Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Türk-Kürt savaşı olmadığı hâlde, neden bir “Barış Süreci” başlatılıyor (?). Türkler ile Kürtler hiçbir zaman savaşmadı; ama kuruluşu itibarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde, sol ve sosyalist partileri yok etme misyonunu üstlenen ve yüzlerce solcu ve demokratı katlederek kendi varlığını gerçekleştiren PKK’nın yarattığı bir terör vardı.
Barış ve huzuru herkes ister; Türkiye’de bunu en çok soldan ve sağdan Cumhuriyetçiler ile Kemalistler gerçekten ister. Ancak kavramsal olarak barış devletler arasındaki doğrudan ya da asimetrik savaşın sona ermesi ile ortaya çıkar.
Devlet, bir terör örgütü ile barış yapmaz.
Terör örgütü silahlı tekel gücü olan devlete meydan okur, devlet de onu ezer, yok eder.
BARIŞ TOPLUMSALDIR, AYIRICI DEĞİL
Üstelik barış, ülke içindeki bir huzuru ifade ediyorsa, 35 tane teröristin getirtilip miadı dolmuş silahları yakması ile oynanan bayağı bir orta oyunu şeklinde olamaz. Türkiye’de barış, siyasal İslamcıları, Kürtçü etnik bölücüleri, Cumhuriyet düşmanı liberalleri, DEM, AKP, MHP’yi kapsayan bir olgu değildir.
Barış dedikleri şey, Türkiye’de ulusalcılara, Kemalist ve Cumhuriyetçi solculara düşmanlık besliyor. Türkiye’de Atatürk’e laik ve üniter devlete düşmanlık yaparak barış yapılamaz.
Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü savunanları içeri atarak, siyasetçi, gazeteci ve aydınları aylarca iddianamesiz yatırarak hiç olmaz.
AYRI HUKUK TALEBİ, PKK’NIN PYD/YPGLEŞMESİ
Hepimiz gayet iyi biliyoruz, barış adı altında yeni bir ittifak kuruluyor.
Erdoğan açıkladı, artık AKP, MHP, DEM ittifakı var: hedefi mecliste anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde etmek. Amacı Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolunu açmak, DEM ve etnik bölücülere ise Öcalan’ın ifadesi ile kendi hukuklarını yapma fırsatı vermek.
DEM’den çıkan ”ittifakı seçim ittifakı sanmayın itirazı” AKP’yi desteklemeyecekleri anlamına gelmiyor. Dolmabahçe Protokolü’nde kendilerine verilen sözler için pazarlıkları sürdüreceklerini anlatıyor.
Devletin bir tek hukuku vardır. Devlet içerisinde ayrı hukuk talep etmek, devleti by-pass ederek başka bir devlet yaratma çabasını ürünüdür.
Bugün ilk zaferi kazandıklarını iddia eden Öcalan ve teröristlerinin nihai hedefi, Fırat’ın doğusunda Türkiye’ye komşu yapılan Kürdistan ile Fırat’ın batısında, yani Suriye’nin kuzeyinde inşa edilen Kürdistan ile entegre olmaktır.
Bunun için 2013’ten bu yana, Öcalan’ın açıklamaları ile sabit, PKK’nın silahlı gücünü ABD’nin organize ettiği Suriye’deki YPG, PYD/SDG’ye aktarıyorlar.
Öcalan 2013’te, ki o zaman da bir açılım dönemi başlatılmıştı, Türk devlet yetkilisinin gözleri önünde, Sırrı Süreyya Önder aracılığı ile Kandil’e direktif verdi. “Artık asıl mücadele alanı Suriye’nin kuzeyidir. Örgüt oraya geçsin” dedi.
‘TÜRK-KÜRT-ARAP BİRLİĞİ’NİN İKİ AMACI: TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ LAĞVETMEK, İRAN’I ÇERÇEVELEMEK
Silah bırakma sözü bir aldatmacadan ibaret. PKK’nın adı değişti, terörist varlığı Suriye’de 80 bin kişi ile devam ediyor.
AKP, MHP, DEM, Hüdapar ittifakının Anayasa’yı değiştirmesi ile Cumhuriyet’in hukukî varlığı sona erer.
ABD ve İsrail’in tasarladığı ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin parçası olan ”Türk-Kürt-Arap konfederasyonun” önü açılır.
Böylece İran, İsrail lehine daha kalın çizgiler ile çevrelenirken, Türkiye üniter devletini kaybeder. Buradaki Türk ifadesi sadece bir isimden ibaret kalır. Ümmet anlayışına dayalı, katı sûnni İslamcı bir federal devlet ortaya çıkar. Tam da etnikçi bölücülerin arzu ettiği gibi… ortada ne Türk üst kimliği kalır ne üniter ulusal devlet kalır ne de Cumhuriyet ve laiklik…
ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Lozan’ı tasfiye etmek amacıyla, Sykes-Picot ve Sevr’i “cetvelle çizilmiş” sınırların düzeltilmesi için referans gösterirken, BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) çerçevesinde “haritanın yeniden çizilmesi” amacını itiraf ediyor. Yine Barrack’ın bölge için “Osmanlı millet sistemi”ni önermesi de o amacı bütünlüyor. Bu plan tam olarak şu anda mevcut hükümet tarafından planlanan Türk-Kürt-Arap projesiyle uyuşuyor. İç politika, Müslüman görünümlü ikinci İsrail’in, yani Kürdistan’ın oluşturulmasına yönelik ayarlanıyor. Ancak iç politikanın Washington, Şam ve Tel Aviv’den dönecek bir hesabı var: ABD, Türkiye’den bir federasyon ister: fakat Musul ve diğer petrol kaynağı merkezlere doğru sınırlarını genişletmesine izin vermez.
CUMHURİYET DÜŞMANLIĞININ ANATOMİSİ
Türk devletine karşıtlık içeren bu projeyi kabul ettirebilmek için açıktan meydan okumaya başladılar. Amaçları Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını ifade eden tartışılamayacak konuları toplum nezdinde tartıştırmak.
Erdoğan’ın eski şöforü, şimdi milletvekili olan Ahmet Hamdi Çamlı, Cumhuriyet’in ilânını “kanlı darbe” olarak nitelendirerek, “Devlet, kanlı 1923 darbesiyle hesaplaşmadan ve helalleşmeden, yeni, terörsüz ve büyük devlet yolunda ilerleyemez” dedi. Savcıların re’sen harekete geçmesini gerektiren bu saldırı karşısında şu ana kadar hiçbir hukuki işlem uygulanmadı.
Leman Dergisi’nin kapağını bahane ederek, Taksim’e giden ve oradaki protestoyu Cumhuriyet’e karşı bir kalkışmaya dönüştürenler hakkında da esaslı bir yaptırıma gidilmedi.
MORATORYUMDAN ‘BARIŞ SÜRECİNE…’
Siyasal İslamcılık ile etnik bölücülük Cumhuriyet yıkıcılığı konusunda el ele yürüyor. Şimdi ittifakları çok daha “kurumsal”…
200 Türk Lirası’nın 5 doların altına düştüğü ezici ekonomik koşullarda, sözde “Barış Süreci”ni büyük fakirleşmenin sonu ilân etmek ya da halkçı ekonomistlerin söylediği gibi son 10 yılda devletin moratoryum (devlet iflâsı) noktasına getirilmesini tek başına terörle açıklamak, hükümetin ”Barış Süreci”ni kendi açığını kapatmak adına maksimum ölçüde kullandığını gösteriyor.
Ecevit’in başbakan olduğu koalisyon hükümetinde Türk parası bu denli değersizleşmemişti, orta sınıfın nerede ise tamamen yok olduğu bir toplumsal fakirleşme de yaşanmıyordu.
VATAN PARTİSİ
Ayrıca daha düne kadar, Vatan Partisi dahil, AKP ve MHP, DEM’in kapatılması gerektiğini söylüyorlardı.
Vatan Partisi, DEM’in daha önceki versiyonları için Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe vererek Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açılmasını talep etmişti.
Her şartta kapatılması gereken DEM bir anda hükümet ortağı oldu. Üstelik bölücü amacını özel hukuk ve Anayasa değişikliği talebi ile daha cüretkârcı vurguluyor.
İç siyaset ile ABD/İsrail’in yönlendirdiği Orta Doğu siyaseti kopmaz bağlarla birbirine bağlanmış.
Türkiye’yi gerçek bir girdabının içine sürükleyecek bu tehlikeyi, ancak, Cumhuriyet’ten yana vatanseverlerin birlikteliği durdurabilir.
Günün en yakıcı ihtiyacı her kesimden vatanseverin Cumhuriyet ve ulusal devlet etrafında kenetlenip, sonuç alacak mücadeleyi vermesidir.