1. Haberler
  2. Analiz
  3. Çanakkale ve Hürmüz: Türkiye’ye tehdit İran’dan değil, ABD-İsrail’den geliyor

Çanakkale ve Hürmüz: Türkiye’ye tehdit İran’dan değil, ABD-İsrail’den geliyor

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

İran Devrim Muhafızları sözcüsü İbrahim Zülfükârı açıkladı: ”Türkiye, Azerbaycan, Irak ve Kuveyt’e saldırmadık. Shahed 136 IHA’larını taklit eden ABD ile İsrail saldırdı. Amaçları bu saldırıları İran’a mâl edip, komşularımızla aramıza nifak sokmaktır. Türkiye, İran’dan sonra ABD ile İsrail’in hedefindedir.”

Ayetullah Mücteba Hamaney, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Arakçı’dan sonra Devrim Muhafızları Komutanlığı da Türkiye’ye atılan füzelerle ile ilgili Türk-İran ortak heyeti kurulup, inceleme yapılmasını öneriyor. Çok açık ki bu füzeler, Türkiye’yi, Azerbaycan’ı İran’a karşı kara harekâtında kullanmayı amaçlayan ABD ve İsrail’e ait, böylece Türkiye’yi işgal planlarını ifşa ediyorlar.

ABD ve İsrail çok zorda, yeniliyorlar. İran her cephede, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik kararıyla bu iki haydut devlete üstünlük kurdu. Hürmüz dünya petrol ticaretinin yüzde 20’sinin ticaretini sağlıyor.

TÜRKİYE’YE TEHDİT İRAN’DAN DEĞİL, ABD/İSRAİL’DEN GELİYOR

Havadan yapabileceklerini yaptılar, masumları öldürdüler; fakat savaşı kazanabilecek sonucu alamadılar. Bu nedenle ABD kendini kara savaşına mahkûm hissediyor. Bu nedenle dünyanın en büyük ordularında olan Türk ordusuna kendini mecbur hissediyor. Atılan füzeler Türk kamuoyunu savaşa hazırlama çabası… ama nafile bir çaba; çünkü Türk halkı gerçeği görüyor. Bugün kime sorsanız ülkemize yönelik tehtidin İran’dan değil, ABD-İsrail’den geldiğini söyler.

ABD’NİN ENGELLENEMEZ KÜRESEL YALNIZLIĞI ve PÜRİTEN HIRİSTİYANLAR

ABD, dünya ölçeğinde yalnız kaldı. Doğal ve tarihî müttefiki İngiltere bile Hürmüz Boğazı’na savaş gemisi göndermeye imtina etti. İspanya tutarlı biçimde bu hukuksuz savaşa karşı. Suudi Arabistan ve Arap Emirlikleri ABD tarafından İran saldırıları karşısında yalnız bırakıldıklarını söylüyorlar. ABD’nin kuyrukçusu Japonya’dan ses çıkmıyor. Hindistan kaçak güreşiyor. İsviçre havalimanlarını İran’a saldırı için ABD’ye açmayacağını açıkladı. AB’nin iki büyük ülkesi Fransa ve Almanya’da hükümetler çok ciddi bir savaş karşıtı kamuoyu baskısı altında. İngilizce konuşulan Anglosakson kökenli ülkeler, Avustralya, Yeni Zelanda’da halk savaşa karşı ve ABD kamuoyunda azımsanmayacak tepkiler var.

Mel Gibson gibi Püriten Hıristiyanlar (saf ve aşırı tutucu hıristiyan öğretisi), açıktan ”İsrail için bir tek Amerikan askerinin kanı dökülmemeli” diyor.
Çin ve özellikle Rusya bu harekâtın hukuksuz olduğunu ilân etti.

DEVLET MEKANİZMASI KİŞİLERE BAĞLI DEĞİL, İRAN’I HEDEF ALMAK ABD GEMİSİNE BİNMEKTİR

ABD ve İsrail yeniliyor. İran ayakta ve moralli. İran İranlılara ait; İran’da rejim değişecekse bunu İranlılar yapar. İran’ın lider kadrosuna yapılan suikastler İran Devlet yönetiminin işleyişini durduramazlar. İran sadece 50 yıllık bir İslam Cumhuriyeti’nden ibaret değil, yüzyıllara dayanan bir devlet geleneğinin üzerinde yükseliyor, kişilerle değil, sağlam bir devlet mekanizması ile yönetiliyor. Yöneticiler öldürülebilir; ama İran’da devlet işleri sorunsuz devam eder. Laricani’nin cenazesinde bu olguyu dünya kamuoyu tüm netliği ile gördü.

Bu noktada önemli olan İran rejiminin niteliği değil, muhalifler da dâhil bütün olarak İran halkının vatan savunmasında birleşmesidir. İran’da insanlar gönüllü askerlik başvurusu yapıyorlar.

İran rejimini bugünün eleştiri konusu yapmak ABD’nin gemisine binmek anlamına gelir.

Savaş böyle seyrederse, ABD ve İsrail dünya ölçeğinde yenik sayılacak ki bu küresel ölçekte yeni bir dönem anlamına gelir; ABD’ye bütünüyle tabî olan Körfez ülkeleri bile Amerikan yönetimine sırt çevirebilir.

İsrail psikolojik olarak çökecek. Dahası Çin ve Rusya bir adım öne çıkacak; dolayısıyla doların rezerv para olma özelliği daha fazla sorgulanacak. Dış ticaret hacmi yüksek olan ve petrol ihracı yapan ülkeler ulusal paraları ile işlem yapma kararlarını daha yaygın olarak kullanacak. Petrol ticareti dolara endeksli olmaktan sıyrılacak. Toplamda PaxAmerika ideolojisi çökecek, emperyalist sistem, AB örneğinde olduğu gibi kendi içinde parçalara ayrılarak, çözülme dönemine girecek. Petrol fiyatları 150 dolar barajını aştı; ABD’ye bağımlı ülkeleri moratoryuma götürebilecek kadar tehlikeli bir gelişme. Trump yönetimi yenilgiyi ertelemek için savaşı uzatacak ve Türkiye’yi tehditlerle bu savaşın parçası yapmaya çalışacak. Çünkü İran’da rejimi değiştirme bahanesi ile açtığı savaş, ne hukukî ne de meşru bir zemin kazanabildi, üstelik kendi iktidarını temelden sarsmaya başladı. Yani iktidar değişimleri-kayıpları Atlantik sisteminde olacak.

Soru: Trump’ın bundan sonraki olası tehditlerine hükümet direnebilecek mi? Olası tehditler AKP’nin siyasi geleceği bakımından ne gibi sonuçlar yaratacak? Hükûmete yakın gazetelerde, Türkiye topraklarına düşen füzelerden İran’ın sorumlu olduğuna dair yazılar yer alıyor. Amerika lehine atılabilecek bir İran karşıtı harekât Türkiye’de onulmaz yaralar açar.

VATAN, BAĞIMSIZLIK… KARŞITI: KİŞİSEL, POLİTİK İKBAL!

Atatürk, İran başta olmak üzere tüm komşularla iyi ilişkiler kurmayı (bölge merkezli dış politika) dış politikanın eksenine koydu ve Nutuk’ta (Söylev) kişisel ve politik ikbal nedeniyle memleketinin geleceğine ambargo koymanın vatana ihanet olacağını söyledi.

”Gerçekten de neden ve nasıl olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve yaşamını ulusu içinde tehlikede görebilecek denli aşağılık bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir ulusun başında olduğunu düşünmek ne acıklıdır!

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz! Değersiz yaşamlarını iki buçuk gün daha çok ve alçakça sürükleyebilmek için her türlü düşkünlüğe katlanmakta bir sakınca görmeyen halifeler oyununu da ortadan kaldırabileceğimizi gösterdik. Böylece devletlerin, ulusların birbirleri ile olan ilişkilerinde, kişilerin, özellikle bağlı bulundukları devletlerin zararına da olsa kişisel durumlarından ve kendi yaşamlarından başka bir şey düşünmeyecek aşağılık kişilerin herhangi bir önemi olmayacağı biçiminde bilinen gerçeği bir kez daha ortaya koymuş olduk. Uluslararası ilişkilerde mankenlerden yararlanma yöntemine düşkünlük çağına son vermek, uygar dünyanın içten bir dileği olmalıdır.”

Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk (Söylev)

Atatürk bu sözleri, işgalci/düşman İngilizler’in donanması ile İstanbul’dan kaçan son Osmanlı padişahı Vahdettin için söylemişti, fakat tespiti vatan ve bağımsızlık kavramlarının her türlü kişisel beklenti ve gelecek kaygısının üzerinde olduğunu tespit eden, son derece öğretici tarihî bir belge olarak kayıtlara geçti.
Kurtuluş Savaşı döneminin Kuvay-ı Milliyeci bağımsızlık düşüncesi, millî hükümet fikri bugünün Türkiyesi’nin de yakıcı ihtiyacı durumundadır.
Türkiye, ilkeleri Cumhuriyet, Devrim, Laiklik, Ulusal/Üniter Devlet ile oluşturulan her düşünceden vatanseverin kuracağı millî bir hükümetle yakıcı sorunlarını çözebilir.

ÇANAKKALE VE HÜRMÜZ AYNI TARİHSEL ROLE SAHİP

Bugün Hürmüz’de emperyalizme direnen İran, 111 yıl önce 18 Mart 1915’te Çanakkale’de işgalcilere geçit vermeyen Türk halkı ile aynı evrensel rolü üstleniyor. Çanakkale Zaferi, İngiliz, Fransız ve müttefiklerini püskürterek, Millî mücadelenin temelini oluşturdu, Çarlık rejimine İngiliz yardımını keserek, Rusya’da Sovyet Devrimi’nin uluslararası zeminini inşaa etti; dünyanın sadece emperyalistlerden ibaret olmadığını gösterdi. İran’ın vatan savumasını bir başka boğaz, Hürmüz’de başlatıyor olması, çok kutuplu dünyanın belirginleşmesini sağlayarak aynı tarihsel işlevi görüyor.

Çanakkale Savaşı, bir milletin vatan savunmasında nasıl birleştiğini gösteriyor. Tıpkı İran’ın, ABD/İsrail’e karşı solcusu, İslam Devrimcisi, milliyetçisi, Türk’ü Fars’ı ile birleştiği gibi….

BİR VATANIN KURTULUŞU DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİRİR

Tüm millet bir olur, vatan savunması yapar; vatan kurtulur, milletin hakkını hukukunu veren, onu özgür bir yurttaş statüsüne kavuşturan modern devlet kurulur.

Özgürlüğün teminatı laikliktir, dinî inanç ve ibadetinde ya da inançsızlığında hürriyettir. Yüzyıllara dayanan devrimlerin mirası olan özgürlük ve yurttaş hakkı, vatan varsa vardır, vatanın var olması ise milletin bütünlüğü ile olur. Bu, tarihin tunç yasasıdır. Vatandan bir parça koparmak, vatanını bütününe saldırmaktır.

ÇANAKKALE ZAFERİ EMPERYALİZMİN YENİLEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİ

Dünyanın en büyük kurmaylarından biri olan Mustafa Kemal Atatürk ve Türk ordusunun diğer liderleri cephede yer alan her etnik kökenden ulus çocuğunu seferber ederek, denizlerin ötesinden gelen işgalcileri durdurdu. İşgalciler geldikleri gibi geri giderken, bütün dünya emperyalizmin yenilebileceğini Türkler sayesinde gördü. İnsanlık tarihinin en yoğun yüzyılı olan 20. yüzyıldaki bağımsızlık savaşları için yakılan ilk ateşti Çanakkale Zaferi. Şehitlikte, Anadolu’nun her yerinden gelen, her etnik kökenden askerin mezarını görebilirsiniz; orada Rumlar, Ermeniler ve Kürtler ve başka pek çok etnik kökene sahip insan vatan savunması için Türklerle yan yana savaşmıştır ve şu anda yan yana yatmaktadır. Bu gerçek, bugün Türk yurttaşlığı üzerinden açılan tartışmaya cevap niteliğindedir.

DÜNYA TARİHİ DEĞİŞİYOR

Türk ordusu bir destan yarattı. 253 bin şehit vererek Çanakkale’nin geçilmezliğini tüm dünyaya ispat etti. Aynı zamanda büyük Kurtuluş Savaşımızın da temelini attı. Şâyet emperyalistler oradan geçseydi, Anadolu ve Karadeniz üzerinden, tüm noktalarda sıkışmış olan Çarlık Rusyası’nı ölümden kurtaracak; böylece Rusya’daki devrimlerin önüne geçerek, Anadolu ile birlikte Orta Asya’ya da yerleşmiş olacaktı. Türk Ordusu, bu büyük emperyalist planı bozdu, Çanakkale’de geçit vermedi. Anadolu’yu kurtardı, böylece Rusya’da Çarlığın yıkılmasını hızlandırdı. Rusya’da 1917’de devrim yaparak iktidara gelen Bolşevikler ise emperyalizme karşı verdiğimiz Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın en büyük destekçisi oldu. Türkler kendi tarihleriyle birlikte dünya tarihini de değiştirdiler.

BİR ULUS

Çanakkale Zaferi’nin dünyaya gösterdiği bir başka gerçek ise farklı etnik kökenlerin vatan savunmasında bir ulusa dönüşebilme yeteneğidir. Anadolu’nun değişik yerlerinden gelen farklı etnik kökendeki insanlar, bir ulus kimliği altında birleşti ve aynı amaç için canlarını verdiler. Türklerin Vatan ve Ulus savunması tüm mazlumlar dünyasına örnek oldu ve anti emperyalizm çağını başlattı.

Yüzyıllarca yürüyerek dünya tarihini şekillendiren Türkler bir kez daha tarihe yön verdiler.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!