Mustafa Özgür Sancar yazdı…
TBMM’de Anayasa değişikliği ve etnikçi ayrılıkçıların, Dolmabahçe Protokolü’nden kalma taleplerinin yerine getirilmesi amacı taşıyan ”düzenlemeler” için talep ettiği komisyonun hikâyesi yeni değil.
‘HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA’ KOMİSYONU’NDAN ‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ KOMİSYONU’NA…
Terörist Öcalan 8 Aralık 2010’da İmralı’da avukatları ile görüştü. Tutanaklarda var. Ayrıca terör örgütünün haber ajansı da haber yaptı. Öcalan, FETÖ terör örgütü için ”Ben kendilerini bir tarikat/cemaat olarak görmüyorum. Biraz sivil toplum örgütü hatta bir siyasi parti işlevine sahip olduğunu düşünüyorum. Onların dinamik güçleri var. Biz de dinamik bir gücüz. Bu iki dinamik gücün karşılıklı anlayış göstermesi ve dayanışma halinde olması durumunda Türkiye’de birçok temel sorun çözülecektir. Bu dayanışma sadece Türkiye’yi değil Ortadoğu’yu da etkileyecektir” diyor. Aynı konuşmasında Meclis’te ”hakikatleri araştırma komisyonu” adı altında bir komisyon kurulmasını, ”iç ve dış dinamiklerin” bu komisyonda bir araya gelmesini istiyordu.
TERÖR TÜRKİYE’NİN DIŞINDA… SURİYE’DE MEVZİLENDİ, TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALIYOR
Bugün ”terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan komisyonun fikri temelleri çok öncesinde atılmış.
Korku yayma, toplumu yıldırma anlam ve amacını ifade eden terör ile ilgili eski İçişleri Bakanı Soylu, ”Ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz. Son 3 yılda teslim olanların sayısı örgüte katılanların sayısını geçti” diyordu.
Bu durumda ”terörsüz Türkiye” tanımlaması boşta kalmıyor mu? Eski İçişleri Bakanı ”bitirdik” demişti. Ya da bu
-terörsüz- tanımlaması, bağlamının dışında, ülkeye tüm korkuların bitirileceğini telkin etmeyi hedefleyen bir seçim kampanyasının sloganı mı yapılmak isteniyor?
Gerçek şu ki kimse terörün bitirilmesine itiraz etmez; terörü bitirenler toplum nezdinde muteber olurlar.
Ancak mesele terörü bitirme meselesi değil.
Türkiye’yi tehdit eden terör örgütü tüm canlılığı ile Suriye’nin Kuzeyinde konuşlandı. ABD ve İsrail’in himayesinde vekalet savaşları ve Fırat’ın batısındaki İslam görünümlü İsrail’i (Kürdistan) kurmak için hazır tutuluyor.
Suriye’deki PKK yani YPG ve onun siyasi kanadı PYD silah bırakmanın kendileri için kesinlikle söz konusu olmadığını açıkladı.
Önceki yazımda belirttim, zaten, Öcalan PKK’ya Suriye’nin kuzeyine yığınak yapma talimatı vermişti.
2013’te, ki o zaman da bir açılım dönemi başlatılmıştı, Türk devlet yetkilisinin gözleri önünde, Sırrı Süreyya Önder aracılığı ile Kandil’e direktif verdi. “Artık asıl mücadele alanı Suriye’nin kuzeyidir. Örgüt oraya geçsin” dedi.
Çok net biçimde görünüyor: Terör Türkiye’de değil, Türkiye dışında ve Türkiye’yi tehdit ediyor.
PENTAGON’UN TERÖR BÜTÇESİ, CETVELLE ÇİZİLEN SINIRLAR, OSMANLI MİLLET SİSTEMİ
Suriye’deki teröristler silah bırakmayacaklarını ısrarla açıklıyorlar.
ABD Savunma Bakanlığı, 2026 bütçesinde PKK/ PYD/SDG, adı her neyse, Suriye’de beslediği bu Kürtçü teröristlere 130 milyon dolar ayırdı. Pentagon bunu açıkladı.
ABD’nin Ankara büyükelçisi aynı zamanda ABD başkanının “Suriye Özel Temsilcisi” sıfatını taşıyan Barrack, cetvelle çizilen Sykes-Picot sınırları ile Lozan’ı eşleştirme cüretinde bulundu.
Türkleri Orta Anadolu’ya sıkıştırmayı amaçlayan Sevr Antlaşması’na gönderme yaptı. Toplamda Cumhuriyeti tasviye planı olarak işlerlik kazanacak ”Osmanlı millet sistemini” önerdi; Türk ulusal devleti ve laik Cumhuriyeti hedef aldı.
Diğer yandan İran’da KCK’ye bağlı örgüt PJAK silah bırakmayacağını defalarca açıkladı.
Türkiye’de Cumhur İttifakı tarafından Türk, Kürt, Arap birliği söylemi üzerinden bir federasyon modelenin telkin edilmekte olduğunu görüyoruz. Bunun doğal sonucu üniter Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesidir.
TBMM’deki komisyon, bu plana sosyo-politik düzlemde meşruiyet arayışından başka bir işleve sahip değil.
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ, CUMHURİYET YIKICILIĞINA MEŞRUİYET ARAYIŞI VE CHP
Cumhuriyetin kurucu partisi CHP ise böyle bir komisyonun masasına oturmaya hazırlanıyor.
Cumhuriyetin kurucu değerlerinden yana, Kemalizmi, ulusal devleti savunan CHP’liler bu komisyona karşı. CHP üylerinin yüzde 76’sı partinin komisyonda yer almasını istemiyor.
CHP’nin mevcut yönetimi, Altı Ok ve Cumhuriyet Devrimi’nden uzak siyasi yönelimi nedeniyle, bu gerçeğe sırtını dönüyor.
Kendi bölücü hedefleri için AKP’nin yedeği rolünü üstlenen Dem’in ”CHP de komisyonda olsun ısrarı”, orada yer almamak adına yeterli gerekçeyi oluşturuyor.
Erdoğan açıkladı: AKP, MHP, Dem ittifakı kuruldu, Kürtçü/İslamcı Hüdapar bu ittifakın parçası… Amaç sınırsız başkanlığı sağlayacak, doğrudan Anayasa değişikliği için 400 milletvekilini bulmak, 2016’dan bu yana planlanan Türk, Kürt, İslam sentezli, ümmet çerçeveli rejim değişikliğini gerçekleştirmek.
Böylece Türkiye, ABD/İsrail’in talep ettiği BOP (Büyük Ortadoğu Projesi’ne) tam uyumlu bir dış politikaya sahip olacak.
CHP bu komisyona katılarak, kendi kurucu geleneği ve misyonunun katledilmesine iştirak edecek.
AKP ve Dem’in ısrarla CHP’nin de komisyonunda yer almasını istiyor olması, ”süreç” denilen plana olası katkısından değil, Türkiye’yi götürmek istedikleri istikâmete “meşruiyet” kazandırma özelliğidir; çünkü son yerel seçimde birinci parti oldu ve bu hâliyle CHP’siz bir komisyon meşruiyet kazanma özelliğini tamamlayamaz. Ayrıca bu türden bir komisyonun bağlayıcı karar alması mümkün değil. Zorlama bir konsensüs arayışından öteye gitmeyecek.
CHP’deki mevcut yönetim, kendisini solcu gibi satan etnik bölücülerin kuyrukçuluğunu yapan neo liberal kişi ve partilerin yaptığı gibi, Dem’in oy potansiyelinden medet umuyor. Bundan vazgeçmezler ise asla Atatürk’ü temsil edemeyecekler.
DEM BÖLÜCÜDÜR, KÜRT YURTTAŞLARIMIZI TEMSİL ETMEZ, TÜRK KÜRT BİRLİKTE YAŞAMA İRADESİNE SAHİP
Olabildiğince sade biçimde,”Dem, Kürt yurttaşlarımızı temsil etmez. Bölücü bir partidir. Biz Türk Kürt tüm yurttaşlarımız ile üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti’nde birlikte yaşama iradesini savunuyoruz” demek gerekir. Bunu yapan bir CHP, Dem’den yüzde 4 destek alma -boş umudundan- kurtulur, en az yüzde 45 olan tepkili, acılı Türk yurttaşların oyunu kazanır. Kesin olmayan yüzde 4 mü, yüzde 45 mi tercih etmeli?
Ayrıca Kürdistan kurma hayalini taşıyanların CHP’yi destekleyeceğini düşünmek, yerle göğü birleştirme çabası kadar nafiledir.
BÜYÜK KULÜPLERİMİZ SİYASİ İPOTEĞİ REDDETMELİ, KONFEDERASYON LİGİ DEĞİL, TÜRK ULUSAL LİGİ
Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray gibi sadece bir spor kulübü değil, ülkemizin toplumsal hayatına nüfuz eden çok büyük bir kurumdur. Taraftarı Atatürk ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlıdır.
Fenerbahçe’deki mevcut yönetim kurulu başkanı, kurucusu ABD’de yaşayan ve dünyanın tüm dillerinde bir Türk ürünü olarak kabul edilen ve Türkçe’de olduğu gibi yoğurt olarak kullanılan yoğurdu, Yunan şeklinde pazarlayıp milyarder olan bir şahıs ile sponsorluk anlaşması yaptı. Bu şahsın Türkiye karşıtı ifadeleri kayıtlarla sabit.
İsminin Atatürk olması planlanan Fenerbahçe Stadı’na, sponsorluk anlaşması gereği, bu şahsın Chobani olarak adlandırılan şirketinin ismi kondu. Bu firma sadece ABD ve İngiltere’de satış yapıyor. Türkiye’de satışı yok, buna rağmen yılda 13 milyon Euro vadederek, Fenerbahçe yönetimi ile uzun süreli bir anlaşma yapıyor. Yani Türkiye’de reklam karşılığı olmayan bir şirketin yatırımından bahsediyoruz.
Firmanın sahibi sözleşme imzalandıktan sonra Ankara’da Erdoğan tarafından kabul ediliyor. Daha önce ismini duymadığımız, varlığından haberdar olmadığımız bu şahsın açılım/süreç olarak adlandırılan yeni plan çerçevesinde Türkiye’ye getirildiğini düşünmemek imkânsız.
Meşruiyet sadece TBMM’de kurulan komisyon ile değil, sermaye ile büyük kulüplerimiz üzerinden de sağlanmaya çalışılıyor.
Çok olasıdır ki, bölücüler açısından önemli sayılan Kobani kentine atfen firmasının adını Chobani yapan bu şahıs, daha ilk açıklamasında, ”Tüm Türkiyelilere merhaba” diyerek Türkleri yok saydı. Oysa Yunan yoğurdu diyordu. Ya da Almanya’ya gittiğinde Almanyalılar, Fransa’da Fransalılar, İngiltere’de İngiltereliler demeyecek.
Buna benzer tipler üzerinden Türklük toplum bilincinden uzaklaştırılmak isteniyor, ulusun yerine kozmopolitizmi koyan ”Türkiyelilik” kavramı yerleştirilmeye çalışılıyor.
Diyarbakır kentimizdeki Diyarbekirspor, ”yeni açılım” ile birlikte adını Kobani olarak değiştirerek büyük bir cüretkârlığa imza atmıştı. Bu, tam anlamıyla bir kışkırtmadır.
”Sürece meşruiyet” döneminde buna benzer kalkışmaların olmaması mümkün değil.
Bu örneklerin hepsi neden sonuç ilişkisi ile birbirine bağlı; amaçları ulusal ligden çıkıp, parçalanmış, Batı’nın daha kolay yöneteceği konfederasyon ligine geçmektir.
İslam görünümlü İsrail”
Siynist islam !!! ayni
Siyonist HIRiSTiYANLIK gibi !!!!!!!!!!!!!!!!