortaya çıkması gerekiyor. Bu anlamıyla İmralı’ya ve Sayın Öcalan’a özel statü tanımlamasının bir yasal çerçeveye kavuşturulması ve bu herkesçe bilinmesi gerekiyor, sürecin de işlemesi gerekiyor.”

‘ÖCALAN’IN ÖZGÜR YAŞAYABİLECEĞİ VE ÇALIŞABİLECEĞİ KOŞULLAR SAĞLANMALI’

“Beklentiniz nedir, bu statü tam olarak nasıl ifade edilebilir?” şeklindeki soruya yanıt veren Hatimoğulları “Sayın Öcalan’ın özgür yaşayabileceği ve özgür çalışabileceği koşulların buna bir yasal çerçeve oluşturularak bir hukuki güvence altına alınması gerekiyor. Bundan sonraki sürecin daha sağlıklı ilerleyebilmesinin yolu hukuksal düzenlemelerle ve sorunun adını tam koyup somut çözümler üretmekle mümkün. Bu anlamıyla az önce de ifade ettim.

‘BU SÜRECİN KURUCU ÖNDERİ ÖCALAN’

Bu sürecin baş müzakerecisi ve baş aktörü, devlet ve örgütü arasındaki görüşmeleri sağlayan ve bu sürecin aynı zamanda bir kurucu önderi de olan Sayın Öcalan’ın koşullarının düzenlenmeli ve statü tanımlamasıyla ilgili bir yasal çerçeve oluşmalı.”

‘TÜRKİYE’DE GÖRÜŞMEK İSTEDİĞİ HER KESİMLE GÖRÜŞEBİLECEK KOŞULLAR OLUŞMALI’

Hatimoğulları, “Siz de baş müzakereci sıfatının bir tanımı var mı? Bunun çalışmasını yaptınız mı?” sorusu üzerine şunları söyledi:

“Bunun çalışması tabii ki yapıldı. Burada özetini geçecek olursak; bu görüşmeleri yürüten Sayın Öcalan’ın çalışma koşulları çok net bir biçimde tanımlanmalı. Nedir bunlar? Türkiye’de görüşmek istediği her kesimle görüşebilecek koşullar oluşmalı. Aydın, yazar, gazeteci, hukukçu, siyasetçi; her kesimle özgürce ve rahat görüşüp görüş alışverişinde bulunabilmeli. Kendi örgütü ile görüşmeleri daha doğrudan ve direkt olabilecek şekilde bunların sağlanması ve Orta Doğu’daki birçok siyasi çevre ile görüşme talebinde bulunmuş; bunların doğrudan sağlanabileceği koşulların oluşması gerekiyor. Bunun yanı sıra bu çalışma koşullarının net bir şekilde sağlanması ile birlikte, esas olarak Kürt sorununa yaklaşım ve çözüm noktasında yeni yasal düzenlemelerin oluşturulması ile ilgili yine benzer bir diyaloğun baş müzakereci ile gelişmesi son derece önemli olacaktır.”

Öte yandan, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın partisinin TBMM grup toplantısında gündeme dair açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“(21 Şubat Dünya Anadili Günü) Anadil günü, Türkiye’nin gerçek zenginliğini bize hatırlatır. Türkçe’nin, Kürtçe’nin, Arapça’nın, Lazca’nın, Çerkesçe’nin, Ermenice’nin, Rumca’nın, Süryanice’nin ve daha nice dilin aynı gökyüzünü paylaştığı bir ülkeyiz.

Anadil, doğuştan gelen temel hakların başında gelir. Anadil veya çok dillilik, bir ülkeyi ayrıştırmaz, bir ülkeyi bölmez; farklı inançlardan ve yurtlardan yaşayan insanları birleştirir.

Anadil, eşit yurttaşlığın, demokrasinin, adaletin somut adıdır. Hiçbir dil “bilinmeyen” değildir. Tersine, hakikatin kendisidir. 21. yüzyılda dillere UFO muamelesi yapanların yüzleri kızarmalı, utanmalıdır.

Milyonlarca Kürdün yaşadığı bu ülkede anadilin aynı zamanda eğitim dili olması ülkeyi bölmez; toplumu bütünleştirir.

Ve biz çok iyi biliyoruz ki; anadili özgürleşmeden demokrasi tamamlanamaz. Her dilin onuruyla konuştuğu bir Türkiye, eşitliğin ve ortak geleceğin güçlü bir kazanımı olacaktır. Yaşasın Dünya Anadili Günü. Yaşasın Türkiye’de yaşayan bütün diller.”

AÇILIM SÜRECİ

“Türkiye; tarihinin en kritik, en kırılgan ama gerçekçi bir çözüm çizgisinden ilerlenirse bir o kadar da umut vadeden dönemlerinden birinden geçiyor” diyen Hatimoğulları’nın açılım sürecine dair açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Önümüzde duran günler, sıradan günler değil, yüzyıllık bir düğümün çözülüp çözülmeyeceğine karar vereceğimiz anlardır.

Bu çerçevede, İmralı Heyetimizin 18 Şubat’ta yaptığı açıklamadaki Sayın Öcalan’ın ifadesi çok önemli bir siyasi beyandı.

Bu beyanda yer alan Sayın Öcalan’a ait bir cümlenin altını özellikle çizmek istiyorum: “Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada nasıl yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz.”

Evet, “birlikte nasıl yaşayacağız?” Bu soru Türkiye’nin temel sorusudur. Bu soru ve cevabı bulmak, yeni dönemin pusulasını bulmak demektir.

Biz artık zora dayalı yaşamın sonucu olan ölümü değil, rızaya dayalı olan özgür ve demokratik yaşamı konuşmak istiyoruz.

Bu soru, artık “ülkenin ödevidir.” Dolayısıyla bu soruya yanıt düşünmek, öneri üretmek, katkı vermek 86 milyon yurttaşın ortak sorumluluğudur.

Dönem, şiddetin devreden çıktığı, sözün ve siyasetin konuştuğu bir “demokratik bütünleşme” dönemi olmalı. Toplumsal uzlaşıyı esas alan, Meclis zemininde yasal güvenceler hayata geçmelidir.

Mesele artık “aynı evin içinde kuralları nasıl koyacağız” müzakeresidir.

‘RAPORUN EKSİKLİKLERİ VAR’

Tam bu noktada ortak rapora değinmek istiyorum. Bildiğiniz üzere “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun taslak raporu kamuoyuyla paylaşıldı.

Komisyon raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri var, toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var. Kullanılan dil eski ezberlere dayanıyor, oysa dili çözüm dili olmalıydı.

Kürt sorunu “terör parantezi”ne sıkıştırılarak ancak kendinizi kandırırsınız.

Kürt meselesini sadece bir güvenlik, bir terör sorunu gibi parantezler içinde sıkıştırmaya kalkmanız kabul edilebilir bir şey değildir.

Komisyon raporunda yer alan kimi yasal düzenlemeler ve demokratikleşme çerçevesi de elbette önemlidir. Türkiye’nin sorunlarına derman olmaya adaydır, ama gereklilikleri yerine getirilirse tabii.

‘BAYRAM SONRASINI BEKLEMEYE GEREK YOK’

Raporda yer alan yasal ve demokratik öneriler için bayram sonrasını beklemeye gerek yoktur. Meclis elini acilen taşın altına koymalıdır. Bu kapsamda tek bir yasal değişikliğe gerek olmayan önerilerin hayata geçmesi için beklemeye gerek yok.

Raporda yer alan “AİHM ve AYM kararları uygulansın” vurgusu için yargı erkinin beklemesini gerektiren hiçbir şey yok. Bu bekleme keyfi bir beklemedir.

Ayrıca Sayın Kurtulmuş’un ve diğer iktidar temsilcilerinin işaret ettiği “bayram sonrası”nı beklemenin bir manası yoktur.

Gelin, hayırlı bir ayda hayırlı işler yapalım. İnfaz kanunu, çerçeve kanun, demokratikleşme kanunlarını bu ay çıkaralım. Bayramda 86 milyona müjdeler ve mutluluklar verelim.

Biz DEM Parti olarak buradayız. Demokrasi, eşitlik ve özgürlük perspektifimize güveniyoruz. DEM Parti’nin önü açılmalıdır. Meclis üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Yasal değişiklik önerilerimizle bir ayda Türkiye’ye mutluluk getirebiliriz. Tarihi ve köklü sorunların çözümü için kapıları ardına kadar aralayabiliriz.

Biz hazırız. Buradayız. Hukukun ve adaletin bu ülkeye her şeyden daha güçlü şekilde nefes aldıracağını biliyoruz.

Tarih bize şunu öğretti: İnkâr, isyanı doğurur. Bir tencerenin kapağını sıkıca kapatıp “buhar yok” demekle basıncı yok edemezsiniz. Basınç birikir ve patlar.

Şimdi o kapağı açma ve basıncı enerjiye, toplumsal barışa dönüştürme zamanıdır.

Artık eski dilden, çözümsüzlük ve şiddet dilinden, müzakere ve barış diline geçmek zorundayız.

Barışın mimarisi, temennilerle değil, ilkelerle, yasalarla ve kurumlarla kurulur.

Türk-Kürt kardeşlik hukuku, hamasi nutuklarla değil, eşit yurttaşlık ve yasal güvencelerle ete kemiğe bürünür.

Bizim ihtiyacımız olan şey, bin yıllık kardeşlik hukukunu bugünün demokratik ilkeleriyle, eşitlik ve özgürlük değerleriyle kurmaktır.

Tam da böylesi bir atmosferde, sözün en hayati yerine, meselenin kalbine gelmek istiyorum.

‘SIRA DEVLETİN KENDİ 27 ŞUBAT’INI İLAN ETMESİNDE’

Bakın, yıldönümüne üç gün kalan 27 Şubat 2025… Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısını yaptığı gün. Türkiye tarihinin en önemli eşiklerinden biri. Bu tarih, tüm ezberlerin bozulduğu, barış iradesinin en net, en yalın ve en güçlü şekilde ortaya konduğu gündür.

Kürt siyasi hareketi ve Sayın Öcalan, bu tarihin gerekliliklerini yerine getirmiş, barış elini havada bırakmamış, silahları susturma iradesini beyan etmiştir. Toplumsal barış için atılması gereken en zor adım atılmıştır.

Buradan açıkça ifade ediyorum: Sıra devletin kendi 27 Şubat’ını ilan etmesindedir.

Nasıl ki Kürt tarafı kendi tarihi dönüşümünü, silahları bırakıp demokratik siyasete geçişi ilan ettiyse, devlet de kendi “27 Şubat”ını gerçekleştirmelidir.

Kürtler “silahlara veda” demiştir, devlet de “eski güvenlikçi ezberlere veda” etmelidir. Bunun zamanı gelmiştir.

‘ÖCALAN’IN STATÜSÜ TANINMALI’

Kalıcı bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır.

Bu süreç sözde kalmamalı, TBMM çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı. “Kürde barış, Türkiye geneline demokrasi” yaklaşımı hızlıca hayata geçirilmeli, muhaliflere dönük soruşturmalar sonlandırılmalı. Kayyım düzeni bitmeli, halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas olmalı. Kürtlerle ilişki terör ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı, eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturtulmalı. Devlet-vatandaş bağı inkârla değil, kabul, adalet ve onurlu barış temelinde yeniden kurulmalı. Ekonomik barış sağlanarak siyasi barış ve toplumsal barışa dair umutlar yeşertilmeli.

27 Şubat’ın yıldönümüne yaklaşırken, sadece iyi niyet beyanları değil, somut yasal adımlar bekliyoruz.

Gelin barışı hatırlanan bir gün olmaktan çıkarıp işleyen bir düzen haline getirelim.”

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!