Ben önce hekim, sonra psikiyatristim

Ben önce hekim, sonra psikiyatristim

Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Psikiyatri Derneği’nin dün ortaklaşa yaptıkları bir açıklamayı şaşkınlıkla karşıladım. Öncelikle bu açıklamayı sizinle paylaşmak ve bölüm bölüm ele almak isterim:

“Sağlık çalışanları tükendiğinde yerleri doldurulamaz!

Pandemi tüm yakıcı etkisi ile devam ederken sağlık çalışanları koronavirüs enfeksiyon etkenine ve COVID-19 hastalığına genel toplumdan 14 kat daha sık yakalanmaktadır. Yükleri günden güne arttığı halde çalışma koşulları ve ücretlerinde bir iyileşme yerine hak ettiklerini saygıyı bile göremeyip idareciler tarafından “kendilerini hastalandırmak”la suçlanıyorlar. Sağlık çalışanlarının ne beden enerjisi, ne ruhsal gücü sonsuzdur. Sağlık çalışanlarının tükenmesi, toplum sağlığı için koronavirüs enfeksiyonu kadar önemli bir sorundur.”

Bu paragrafın altına imzamı atarım, bu söylenenlerde bir beis yok elbette…

Devam edelim:

“Tükenmişlik kavramı, çalışma ortamının ruh sağlığı kapsamında 40-45 yıldan beri tanınmakta, önleme ve baş etme yolları bilinmektedir. Kişinin bedensel ve ruhsal enerji kaynaklarının bitmesini ifade eder. İnsanlarla yoğun ilişki gerektiren, doğası gereği fedakarlığa dayalı ve sorumluluğu yüksek meslek üyelerinde daha fazla görülür. Sağlık alanının da bu bakımdan tüketicilik potansiyeli yüksektir.”

Tükenmişlik kavramı hakkında söylenenler ve sağlık çalışanlarında normal popülasyona göre daha çok görüldüğü ifadeleri de doğru ifadelerdir. Fedakârlık konusu zaten tartışma götürmez.

Devam:

“Küresel salgın öncesinde de ülkemizde, sağlık çalışanlarının “yaşamı koruma” sorumluluğu, şefkatli olma zorunluluğu, yaşam ile ölüm arasında bıçak sırtında çalışma ve gittikçe artış gösteren şiddet görme riski nedeniyle tükenmişlik olasılığı yüksekti. Küresel salgınla birlikte buna kendilerine, aile bireylerine, yakınlarına virüs bulaşma ve hastalanma riskinin yükü de eklenmiştir. Ancak ne yazık ki küresel salgın döneminde ülkemizde sağlık çalışanlarının tükenmişliğini önlemeye yönelik alınan önlemler yetersiz kalmıştır.”

“Bununla birlikte sağlık çalışanları küresel salgın döneminde aile bireylerinden ayrı yaşama ya da aynı evin içinde uzakta durma gibi nedenlerle ruhsal yönden yakınlarının desteğine en çok gereksinim duydukları dönemde onlardan uzak kalmak zorunda kalmışlardır. Bu da tükenmişliği artırmıştır.

Bulaş riski yüksek olan sağlık çalışanlarına tarama testleri tıbben gerekenden çok az uygulandı ya da hiç uygulanmadı. Hastane ortamında şiddetli virüs yüklenmesiyle karşılaşan sağlıkçılar bulaştırıcı olup olmadıkları hakkındaki bilgisizliğin verdiği kaygı içinde kaldılar. İdari kararlar tıbben gerekenden farklı olduğunda bu durumun getirdiği yük tükenmeye dönüştü. Hastalanan sağlık çalışanlarının göreve dönmelerinin hemen ardından ani ölümleriyle karşılaşılması, tıbbi yönden “göreve başlama” ölçütlerinin uygulanmasında duyarlık gösterilmediğinin göstergelerindendir. Ülkemizin sağlık sistemi kendi çalışanlarına şefkatli davranmamaktadır.”

Bu paragraflar çok doğru ve kesinlikle altına imzamı atarım ama TTB ve TPD yetkililerinin pandemi öncesi, başlangıcı ve şu anda meslektaşlarımızın yaşadıkları zorluklarla ilgili neler yaptıklarını bilmek isterim açıkçası… Mesela TTB, TPD Başkanı ve yetkilileri Sağlık Bakanı ve Bakanlık yetkilileriyle herhangi bir görüşme yapmışlar mıdır ya da görüşme talepleri olmuş mudur? Olduysa hangi sonuçlar alınmış, hangi konularda red cevapları almışlardır.

Mesela, hastalandıktan sonra göreve dönen meslektaşlarımız hakkında, hastane sağlık kurullarınca göreve dönmeleri sakıncalıdır raporu verilmiş midir? Verilmesine rağmen idare onları zorla göreve mi iade etmiştir? TTB hastalanan meslektaşlarımızın göreve dönme ya da dönmemeleriyle ilgili bir çalışma veya öneriler zinciri hazırlamış mıdır? Meslektaşlarımız, görevlerine kendi istekleriyle dönüyor olabilir mi?

Devam edelim:

“Salgınla mücadelenin toplumsal yönünü temelde yurttaşların kendi olanaklarıyla önlem almaları öneri ve uyarılarıyla sınırlı bırakıp pandemiyi hastanelerde karşılama stratejisinin doğal sonucu olarak tüm yükü sağlık çalışanlarına yüklemesi nedeniyle olağan görevlerinden daha ağır yükler sırtlamak zorunda kalan sağlık çalışanlarının mesleki tükenmişliği artmıştır. Pek çok ilde istifaların açılması ile birlikte toplu istifalar olmuş, pek çok çalışan da emekliye ayrılmıştır ve bu dönemde intihar oranlarında artış olmuştur. Küresel salgın, sağlık çalışanları için bir salgından çok daha olumsuz sonuçlara yol açmıştır.”

Sağlık çalışanlarının iş yükünün çok arttığı, hayati tehlike içinde can hıraş çalıştıkları konusunda bir şüphe elbette yoktur. Buna bağlı ruhsal şikâyetlerinde artma görülmesi, ruhsal bozukluklarının artması ve intihar düşünce, girişim ve ölümlerinde yükselmelerin olacağı eski salgınlarda yapılan çalışmalardan da öngörülebilmektedir. Bunun için meslektaşlarımızın en etkin biçimde korunması, iş yüklerinin azaltılması çok önemlidir. Ancak bir meslek örgütü olarak TTB ve TPD bu meslektaşlarımızla ilgili sorunlar hakkında çalışmalar yapmış mıdır? Kaç meslektaşımız intihar etmiş, kaçı hastalık nedeniyle ölmüş, kaçı intihar girişiminde bulunmuş ve kaçı bu girişim sonucunda ölmüştür? Bunların uzmanlık alanlarına göre dağılımı nedir? Kaçı pratisyen hekimdir? Bu arada kaç tıp fakültesi öğrencisi ölmüş, hastalanmış ya da intihar etmiştir? Onların eğitim faaliyetleri hakkında meslek örgütümüz ne önermektedir?

Devam edelim:

Küresel salgının başladığı ülke olan Çin ve İtalya’da bu süreçte yaşananlar, ruh sağlığı destek sistemlerinin önemli olduğunu göstermiştir. Enfeksiyon hastalığı ile mücadele kadar bu sürecin oluşturduğu ruhsal sorunlarla da mücadele edilmesi gerekliliği ifade edilmiştir. Ülkemizde ise ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı ve asistanı hekimler pandemi servislerinde pratisyen hekim olarak görevlendirilmişlerdir. Bu uygulama, çok sayıda uzman adayının eksik eğitimine yol açmakta, ruh sağlığı sorunu olan bireylerin tedavilerinde aksamalara neden olmaktadır. Üstelik bu uygulama ruh hekimlerinin sağlık çalışanlarının hastane içinde ruh sağlığını yükseltme, tükenmeyi önleme için program hazırlama ve uygulama olanağını da ortadan kaldırmaktadır. Oysa ruh hekimlerinin hastane pandemi kurulu üyesi olmaları ve hastalarının tedavi hizmetleri yanında sağlık çalışanlarının ruh sağlığının desteklenmesi amacıyla da asıl işlerini yapmaları gerekmektedir. Sağlık çalışanlarının tükenmelerini önlemek amacıyla ruh sağlığı yönünden tarama çizelgeleri ve psikiyatrik muayenelerle izlenmeleri gereklidir.

Şimdi en büyük itirazım bu cümleye… Öncelikle şunu merak etmekteyim, kaç psikiyatri uzmanı veya  asistanı pandemi kliniklerinde görevlendirilmiştir? Bu görevler sırasında yanlarında  diğer branşlardan -özellikle göğüs ve enfeksiyon- hekimler bulunmakta mıdır? Bu görevlendirmelerin kaçı gece nöbeti kaçı gündüz görevidir?

Meslek örgütlerinin bu tip cümleleri kurarken net sayılar ve tanımlamalar yapması önemlidir. Mesela diğer branş hekimleri ve pratisyen hekimler pandemi kliniklerinde yalnız başlarına mı, yoksa enfeksiyon hastalıkları veya göğüs hastalıkları uzmanlarının eşliğinde mi çalışmaktadır?

Psikiyatri uzmanı ve asistanlarının bu kliniklerde çalışmaları bu konu hakkında yapılacak diğer çalışmaları engellemekteymiş… Şimdi bir soru daha sormalıyım, pandemi başından itibaren üniversitelerde ruh sağlığı ve pandemi hakkında yapılmış kaç bilimsel çalışma mevcuttur? Üniversite hocaları bu çalışmalar için ne yapmaktadır?

Psikiyatri uzmanları bu itirazı yaptığında, nörologlar, cerrahlar ve diğer branşlarda bu konu bizimle ilgili değil diyerek kenara çekilirse ortaya nasıl bir sonuç çıkacaktır? Ayrıca diğer branş hekimlerinin çalışma koşullarını bilmek onlara yardım edebilmek için çok daha sağlıklı bir ortam yaratmaz mı? Kendileriyle birlikte çalışan bir psikiyatristin varlığı hem diğer sağlık çalışanlarına moral olurken hem de kendilerini daha rahat açmalarını sağlamaz mı? Eğitimleri aksıyor konusu ayrıca eleştirilmeli… Gerekirse uzmanlık eğitimi bu yıllara özel bir yıl uzatılsa ne olur?

 Devam edelim:

Sağlık çalışanlarının tükenmeleri ve iş verimlerinin azalması doğrudan doğruya toplum sağlığı sorunu olarak baş gösterecektir. Ancak bu süreç sağlık çalışanlarının toplu tükenmesi ile sonuçlandığında, bu sorunla baş edecek başka bir meslek grubu bulunmayacaktır.

Sağlık çalışanlarının ruh sağlığının korunması ve tükenmelerinin önlenmesi için gerekli sistemsel çözümlerin ve önlemlerin alınması gereklidir. Alınacak önlemler ile beraber tükenmişliğin önüne geçebilir. Herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesini bekliyoruz.

Tükenmişlik sağlık çalışanlarının kaderi değildir!

 Türkiye Psikiyatri Derneği  Türk Tabipleri Birliği

Doğrudur, tükenmişlik sağlık çalışanlarının kaderi değildir ama oluşan yoğunluğu paylaşmak, birbirine destek olmak, yoğun olan meslektaşlarının bir gün fazla dinlenmesini sağlayabilmek, kardeşlerini, hocalarını ölümden korumak için elini taşın altına sokmak kaderdir. Biz aynı fakültelerde aynı sıralarda, aynı sıkıntılarla ve acılarla yetiştik. Bir grup meslektaşımız cephedeyken, diğerlerinin geride kalması en basit tabiriyle geride kalana yakışmaz. Yoğun bir taarruz altındayken, benim işim savaşmak değil diyen bir personel, levazım, istihkam ya da sağlıkçı subayı düşünebilir misiniz?

Onlar ama ben onların özlük haklarını düzenlemek için, kanal kazmak için, duvar, köprü yapmak için varım diyebilir mi? Geride kalarak diğer askerlerin ölümünü ya da tükenmesini izleyebilir mi? Bu soruya evet diyecek bir kişi varsa sözlerimi geri alırım ama gerçek su ki tüm dünya sağlık çalışanları görmediğimiz bir düşmana karşı topyekûn bir savaş içindeyiz ve hiç kimsenin bu savaştan kaçmaya niyeti olduğunu düşünmüyorum.

Psikiyatrist olup pandemi kliniklerinde çalışan meslektaşlarımın da bundan gocunduğunu düşünmüyorum. Çünkü onlar, ne hayat kurtarmaya birlikte yemin ettikleri meslektaşlarını ne de hayatlarını kurtarmaya yemin ettikleri insanlığı yalnız bırakmayacaklardır.

Biz ordudayken bize bir cümle kurarlardı ve biz bu cümleden hiç hoşlanmazdık…

“Siz önce asker, sonra doktorsunuz”

Biz sonra şunu öğrendik, bir çatışma anında önce askeriz evet ama çatışma bittiği andan itibaren, barış sürerken düşman filan ayırmadan her insan için önce doktoruz ve ömrümüz boyunca hep doktoruz.

Şimdi de kendim için rahatlıkla şunu söyleyebilirim:

“Ben önce hekimim sonra psikiyatristim”.

Bu dönem geçtiğinde yine öncelikli görevim psikiyatri olacak ama ben hep hekim kalmaya devam edeceğim. Hiçbir hekimin de –branşı ne olursa olsun- farklı düşündüğüne inanmıyorum.