'Büyükelçiler' krizinde Osman Kavala pazarlığı mı? 'AKP tahliye edileceğini mi söyledi?’

Prof. Dr. Hasan Ünal, 10 büyükelçinin ‘Osman Kavala’ çıkışı sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘istenmeyen adam’ talimatından vazgeçmesini değerlendirdi. Erdoğan’ın ‘olumlu karşılıyoruz’ sözlerine değinen Ünal ‘AKP karşı tarafa Osman Kavala’nın tahliye edileceğini söylemiş olabilir mi?’ sorusunu yöneltti.

'Büyükelçiler' krizinde Osman Kavala pazarlığı mı? 'AKP tahliye edileceğini mi söyledi?’
'Büyükelçiler' krizinde Osman Kavala pazarlığı mı? 'AKP tahliye edileceğini mi söyledi?’

VERYANSIN TV

10 büyükelçinin Osman Kavala’nın serbest bırakılmasına yönelik yaptığı açıklamanın ardından başlayan ‘istenmeyen kişi’ tartışmaları, hükümet cephesinden gelen olumlu mesajların ardından son buldu.

Dün ABD Büyükelçiliğinin yayınladığı ve diğer büyükelçilerin de katıldığı açıklama AKP cephesinde ‘geri adım’ sinyali olarak karşılansa da uzmanlar aynı görüşte değil.  

Veryansın Tv’ye konuşan Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre ABD Büyükelçiliği’nin paylaşımının İngilizcesi, 18 Ekim tarihli açıklamanın Viyana Sözleşmesi’ne uyumlu olduğunu vurguluyor.

‘AÇIKLAMANIN İNGİLİZCE VE TÜRKÇESİ ARASINDA FARKLAR VAR’

Ünal şunları söyledi:

“Ortada bir geri adım yok. Dün ABD elçiliğinin yayınladığı bildiride İngilizcesi ile Türkçesi arasında hassas uyumsuzluklar vardı.

Amerika Büyükelçiliği’nin paylaşımı “ABD, 18 Ekim tarihli açıklamaya ilişkin bazı soruların yöneltilmesi vesilesiyle, Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin 41’inci maddesine riayet etmeyi teyit eder” şeklinde.

İngilizcesini ise okuduğumda tam bu anlama gelmediğini gördüm. Şöyle tercüme edilebilir:

"18 Ekim tarihli açıklamaya ilişkin sorulara cevap olarak ABD diplomatik ilişkiler hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesine uygun olarak hareket etmeyi sürdürmekte olduğunu not eder. “

Bu geri adım değil. Tam tersi diyorlar ki ‘bizim 18 Ekim’de yaptığımız açıklama Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesiyle uyumludur.’ Ayrıca bir devlet başka bir ülkenin diplomatını istenmeyen kişi ilan ederken sebep bulmak zorunda değildir. Ama karşı tarafa da aynı şekilde istenmeyen kişi hakkını beraberinde getirir. Teamüller böyledir."

İlgili haber: ABD Dışişleri: Osman Kavala'yla ilgili açıklama: Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesiyle tutarlıdır

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın sözlerini hatırlatan Ünal, "Dün akşam saatlerinde de ABD Dışişleri Bakanlığı, geri adım atmadıklarını, açıklamanın tamamen Viyana sözleşmesine uygun olarak yapıldığını, Türkiye’ye bu tür rahatsızlıklarını iletmeye devam edeceklerini, Amerikan Büyükelçi’sinin de görev süresinin doluncaya kadar Ankara’da olacağını söyledi" değerlendirmesini yaptı.

NEDEN İKİ FARKLI METİN KULLANILDI?

Peki ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, Türkçe ve İngilizcesi uyumsuzluk içeren bu açıklamayı neden yaptı?

Ünal “Düşük bir ihtimalle tercüman iyi değil…  Erdoğan’ı ikna etmek için metin bu şekilde de tercüme edilmiş olabilir. Yani Türkçe metin başka bir amaçla kullanılmış olabilir.” ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN NEDEN ‘İSTENMEYEN ADAM’ TALİMATINI GERİ ÇEKTİ?

Erdoğan’ın ‘olumlu karşılıyoruz’ sözlerini de hatırlatan Ünal’a göre diğer ihtimaller şunlar:

“Acaba Almanya ‘Bakın AB içinde Doğu Akdeniz konularında ambargo uygulansın tartışmaları olduğunda sizin lehinize konuşan en önemli olan ülke benim. Bu kararı alırsanız aynı şekilde cevap vermekle kalmayıp bütün Avrupa ülkeleri olarak karşınıza dikiliriz’ demiş olabilir mi?

Dolayısıyla Türkiye hesap kitap yaptıktan sonra ‘büyükelçilerin hepsini birden göndermek olmayacak’ demiş olabilir.

‘AKP KAVALA’NIN TAHLİYE EDİLECEĞİNİ Mİ SÖYLEDİ?’

AKP karşı tarafa Osman Kavala’nın zaten tahliye edileceğini söylemiş olabilir mi? Bunu da bir kenara not edelim.  

Bunu da bazı kişiler ‘Mahkemeden edindiğimiz intibaya göre Osman Kavala zaten tahliye edilecekti, ama şimdi siz bunu zora sokuyorsunuz. Dolaysıyla biraz geri alın da biz de bir şeyler yapabilelim.’ şeklinde ifade etmiş olabilir mi?

Erdoğan’ın ‘olumlu karşılıyorum’ sözlerinin arkasında istenmeyen kişi ilan edilmesinin yaratacağı diplomatik, siyasi ve ekonomik sorunları göğüsleyememe kaygısı yatıyor olabilir.

‘ABD ELÇİSİ SINIR DIŞI EDİLMELİYDİ’

Büyükelçilerin açıklamalarının arkasında ABD’nin olduğunu vurgulayan Ünal, ABD Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesi gerektiğini ancak bunda geç kalındığını vurguladı.

‘ÇETE BAŞI ABD’

“Büyükelçilerin açıklamalarının arkasında ABD olduğunu düşünüyorum. Çete başı Biden’dır. Zira yapılan yeni açıklamada diğer büyükelçilerin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin açıklamasını Twitter’dan paylaşmaları da bunun bir göstergesidir.

Çete reisi olarak ABD Büyükelçisi gönderilebilirdi. Ama yapılmadı. Böylece bu planın ABD tarafından yapılmış olduğunu da diplomatik olarak ifade etmiş olurduk."

Ünal şöyle devam etti:

KRİZ SONA ERER Mİ?

Bütün olanlar bizi bir yere getirdi. Bu kriz sona mı erdi? Hayır… Ne olacakları iyi takip etmek lazım.

Bu kriz Osman Kavala ile mi sınırlı? Kesinlikle hayır. Dün ABD Dışişleri’nin de açıklaması bu yönde.

Biden’ın seçim kampanyası sırasında, tırnak içinde, 'Erdoğan’ın defterini dürmek, Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmak' konusundaki eylem planının bir parçası olarak görüyorum.

Osman Kavala’dan sonra Demirtaş’a da gelecektir sıra. Demirtaş yalnızca Demirtaş değildir. ‘Demirtaş’ı bırakın’ demek PKK’ya karşı politikanızı esnetin demektir, PYD’ye karşı neler yapabileceğinizi bir kere daha düşünün demektir.

Zaten büyükelçi açıklamasının, Türkiye’nin PYD’ye karşı Suriye’de operasyona hazırlandığı sırada gelmesi manidardır.

Bütün bunların ardından şu soruyu tekrar sormamız gerekiyor. ABD ile uzlaşmak mümkün mü? Adeta ırkçılık düzeyinde Türkiye’ye karşı gelen bir ABD Başkanı…

Bir daha başkan olamayacağını bilmenin rahatlığıyla, bu konuda ABD çıkarlarını dahi düşünmeden hareket eden birisi. Kaldı ki bu konuda ABD derin devletiyle de tam bir görüş birliği içerisinde.

Benim görüşüm o ki biz yaklaşık 3 yıl bu yönetimle cebelleşeceğiz. Bu yönetimin taktiği Erdoğan’ı şeytanlaştırmak suretiyle aslında Türkiye’ye zarar vermek. Türkiye’de ciddi bir Erdoğan karşıtlığı olduğu bilinciyle yapıyorlar bunu.

Ancak mesele bu değil.

Eğer ABD ve diğer Batılı ülkeler insan haklarından, geriye gidişten rahatsızsalar kumpas davalarında neredeydiler? Amiral bildirisinde neden bu bildiri ifade özgürlüğüdür demediler?

Erdoğan otoriter olabilir, bu eleştiriler zaten iç kamuoyunda yapılıyor. Ama bunun arka planında Amerikan derin devletinin büyük Kürdistan’ı kurma, bu konuda Türkiye’yi etkisizleştirme, Kıbrıs’ta iki devletli gidişatın önünü tıkama ve Türkiye’ye Ermeni soykırımı iftiralarını kabul ettirme planını olduğunu unutmamak lazım. Biden’ın amacı bu."

Peki büyükelçilerin tutumuna Türkiye nasıl bir karşılık vermeli?  

ÇÖZÜM NE?

Ünal iç cephe ve sahada verilecek karşılıklara dikkat çekiyor:

“1. İç cephenin sağlamlaştırılması lazım. Asli görev hükümete ve koalisyon ortağı olan partilere düşüyor.

2. ABD bu şekilde üzerimize geldiğine göre, Yunanistan bizim yanlışlarımızı kullanmak suretiyle büyük bir hareket imkanı ve alanı kazandığına göre bizim bu yanlışlardan geri adım atmamız lazım.

‘AKLIMIZI BAŞIMIZA ALALIM’

Bu kadar büyük tehlikeyle yüz yüzeyken hala ‘katil Esad’ söylemi ve yanlış İdlib politikası…Aklımızı başımıza alalım, devlet siyaseti bu şekilde yürütülmez.

Hızla bölgesel ilişkilerimizi bir düzene sokmak, Suriye üzerinden Rusya ile çok kapsamlı bir çözüm geliştirmek, KKTC’nin tanınmasına gidecek bir sonuç almaya çalışmak ve bölge ülkeleriyle dış politikamızı düzene sokmak zorundayız. Karşımızdaki tehlikeye uygun dış politika gözden geçirme sürecine ihtiyacımız var.

‘SAHADA KARŞILIK VERİLMELİ’

Kavala açıklamasına yanıt olarak ABD’ye alanda karşılık vermek durumundayız. ABD’nin en zayıf halkası Suriye’deki PKK/PYD… Şam ile uzlaşın, sığınmacıların geri gönderilmesi ve Şam ile teröre karşı ortak mutabakat imzalayın, PKK/PYD’ye göz açtırmayacağınızı ortaya koyun, ABD’nin planını alanda bitirin…"