Bülent Tezcan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010’da genel başkan seçilmesi sonrası onun en yakın kurmayları arasında yer aldı. Seçimlerin ardından diğer üyelerle birlikte istifasını Kılıçdaroğlu’na sundu ve yeni MYK’da da görev almadı.
Tezcan, seçimlerin ardından CHP’de başlayan değişim tartışmalarına ilişkin BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın sorularını yanıtladı.
‘HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ YÜRÜYEMEYİZ’
Seçimi kaybetmenin travmasının çok büyük olduğunu söyleyen Tezcan, “Mesele bir suçlu ya da sorumlu arayışı değil. Sorunu bulup çözmemiz gerek. Bu çerçevede hepimiz kusurlu olabiliriz. Yüzde 50 kusurlu, yüzde 50 kusursuz olabiliriz. Mesele sorun nerede? Geçmişte nerede hata yapıldı meselesi orada önem taşıyor. Ama şimdi gelecekle ilgili şu çok somut ve herkes bunu söylüyor: Hiçbir şey olmamış gibi yürüyemeyiz. Ve bu süreçte önümüzdeki dönemde yeni yol haritası çizmek lazım. Şimdi bu yol haritası sadece taktiksel sorunları çözmeye mi odaklanacak. Yoksa parti stratejik olarak yeniden yapılanacak mı?
Sizin “Geçmiş üzerine konuşalım” dediğiniz şey geçmişte yapılan taktiksel hatalar üzerine yoğunlaştırır sizi. Oysa partinin bütünüyle yapısının konuşulması gerekiyor. Bu da köklü değişim demek.”
‘BİRİLERİNİ TAKVİYE EDEREK OLMAZ’
Tezcan, önerdiği yöntemi şöyle açıkladı:
“Örgüt, kadro, program, söylem, tutum ve anlayış değişikliği. Şimdi köklü, esaslı bir değişim…Partinin gelecek kurgusunda bunlar önemli. Bütünüyle bu söylediğimiz değişim, parti reformu…
2010 yılında Kemal Bey genel başkan olduğunda, buna başlamıştık. Ciddi bir dönüşüm, heyecanla başladı. Ve belli noktaya geldi. Bugün kurduğumuz ittifaklar, partinin helalleşme söyleminden tutun; zaman zaman eleştirilen, “Parti kendi geçmişinden, kendi kurucu ayarlarından ayrıldı” gibi çok da haklı olmayan bazı eleştiriler…Hatta politika yapma tarzında bazı hatalı politikaların bile, partinin rayından çıktığı gibi anlatıldığı bir süreç yaşadık.
Bu politika, anayasa referandumunda, o kampanya döneminin ana kolonu haline getirdi CHP’yi. Arkasından yerel seçimlerde bunun esaslı sonucunu aldık. En son cumhurbaşkanlığı seçimi merkezindeki ittifak, o sürecin sonucuydu ve önemlidir. Yani yüzde 48’i bir yerde toplamak önemlidir ama yetmedi.
2018’deki cumhurbaşkanı adaylarının aldıkları oylara bakıyoruz, topluyoruz, 2023’te aldığımızla aynı: Yüzde 47,8. Yüzde 48’i yüzde 51’e çıkarabilmeliydik, çıkmadı. Bu döneme kadar birçok şey yapıldı ama bu bizi iktidar yapma noktasına taşımadı. Bu seçimlerin bize ilk göstermesi gereken şey, değişim kapasitesinin artık tıkandığı. Burada da değişim bir kapasite ikmaliyle, yani birilerini takviye ederek olmaz. Yeni kapasite ikmali olmalı.
‘DEĞİŞİM LİDERLİK DEĞİŞİMİYLE BAŞLAR’
Değişimin içeriğini söyledik. Örgüt, kadro, program, söylem, anlayış, tutum değişikliği diye. Ama değişimin önce bir motoru, heyecanı olması lazım. Bu moral bozukluğunu ortadan kaldıracak bir çıkışa ihtiyaç var. Onun için değişim önce liderlik değişimiyle başlar. Çünkü büyük değişimler liderlik değişimiyle başlamıştır. Aslında 2010 yılında övdüğüm o önemli dönüşüm, liderlik değişimiyle başladı.
Rahmetli Deniz Bey’in davaya çok büyük katkıları oldu. Çok iyi bir siyasetçiydi. Ama o da tıkanmıştı. 2010 yılında Kemal Bey’in gelişi morali, motivasyonu, büyük dönüşümün altyapısını hazırladı. Heyecan olmadan dönüşüm olmaz. Hele de böyle büyük bir travmanın yaşandığı yerde, 13 yıl genel başkanlık yaptıktan sonra, bir kere değişim öncelikle genel başkanla olmalı. Genel başkanla birlikte liderlik kadrosunun değişmesi lazım. Ben de dahil.
Yani hiç kimse bu süreç içerisindeki sorumluluğunu kenara bırakıp, “Şu değişsin ama ben kalayım” deme hakkına sahip değil. Tekrar görev düşerse tekrar yaparız ama bu bilinçle yaparız.
‘KEMAL BEY MUHAFAZAKÂRLAŞMAYA BAŞLADI’
Kemal Kılıçdaroğlu, seçime kadar partinin başında kalma eğiliminde olduğunu ifade etmesine ilişkin de konuşan Tezcan, “Siyaset biliminde iktidarın muhafazakârlaşması diye bir bakış vardır. Bu iktidar, sadece ülkedeki iktidar değil. Partilerde de iktidarlar vardır. Ve parti içindeki iktidarlar uzun süre iktidarda kaldıkları zaman kendileri muhafazakârlaşmaya başlarlar. CHP’de de Kemal Bey’in baştaki devrimci liderliği şimdi muhafazakârlaşmaya başladı. İktidarın muhafazakarlaşması sürecini yaşıyoruz. Biz de o muhafazakarlaşmaya katkıda bulunduk, bir dönem parçası olduk. Ve bugün hepimizin cesaretle bunu görüp bu dönüşüme imkan vermemiz lazım.
Sadece Kemal Bey değil, hepimiz bir kadroyuz. Kendimizi dışarıda tutarak söylemiyorum. Ama Kemal Bey’i dışarıda tutarak da bu süreci yönetemeyiz. Artık o opsiyon, o kredi bitti. Değişim kapasitesi tıkandı. Kastım bu.”
‘KISA VADEDE YAPACAĞIMIZ İŞ LİDERLİK DEĞİŞİMİ’
“Kısa vadede, orta vadede, uzun vadede yapacağımız işler var” diyen Tezcan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kısa vadede yapacağımız iş, liderlik değişimi. Olağanüstü Kurultay bir seçenekti, olmadı. Olağan Kurultay takvimi başladı. Burada azami 4 ayda kurultayı yapmamız lazım. Önümüzde yerel seçimler var. Ekim sonuna kadar kurultayı tamamlayıp kısa vadede liderlik, liderlik değişimi ve seçim muhasebesini bitirmemiz lazım.
Orta vadede yapmamız gereken yerel seçimlere hazırlık. Bu dönemi program, tüzük, vesaire tartışmalarıyla geçiremeyiz. 31 Mart 2024’e kadar olan süreç orta vade. Seçim hazırlığını yapıp, “Yerel seçimlerde nasıl yapacağız?”, “İttifak yapacak mıyız, yapmayacak mıyız?”, “Adaylarımız kim olacak?”. Buraya odaklanmamız lazım.
Üçüncü aşama da bir sonraki Olağan Kurultay. Bizde kurultay süresi iki yıldır. (Tüzük) “Bir yıl uzatılabilir” diyor ama uzatmamamız lazım. Bu Olağan Kurultay bittikten sonraki iki yıllık dönemde, bir sonraki Olağan Kurultay’a kadar da uzun vadede partinin yapısal dönüşümünü suhuletle sağlamamız lazım.”
‘BU DÖNÜŞÜMLERİ SAĞLAYAMAZSAK İSTANBUL DA RİSKTE’
Ekrem İmamoğlu’nun bayramdan sonra bir çıkış yapacağı beklentisini değerlendiren Tezcan,
“Bir kere Ekrem İmamoğlu CHP’nin sadece bugününde değil, geleceğinde de önemli bir figür. Çünkü seçimi kazandı. Çalışma tarzı, başarısı, gençliği, iddiası önemli.
Bizim başka çok önemli kadrolarımız da var. Adı geçtiği için söylüyorum, Özgür Özel önemli bir isim. Geçmiş dönem grup başkan vekilliği yapan diğer arkadaşlarımız var.
Yani şimdi biz bütün bu önemli isimleri gelecek siyasetini kurgulamakta kullanabilirsek ve onların birikimlerini ortak akıl zemininde buluşturabilirsek doğru yolda yürürüz. Biz onların her birine, dışarıdan elbise biçerek doğru yolda yürüyemeyiz.
İstanbul Belediye Başkanlığı, diğer belediye başkanlıklarımız…Bunlar bütün bu yenilenme sürecinde ele alınıp konuşulacak işler. Bu, “İmamoğlu mu, Kılıçdaroğlu mu” tartışması değil. İmamoğlu’nun da, “Ben mutlaka genel başkan olacağım, İstanbul Belediye Başkanı olmayacağım” diye bir beyanını duymadım. Yenilenmekten bahsediyor, “Oturalım, masada bunu konuşalım. Sadece MYK değişimiyle bu olmaz” diyor. Şimdi bunu götürüp de onun adaylığı eksenine sıkıştırmak ya meseleyi kavrayamamaktır ya da tartışmayı, çözümü boğup mevcut statüyü devam ettirme niyetidir. Eğer biz bu dönüşümleri sağlayamazsak İstanbul da risktedir.
Şu sorun tabii ki: Diyelim Ekrem İmamoğlu, Genel Başkan Adayı oldu ve seçildi. O zaman da İstanbul Belediye Meclisi içinden seçim yapılacak ve başkanlık AK Parti’ye geçecek. Ama bu çözülemeyecek bir şey de değil. Bunu masaya getiririz, koyarız. Ama sadece bu gerekçeden yola çıkarak, değişim meselesinde “Bekleyelim, kurultayı yerel seçim sonuna atalım” demek, topu tacı atmaktır. Bu çözüm Ekrem İmamoğlu’na rağmen de bulunmaz. O da bu çözüme katkıda bulunur, bulunmak zorundadır. İsterseniz, yöntemi bulursunuz.”
’39 VEKİLLİK, CHP’NİN TAŞIMA KAPASİTESİNİN ÇOK ÜSTÜNDEYDİ’
Millet İttifakı içindeki 4 partiye 39 milletvekili verilmesi tartışmasına ilişkin de konuşan Tezcan, “Genel Başkan ve Oğuz Bey (Kaan Salıcı) birlikte yürüttü o süreci. Tabii bir kere genel başkanın rızası, talimatı olmadan onun (39 milletvekilliğinin) verilebilmesi mümkün değil. Genel başkan vermeden onu nasıl vereceksiniz? Bizim ne sayıyı, ne sırayı belirleme imkanımız olmadı. Ne sekizli grubun, ne parti MYK’sının…” dedi.
“Sizin listeye koyduğunuz ve olmasını istediğiniz, örgütün de “bulunsun” dediği isimler birden bakıyorsunuz kayıyor” diyen Tezcan, “Yani şimdi burada 39 kişi verilmesi küçümsenecek bir iş değil, doğru da değil. Bu insanlar, kıymetli insanlar. Şahıslarına dönük bir şey demiyorum. Onlar da Meclis’te partileri adına mücadele edecekler. Ama CHP listesinin taşıma kapasitesinin çok üzerinde bir yapıydı. MHP’yle AK Parti ayrı girmiş. MHP listeyi önceden vermiş. O saatten sonra bizim ortak listeyle girmemiz için bir sebep yoktu. O zaman her parti kendi kimliğiyle girebilirdi” ifadelerini kullandı.