1. Haberler
  2. Analiz
  3. Bir yeni yıl yazısı: Kızılca kıyamet vakti

Bir yeni yıl yazısı: Kızılca kıyamet vakti

featured

Veli Efe yazdı…

Genç adamın kavga yazıları diyebileceğim 4 yazım yayımlandı bu köşede.[1][2][3][4] Bir delikanlının küçük yaşlardan itibaren tutuştuğu kavganın altyapısını kişi-mekan-zaman bağlamında kağıda aktardığı bu yazılar, aynı zamanda bir yazarlık girişiminin başlangıcı olarak da değerlendirilebilir. Gelenektir diye biliriz ki; politik kavga hattındakiler düşüncelerini yazıya dökmeye başladılar mı yılbaşları öncesinde bir yeni yıl yazısı yazarlar. Bu yazılarda içinden çıkılan yılın genel bir değerlendirmesi yapılır, gelecek yıla dair beklentiler ve olasılıklar ortaya konulur. Geleneğe uyayım; sadece içinden çıkılan yılın değil de bir sürecin sonunda varılacak yılın, 2026’nın yazısını metaforik bir şekilde yazmaya çalışayım.

İnsanoğlunun varoluşundan bu yana tarihin tekerleği hep ileriye gitmekle mükelleftir. Bu sorumluluk, aynı zamanda tarihte geriye gidişin mümkün olmayacağı anlamına da gelmektedir. Dönemsel geriye gidiş belirtileri ise olsa olsa daha köklü bir ileri atılımın habercisi olmaktan öteye gidemeyecektir. Modern tarih bilimi, çağları da bu şekilde sınıflandırmıştır, ki bizce bu doğrudur, büyük tarihsel kırılmaların ardından gelen ileri atılımları ortaya koymuştur. 15’inci yüzyıldan itibaren başlayan Yeni Çağ, eskinin ve yeninin temsilcileri arasındaki çetin mücadelelerin ardından Rönesans, Reform, Aydınlanma Çağı, Sanayi Devrimi, Fransız İhtilali gibi tarihsel kırılmalarla en nihayetinde Yakın Çağ’a ulaşmıştır. Görüldüğü üzere, tarihin tekerleği hep ileriye sarmış ve birkaç yüzyıl boyunca Orta Çağ’dan kalma skolastik düşünceyi ve feodal yaşam tarzını yıkmak için evrimsel bir mücadele vermiştir. Sonunda da başarmıştır insanlık. 19’uncu yüzyıldan 20’nci yüzyıla akıp giden süreçte kurulan ve tüm taht ile taçları reddeden ulus devletler, bireyin özgürleşmesinin sonucu olarak beliren yeni toplumsal iradenin/sözleşmenin garantörü olmuşlardır. Durmamakla mükellef tekerlek, 20’nci yüzyılda da yerinde saymamış ve çağdaş ulus devletler için hep ileriye atılımlar anlamına gelen yeni kavramlar ve kavgalar söz konusu olmuştur. İki dünya savaşı, ezilen ulusların anti-emperyalist bağımsızlık mücadeleleri, sınıf çatışmalarıyla emekçilerin elde ettiği yeni haklar, cumhuriyetlerin demokrasiyle tanışması vb. dünya genelindeki birçok gelişme ileriye atılımın dâhilinde yer almaktadır, ta ki 1980’li yıllara kadar. Unutmayın, buraya döneceğiz, biraz da bu tarihsel süreçte Türkiye’nin durumuna bakmakta fayda var.

Osmanlı Devleti de kendi öncülü olan Türk devletleri gibi yukarıda bahsettiğim sürece paralel olarak insanlığın ve tarih tekerleğinin ilerleyişinden nasibini almıştır, sancılı ve geç de olsa bu böyle olmuştur. 1700’lü yılların sonunda başlayan yenileşme hareketleri, Tanzimat-Islahat Fermanı ve I-II. Meşrutiyet ile ilerlemiştir. Zaten içten içe çürüyen Osmanlı, 1. Dünya Savaşı sonrasında yıkılmış ve yerini Mustafa Kemal Paşa’nın Kasım 1918’te söylediği üzere “Geldikleri gibi giderler.” lafzı doğrultusunda yeni Türk devletine, Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakmıştır. Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in kuruluşu, devrimler dönemi ve modern Türkiye’nin inşası, çok partili hayata geçiş, 27 Mayıs sonrası anayasal kurumların hayata geçirilmesi vs. tekerleğin ileri doğru her yeni adımında ortaya çıkan birer vakıadırlar. Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 9 Mayıs 1935 tarihinde yapılan 4. Kurultayı’nda yaptığı konuşma ile Türk tarihinin tekerleğinin zorlu ama durdurulamaz ilerleyişini çok açık bir şekilde özetlemiştir: “ Bu anda bundan önceki Kurultayları ve Partimizi doğuran ilk Sivas Kurultayını –ki, dış ve iç düşmanların süngüleri altında kurulmuştur.– hatırlamak, geçen on altı yılın bütün hadiselerini göz önüne getirmeyi kolaylaştırır. Uçurumun kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş… Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanılan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler… İşte, Türk genel devriminin kısa bir diyemi …[5] Paşa’nın Türk Devrimi’nin kısa bir özeti olarak ortaya koyduğu bu ifade, yüz yıllık bir Jön Türk-İttihatçı-Kemalist kadronun ya da bir başka deyişle Harbiye-Mülkiye-Tıbbiye-Mühendishane geleneğinin mücadelesinin somutlanmış halidir. Bu hal, tarihin ilerleyişiyle doğru orantılı olarak Köy Enstitülerinden Halkevlerine, devlet işletmelerinden ağır sanayi fabrikalarına, üniversite hareketlerinden sendikal mücadeleye iletilmiştir. Yukarıdaki paragrafta değindiğim üzere, ta ki 1980’li yıllara kadar.

Şimdi, unutmayın, buraya döneceğiz dediğim noktadayım tekrar. Tüm dünya ve tabi ki Türkiye, 1980’li yıllara tarihte eşi benzeri görülmemiş bir propaganda rüzgârı ile girdi. Neoliberalizm, devletlerin küçültülmesi, ulus devletlerin sınırları yerine çokuluslu şirketlerin sınırsızlığı, ulusçuluk yerine sivil toplumculuk/etnikçilik gibi söylemler gırla gitmeye başladı. Tarihin varoluştan beri gelen ilerlemeci rolünün inkârı üzerine kurulu bu söylemin yapıcıları, Sovyetler’in yani reel sosyalizm pratiğinin çöküşünden de oldukça etkilenmiş ve hatta şımarmış olacaklar ki; işi ifrata vardırdılar. Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama, 1992 yılında yayımladığı “Tarihin Sonu ve Son İnsan” adlı teziyle batı liberal düşüncesinin insanlığın ulaşabileceği son aşama olduğunu iddia etti. İnsanlık tarihinin hep ileriye gidişi, en az suyun kaynama sıcaklığının yüz derece ya da iki kere ikinin dört oluşu kadar keskin bir gerçeklik iken bunun görmezden gelinmesi anlamına gelen bu tez, 90’lardan 2000’lere ve 21’inci yüzyılın ilk çeyreği boyunca dünya genelinde tüm politika üreticiler ve geniş halk kitleleri tarafından sahiplenildi. İlk başlarda dediğimin arkasındayım, dönemsel geriye gidiş belirtileri ancak daha köklü bir ileri atılımın habercisi olabilir; kırk yılı aşan süredeki bu gerici anlayışın yerine ileri bir atılımın inşa edilmek üzere olduğu anlardayız.

Türkiye’de de dünyanın geri kalanından farksız olarak Atlantik/Batı temelli tarihin sonu anlayışı tüm politika yapıcılar tarafından emir telakki edildi. 1980’de önce 24 Ocak kararları alındı, ardından da devleti küçültme operasyonu için yine devletin sıkıyönetimine ihtiyaç duydular, 12 Eylül darbesi gerçekleştirildi. Ekonomik dönüşüm ile idari ve ideolojik dönüşüm aynı anda yürütüldü. Turgut Özal, “Benim memurum işini bilir.” derken Tansu Çiller, “Son sosyalist devleti yıktık.” diyordu. Tarihin akışına en uygun ilerleme hattı olan ve Atatürk’ün altı ilkesi etrafında şekillenen Cumhuriyet, daha da ileri götürülmesi gerekirken hâkim durumdaki iktidar çevreleri ve sermaye grupları tarafından altı yerinden birden saldırıya uğradı. 2. Cumhuriyet naraları atıldı, Türk ulus devleti federasyoncu bölücü terör örgütünün insafına bırakıldı, başta sendikalar olmak üzere tüm demokratik kitle örgütleri baskıyla siyasetin dışına itildi, tarikatlar bırakın yasaklanmayı iktidara ortak yapıldı, kamu kaynaklarının peşkeş çekilmesi için yarışa girildi, Atatürkçü aydınların katledilmesi günlük bir haber rutinine döndü. Bilimsel özerkliğin YÖK eliyle katledildiği üniversitelerin benim de öğrencisi olduğum siyaset bilimi bölümlerinde ironik bir şekilde bu gerici ve apolitize anlayış ekseriyetle bir coşku havası yarattı, Yalçın Küçük’ün “Eskiden cahil diyorduk ve şimdilerde kibar olduk, üniversite hocası diyoruz.” dediği durum oluştu. Yine benim de içinde bulunduğum 90 kuşağı, bu insanın aklına mantığına aykırı izole ortamın içine doğdu ve tüm yaşamını bu izolasyonda geçirdi. Tarihin reddiyesini küresel çapta bir demokrasi getireceğiz diye savunan iktidarlar, bu gericiliklerini sürdürebilmek için daha çok otoriterliğe baskıya başvurmak zorunda kaldılar. Çünkü kuruttuğunu sandığınız dere yataklarının ilk şiddetli yağmurda sele dönüşmesi gibi tarih de ilerleyebilmek için engel tanımaz, doğa kuralıdır ve o anlardayız.

2000’ler ya da 21’inci yüzyıl, yukarıda anlattığım tahakkümün tüm insanlığı büyük bir krize soktuğu dönem. 2025’i, yani yüzyılın ilk çeyreğini tamamladığımız bugün, insanlığın büyük krizinin yaşattığı bütün sorunları Türkiye ve Türk milleti de iliklerine kadar yaşıyor. Ekonomik krizin derinleşmesi, orta sınıfın kaybolmaya yüz tutarak fakirleşmenin genelleşmesi, eğitimli olmanın değersizleştirilerek özellikle kamuda cehalete ve biata dayalı liyakatsizliğin geçer akçe olması, “Okumuş insan halka karşı sorumludur.” anlayışının yerini yurt dışına kapağı atmanın alması, aile kurmanın ve mülkiyet hakkının imkansızlaştırılması, kamu kaynaklarının ve doğal yaşam alanlarının rantiyecilerin inisiyatifine bırakılması, ülkenin dış politikasının sonuçlarının sığınmacıların ve terörün yaygınlaşmasından başka bir şeye yaramaması, hukuksuz yargılamalar ve tutuklamaların yarattığı iklim sayesinde başta siyasi parti ve sendikalar olmak üzere tüm siyasi baskı gruplarının ‘sarı’laştırılması, yolsuzluk, kara para aklamacılık, sanal bahisçilik, uyuşturucu satıcılığı gibi ahlaksızlıkların arz-talep dengesi içerisinde tarihin zirvesini yaşaması, etnikçilik, mezhepçilik, hemşehriciliğin onurlu yurttaşlığın yerini alması ve bu satırların sınırlılığı içerisinde sayamadığım daha birçok karmaşık problem… Mütareke İstanbul’undaki “Sodom ve Gomore” gibi bir ortam. Bu sadece sosyal çürüme ile açıklanamaz, tüm iktidar sahiplerine de büyük pay biçilmeli ve durumun büyük bir tarihsel kriz olduğu açıkça ifade edilmelidir. 31 Aralık 2025, adlı adınca tarihsel ilerleme krizini en derin şekilde yaşadığımız andır ve yeni bir tarihsel ileri atılımın arifesindeyiz diyebiliriz. Sömürge valisi gibi davranan Amerikan büyükelçisinin 1919 sonrası kurulan ulus devletlerin küresel sistemi engellediğini söylemesi, Çetinkaya Mağazası Katliamı’nda on iki vatandaşımızı katleden teröristin Cumhuriyet’i zalimlikle suçlaması, daha iki gün önce Yalova’da IŞİD’li teröristlerin 3 polisimizi şehit etmesi; tarihin akışının geriye sarılmaya çalışılmasından yalnızca birkaç çarpıcı örnek. Cumhuriyet idaresi, Cumhuriyet öğretmeni Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın katledilmesine sebep olan ve Menemen olayına karışan gericilere karşı tavrını 1931’de ortaya koymuştur; Türk tarihinin tekerleği, yüz yıl sonra geldiği bu noktadan daha geride olan bahse konu örnekleri kabul edemez ve ilerlemek için bunları aşma iradesini gösterir. Daha da nesnel bir örnek vermek gerekirse; modern ulus devletin tarihsel öncülü olan ilkel feodal devletçiklere dönüş bugün söz konusu bile edilemez.

Yazımın sonuna geldiğim bu kısımda yeni yıl için iyi dileklerimi sunmadan önce yazı boyunca bahsettiğim tarihin ilerlemeci rolüne neden bu kadar güvendiğime ve neden umudumu koruduğuma değinmek istiyorum. Öncelikli olarak küçük bir anekdot aktarımı yapmalıyım. 27 Aralık 1919, Gazi Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’yi sevk ve idare etmek üzere Ankara’ya geldiği ve Ankara halkı tarafından karşılandığı gündür. Tarihçi Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Seymen Alayı adlı eserinde o günü ayrıntılı olarak anlatır[6] ve anı “Kızılca Gün” olarak adlandırır. Kızılca Gün, en özet haliyle milletin ve devletin buhran halinden çıkış için mücadeleye geçtiği anın tarifidir. 27 Aralık’ın 106’ncı yıl dönümünde, 2025’te, tıpkı diğer ulusal bayramlar ve anma günlerinde olduğu gibi Türk milletinin farklı kesimlerinden on binlerce yurttaş Anıtkabir’e, Aslanlı Yol’daki yürüyüşe Türk tarih tekerleğinin tekrar ilerlemesi için akın etmiştir. Yine kaderin cilvesi bir rastlantısallık ile bir Cumartesi günü. Türk töresinin âdetindendir ki; Kızılca Gün’ün sonrası kızılca kıyamet vaktidir, tıpkı Kurtuluş Savaşı gibi. Bu açıdan, 1 Ocak 2026 ve sonrasının da Türk milleti için kızılca kıyamet vakti olduğunu söylersek abartmış olmayız. Memleketin namuslu yeni bir kurucu kadrosunun cesaretle mücadele edeceğine olan inancım ve tarihin hep ileriye giden tekerleğinin bizden yana olduğu bilinciyle sağlıklı, huzurlu ve mutlu nice güzel yıllar dileklerimi sunarım.

Son Not: Bu yıl boyunca bu köşede yazacağım yeni yazılarla Türk Devrimi’nden ve Cumhuriyet’in altı temel ilkesinden yeni bir kurucu iradenin nasıl yükseltilebileceğini tartışacağız. O yazılarda görüşmek üzere, beklerim…

[1] https://www.veryansintv.com/kavga-ogretmeni-nihat-genc

[2] https://www.veryansintv.com/bir-eylul-aksami-ve-sahinler

[3] https://www.veryansintv.com/cumhuriyetin-fakire-hayri-mor-lavantalar-koyunde

[4] https://www.veryansintv.com/cumhuriyetin-sekeri-hacelinin-ogretmenleri

[5] https://turkinkilabi.com/diger-sayfalar/ataturkun-kurultay-konusmalari/

[6] https://ankaenstitusu.com/kizilca-gun/

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 1 Ocak 2026, 13:13

    Yeni Yılda selam ve sevgilerimle, yazılarınıza teşekkürler,sağlıklar,başarılar.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!