Bu rakamlar ne söylüyor? Enflasyon oyunlarındaki büyük tehlike…

Ekonomist Uğur Civelek, TÜİK'in açıkladığı ortalama elektrik ve doğalgaz fiyatlarına ilişkin verilerin üreten kesimlerin kaderine terk edildiğini gösterdiğini söyledi. Civelek, kısa vadede enflasyon geriliyormuş izlenimi yaratarak geniş kesimleri aldatarak sonuç almayı hedefleyen yaklaşımların istikrarsızlığı artıracağını vurguladı.

Bu rakamlar ne söylüyor? Enflasyon oyunlarındaki büyük tehlike…

“Elektrik ve doğalgaz fiyatlarındaki yılın ilk ve ikinci altı aylık ortalamalarından oluşan veriler, gelecek konusunda olumlu düşünmeyi çok zorlaştırıyor” ifadesini kullanan Aydınlık yazarı ekonomist Uğur Civelek, “Bunlardan kaçınıp göz boyayarak günü kurtarmaya çalışma anlayışı ise, olması gerekenin başarı şansını eritmeye devam ediyor” dedi.

RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?

Civelek’in yazısının satır başları şöyle:

“Konut kullanımına yönelik fiyat artışları görece düşük, fakat enflasyon baskısının yüksek kalmaya devam edeceğini açıkça belli ediyor; bu yılın ilk yarısında ve bir önceki yılın aynı dönemine göre, elektrik fiyatları yüzde 19.5 ve doğalgaz fiyatları ise yüzde 19 oranlarında artmış.

Sanayinin kullandığı enerji fiyatlarındaki artış ise olumlu düşünmeyi olanaksızlaştıran bir görünüm sergiliyor! 2018 yılının ilk yarısında 30.2 kuruş olan elektriğin ortalama fiyatı, bu yılın ilk yarısında 48.1 kuruş düzeyine yükselmiş; aynı dönemler için doğalgaz fiyatlarını ise 104.2’den 167 seviyesine tırmandırılmış. Sanayinin kullandığı ortalama enerji fiyatlarındaki yıllık artış, elektrikte yüzde 59.3 ve doğalgazda yüzde 60.2 olarak gerçekleşmiş. Maliyet kökenli enflasyon baskıları çok anormal, rekabet koşulları çöküyor ve sorunlu kredi hacminin yeni rekorlara koşması olasılığı çok yüksek. Bu koşullarda faiz gerilemesine bağlı umutların bir ay içinde çökmesi ve umut filizlerinin kuruması sürpriz sayılamaz!

Emek ve enerji fiyatlarındaki eğilimler, üretim cephesinin rekabet gücü açısından özel bir önem taşıyor. Tüm olanakları kullanıp piyasaları yapay eğilimlere zorlayarak, döviz kuru-enflasyon-faiz üçlüsünü gerileterek görüntüyü kurtarmaya çalıştığımız koşullar üretim cephesinin sorunlarını ağırlaştırıyor. Bu tablo yerli üretimin gerek iç ve gerek ise dış pazarlarda var olma ve büyüme mücadelesini çok olumsuz yönde etkiliyor. Uygulamaya giren tercih ve öncelikler seti, binilen dalların kesilmesi anlamındadır ve enflasyon baskılarının kalıcı olabilecek şekilde gerilemesi söz konusu olamaz.

Zira ekonomi daralır! Tarım konusunda ekilmeyen arazi miktarı geometrik olarak büyürken, sanayi cephesinde kapasite kullanımı geriler ve yeni yatırım olmaz. İşsizlik kontrolsüz bir şekilde artar ve istihdam kaçınılmaz olarak daralır; en büyük istihdam kaybı ise hizmet sektöründe yaşanır; iç talep daralıp zorunlu ihtiyaç dışındaki pazarlar daraldıkça daha farklı bir durum ortaya çıkamaz. Bu gelişmelere paralel olarak faaliyet gelirleri azalır, tasarruf eğilimi iyice düşer ve sorunlu kredi hacmi yeni rekorlara koşar. Beklentiler istikrarsız bir şekilde olumsuzlaşır ve güven bunalımı derinleşir. Her türlü baskı ve yapaylığı zorlayarak enflasyonu düşüyormuş gibi göstermek bunların yaşanmasını engellemez.

RADİKAL ÇÖZÜMLER

Küresel kriz sonrasında ısrarla sürdürülmeye çalışılan yanlışların faturaları, artık taksitler halinde önümüze gelmeye başladı. Satışı kamuya yapılacak mal ve hizmet yatırımları ile mega projelerdeki, yüksek oranlı hesapsızlık ve verimsizlikler geleceğimizi karatıyor. Siyasiler, mali sektör ve bazı grupların belirleyici olduğu bu süreç ekonomimizi çok kırılgan ve sorunlu hale getirdi. Mevcut ekonomi yönetiminin yanlışları ise durumu iyice ağırlaştırıyor. Yanlışların bedeli, işsizlik artışına veya sorunlu krediye dönüşüyor; üreten kesimler ile birlikte kamu ve mali sektör dengeleri de daha büyük olumsuzluklara yelken açmış gibi görünüyor.

Faizleri önden yüklemeli gerileterek ve döviz kurunu kalıcı olamayacak bir yapaylıkla düşürmeyi zorlarsanız, bazı kesimleri bir süre için aldatabilirsiniz. Fakat sorunları kalıcı olarak çözemez ve güvensizliğin dalgalı bir şekilde büyüyerek istikrarsızlıkları beslemesini önleyemezsiniz.

Kalıcı çözümler gerçekçi olunmasını ve yeni bir strateji ile radikal değişiklikler yaşanmasını gerektiriyor. Elbette bunların geniş kesimlere de çok iyi anlatılması ve kararlı desteklerinin yaratılması olmaz ise olmaz koşullardan biri oluyor. Bunlardan kaçınıp göz boyayarak günü kurtarmaya çalışma anlayışı ise, olması gerekenin başarı şansını eritmeye devam ediyor!”