Bölgesel birlik ama hangi temelde?

Mehmet Bedri Gültekin yazdı:

Bölgesel birlik ama hangi temelde?

ABD’den sonra ikinci “kaybeden” Avrupa Birliği oldu. Birinci olarak “Avrupa dayanışması” iddiasının, ne kadar kof temellere dayandığı ortaya çıktı. Daha doğrusu “serbest piyasa”yı esas alan bir zeminde, herhangi bir birliğin olamayacağı anlaşıldı.

İtalya, zor duruma düşünce hiçbir Avrupa ülkesinden yardım eli uzanmadı. Sırbistan ve Bulgaristan yöneticileri kameralar önünde Avrupa’dan yardım beklemenin yarattığı büyük hayal kırıklığını anlattılar. Aslında Avrupa’nın bir bütün olarak salgına çare olarak düşündüğü politikayı, Boris Johnson büyük bir açık sözlülükle dile getirmişti. “Salgını kendi haline bırakalım, nüfusun büyük çoğunluğu enfekte olsun ve daha sonra ‘sürü bağışıklığı sağlama’ yoluyla salgın atlatılsın”. Söylenmeyen ama bu ifadede “mündemiç” olan esas “niyet”, bu vesileyle sistemin sırtında yük olan “emekli ordusu sorunu”ndan kurtulmaktı.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. İngiltere şimdi sokağa çıkma yasağı uyguluyor. Bütün Avrupa’da hayat, yaklaşık iki aydır deyim yerindeyse durmuş vaziyette.

Avrupa; tam 40 yıldır yüceltilen “serbest piyasa”nın ve kapitalizmin bireyci ideolojisinin, özel çıkar sisteminin çıkmazını yaşıyor. İtalya; kamunun elinde olmayan sağlık sisteminin ilk ciddi sınavla karşılaştığında nasıl çöktüğünü gördü ve acı bir fatura ödüyor. İspanya bütün özel sağlık kuruluşlarını kamulaştırmakta buluyor çareyi.

Hemen bütün Avrupa ülkelerinde salgın en fazla “huzurevleri”ni vurdu. Özel çıkar sisteminin, yaşlanan insanı yük olarak gördüğü gerçeği çarpıcı biçimde ortaya çıktı. Gerçekte sistem, “özel çıkara” hizmet etmeyen herkesi yük olarak görür. Kendi ülkesinde yaşasın veya dünyanın başka bir yerinde…

İşte bundan dolayı salgın (pandemi), “özel çıkar sistemi”nin başka bir ifadeyle serbest piyasa sisteminin insanlığın geleceğinde yerinin olmadığını bütün dünyaya çarpıcı resimlerle gösterdi.

Dünyamız bölgesel birliklere doğru gidiyor. Avrupa Birliği bu bölgesel birliklerin ilk örneklerindendi. Ama dayandığı temelin çürük olduğu ortaya çıktı. Avrupa Birliği, Birlik olarak kalacaksa, Serbest Piyasa Sistemi’ni kaçınılmaz olarak sorgulayacaktır.

KAYBEDEN SİSTEM

Televizyonlarda, İtalya’nın Milano şehrine yardım için gelmiş olan bir Çinli doktorun, duruma ilişkin tespitleri ve ne yapılması gerektiği konusundaki görüşlerini içeren bir program yayınlandı. Çinli doktor çok dikkat çekici bir ifade kullandı: “Hayatı durdurmalısınız!” Doktor bu sözlerle, bir anlamda kendi tecrübelerini de özetlemiş oldu.

Ama işte böylesine bir tedbir; “Serbest Piyasa Sistemi”ne dokunulmadıkça,  hiçbir zaman uygulanamaz. Tam tersine serbest piyasa; 70 sentlik maskenin 7 dolara fırlaması, bazı ürünlere yönelik olarak patlayan talebin, doğal olarak fiyatların füze hızıyla yükselmesine yol açması ve bu durumun bazı girişimcilere, “hayatlarının fırsatını sunması” demektir.

“Hayatı durdurun!” Niçin? Kamu sağlığı için. Ama özel çıkar açısından bakıldığında bunun bir anlamı yok. Kamu sağlığını en başa koyduğunuz zaman, “özel çıkar”dan vazgeçmek gerekiyor.

İnsanlık, özel çıkar ile kamu çıkarından hangisinin öncelik taşıdığı konusunda karar vereceği bir tarihi dönemece geldi. Şimdi bütün Batılı ülke yönetimleri, salgının başlangıcında akıllarının köşesinden bile geçirmedikleri tedbirleri peşpeşe almak zorunda kalıyorlar. Bu salgın bir gün geride kalacak ama o gün geldiğinde sağlık alanında özel girişimin kalmadığını hep birlikte göreceğiz.

Ama zorunlu olarak başvurulan devlet müdahalelerinin “sistem”i kurtarmaya yetmeyeceğini  de hep birlikte göreceğiz.

Serbest Piyasa Sistemi, Kapitalizm, kaybetmiştir.

KEYNES GERİ Mİ DÖNÜYOR?

Kapitalizm 1929 buhranını Keynes politikaları ile atlattı. Özeti; devletin ekonomik hayata daha aktif bir aktör olarak girmesi, krize yol açan talep eksikliğini bizzat devreye girerek gidermesi (bir yandan girişimci olarak duran ekonomi çarkını döndürerek, diğer yandan işsiz kalan çok sayıda emekçiyi bir şekilde destekleyerek ve istihdam ederek), o dönem için krizin atlatılmasında son derece etkili olmuştu.

Emperyalist-Kapitalist dünya 1980’lerle birlikte Keynesyen politikaları terk etti. Sosyalist ülkelerin yaşadığı kriz ve devrim dalgasının dünya ölçeğinde geri çekilmesiyle, özel çıkar sisteminin özünde olan” azami kâr” hedefi, neoliberal politikalarla kendini yeniden en çıplak ve vahşi yöntemlerle ortaya koydu.

Emekçi gelirleri tırpanlandı, sosyal politikalara ayrılan fonlar kısıtlandı, gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere özelleştirmeler yoluyla kamu ekonomisi tahrip edildi vb. vb. Ama artık deniz bitti. Nemrut’un burnundan giren sinek misali bir virüs şimdi kapitalist sistemin burnundan içeri girdi. Duyulan çatırdama sesleri özel çıkar sisteminin çırpınışlarıdır.

Artık Keynesyen politikalarla yeniden belini doğrultma olanağı da bulunmuyor. Çünkü bütün dünyanın gözü önünde salgın karşısında çaresiz kalan özel çıkar sisteminin karşısında, çok başarılı bir mücadeleyi verebilen kamucu sistem örnekleri var dünyanın her tarafında.

Sadece Çin’den bahsetmiyoruz. Yaşanan bütün tahribata rağmen, Kemalist Devrimin ürünü olan kamucu sağlık sisteminin varlığı Türkiye’yi, salgına karşı mücadelede Avrupa ve Amerika’dan farklı kıldı. İstisnasız bütün yurttaşların sağlık hizmetinden parasız yararlanması, bedava maske vb. uygulamalar felaket anlarında kamuculuğun biricik çare olduğunu gösterdi.

Son günlerde çokça söylenenin tersine, bir “bölgesel birlik” olarak Avrupa Birliği bundan sonra da olacaktır. Ama ABD ile arasına daha fazla mesafe koyarak, Çin ve Rusya’nın temsil ettiği gelişmekte olan dünya ile daha yakın ilişkilere girerek ve kamucu politikalara daha fazla yer vererek…