CIA-MOSSAD Irak’ın FETÖ’sünü böyle kurdu

Ezgi Denizoğlu yazdı

CIA-MOSSAD Irak’ın FETÖ’sünü böyle kurdu

Bugün artık hepimiz çok iyi biliyoruz ki, İngilizler tarafından ABD’ye devredilen kesintisiz iki buçuk asırdır devam eden Ortadoğu’nun sömürüsünün birbirini tamamlar nitelikte iki temel amacı var. Bunlardan biri enerji kaynaklarına egemen olmak, ikincisi enerji arzının güvenliğini ve denetimini sağlamak. Ancak ABD’deki küresel sermaye sahiplerinin güdümündeki avanjelik iktidar paydaşlarının söylemleri, İsrail’in yayılmacı politikaları değerlendirildiğinde olayın teolojik boyutu da gözden kaçırılmayacak hale geliyor. Yahudi inancına göre Ahd-i Atik’te Ke’nan diyarı, Ahdi Cedid’de Arz-ı Mev’ud (Va’dedilmiş yer) olarak geçen Suudi Arabistan’ın kuzeyinden, Türkiye’nin güneyindeki Toroslara, Mısır’ın doğusundan İran’ın batısına bu sınırlar içerisinde Suriye, Irak, Ürdün, Filistin, Lübnan ve bu bugünkü İsrail’i kapsayan topraklarda bugün büyük İsrail devletini kurmayı amaçlayan bir büyük savaş veriliyor.

ABD avanjeliklerine göre kıyamet savaşı Armageddon’un ayak sesleri duyuluyor. Bu kaynaklara göre Megiddo dağının eteklerinde olacak bu savaşın iyi tarafında Hristiyanlar ve Yahudiler yer alırken sonsuza kadar yenilecek kötüler tarafında Müslümanlar var.

Vahiy edildiği günden bugüne barış, kardeşlik eşit paylaşım ve ahlak vaad eden İslam dinine inanan Müslümanlar bu tarihsel süreçte birçok inançsal saldırıyla karşı karşıya kaldılar. Ancak iki buçuk asırdır süren İngiliz ve ABD sömürü döneminde İslam itikadını temelden sarsma amacı güden Hindistan’ın İngiliz barbarlarınca sömürgeleştirilmesinde büyük etkisi olan (İngiliz yapımı) Kadıyanilikten FETÖ’ye ve Kesnizani’ye uzanan çizgide maalesef çok sayıda İslami tarikat ve yapı batılı devletlerin ve istihbarat servislerinin ya güdümünde ortaya çıkmış ya da sonradan etkisine girmiştir. Emperyalizmin Doğuyu kendi çıkarına göre tanımlama ve sömürgeleştirme sürecinin başlamasının ardından yani bu iki buçuk asırdır İslam dünyasında ortaya çıkan ve doğalın ötesinde bir yapılanma, yayılma/büyüme, ilişkiler ağı, itikat biçimi ortaya koyan her dini teşekküle şüpheli, temkinli bakmak, Allah’a, kutsal kitaba ve onun peygamberine inanan bu çağın Müslümanı için olmazsa olmaz bir güvenlik testidir.

Ne yazımızın konusu olan kesnizani, ne de 15 Temmuz hain darbe girişimini gerçekleştiren ve 250 insanımızı öldüren, binlerce kişiyi yaralayan, devlet bürokrasisinde kumpaslar yoluyla telafisi imkânsız hasarlar yaratan FETÖ’nün, İslam inancında ve dünyasında her türlü sömürü, asimilasyon, tahrif, mankurtlaştırma ve sonuçta kontrol altına alma amacıyla batılı sömürgeler tarafından kurulan, beslenen ve büyütülen ilk ve son din maskeli örgütler olmayacağını biliyoruz.

Kesnizani’yi dünya gündemine ilk sokan gazeteci araştırmacı Ahmet DİNÇ’in deyimiyle Irak’ın FETÖ’sü Kesnizani tarikatı aslında sömürgenlerin hep aynı şablon yöntemler kullandığını, akıl ve bilimi ile yurtseverliğin egemen olduğu anlayışlarda bu virüsün daha başlangıç aşamasında yok edilebileceği ancak Türkiye örneğinde olduğu gibi virüsün yaklaşık yarım yüzyıl vücuda ağır ağır verilmesi halinde immün sistemi tarafından virüs olarak algılanamayacak hale gelebileceğini gösteriyor. Ancak unutulmasın ki virüs her ne kadar sinsice bünyemizde olsa da akıl ve bilimle yoğurulmuş bu ülkenin yurtseverleri, her türlü virüsü damarlarındaki asil kanda boğmaya, yok etmeye hazır ve kudretlidir.

Bu yazının birinci bölümünde Kesnizani tarikatının nasıl doğduğunu, tarikatın zikir ve virdlerindeki değişimi, ikinci bölümünde ise MOSSAD-CIA güdümüne girişini, Irak bürokrasisi ve ordusundaki yayılışını ve en sonunda Bağdat ve çevresinde Amerikan güçlerine hiç direniş gösterilmeden başkentin teslimindeki etkisini anlatacağız.

Tarikatın Doğuşu:

Kesnizani tarikatı Süleymaniye vilayetine bağlı Çamçanol İlçesi civarında yerleşen bir Kürt aşiretiydi. Kadiri tarikatının bir kolu olarak faaliyet gösteriyordu. Aşiretin lideri olan kişi aynı zamanda Kadirilerin bu kolunun da başı olarak kabul görüyor ve halife statüsü taşıyordu.

Kesnizani şeyhi Şeyh Abdülkerim ve emperyalisler tarafından kullanılan oğlu Şeyh Muhammed’in yazdığı 1996 yılında Türkiye’de yayınlanan Rahman Nurları adlı kitapta Kesnizaniler kendini Kadiri olarak tanımlıyor.

Ailenin şeceresine göre ise Arabistan’dan göç eden Hamedan’da kaldığı için Hamedani lakabını alan Şeyh Ebu Yusuf, onun oğlu Ali El-Hamedani, onun oğlu ise İsa, Süleymaniye’nin Berzence kasabasına yerleşiyor. 1815’de İsa’nın oğlu Şeyh Abdülkerim doğuyor, 1901’de ölen Abdülkerim yerine Abdülkadir geçiyor, Abdülkadir 1919 tarihinde ölünce yerine Hüseyin geçiyor, Hüseyin 1938 tarihinde ölünce posta Abdülkerim oturuyor. Abdülkerim ölünce yerine şeyh Muhammed geçiyor. Tarikatı dönüştürüp küresel istihbarat servislerinin kontrolüne sokan kişi işte Şeyh Muhammed. Kitapta dikkat çeken husus Seyyid olduklarını iddia eden ailenin soy ailesinde Şeyh Muhammed’den hiç bahsedilmeyip tarikat tarihinin baba  Abdülkerim ile bitirilmesi. Kitapta Şeyh Abdülkadir’in Irak’ın İngilizlerce işgaline karşı çıktığı şu şekilde aktarılıyor. “İngiliz İhtilaline karşı ilk kıvılcımı ortaya o attı. Müritlerini özel olarak, halkı genel olarak İngilizlere karşı savaşa çağırdı. Bütün vaaz ve hutbelerinde bu konuyu işledi. Hatta ‘Ey Müslümanlar! Güneydeki mücahitlere yardıma koşun. Onlar sizin kardeşlerinizdir. Her kim İngiliz’e karşı silah taşırsa bir İngiliz öldürürse o gerçek Müslüman mücahittir. Kıyamet gününde peygamberimizin şefaatini hak eder’ diyordu.”

Şeyh Abdulkerim El Kesnizani

Kitapta bu konuyla ilgili devamında İngiliz ordusu komutanının, Şeyh Abdülkadir’i çok tehlikeli gördüğü için ortadan kaldırılması için emir verdiği ve bin kişilik birlikle Kerbeçne’ye saldırdığı, yapılan kanlı savaşta İngilizlerin yenildiği, bir çok esir verdiği, bunun üzerine İngilizlerin 20.000 kişilik bir orduyla saldırıp Kerbeçne’yi yakıp yıktıkları, Şeyh’in Serkume dağına kaçtığı akabinde İran’a geçtiği ve İran’da öldüğü Kerbeçne’ya defnedildiği anlatılıyor.

Kitaba göre Şeyh Hüseyin de kendini tasavvufa adamış biri. 1’inci Dünya Savaşında Ruslara ve İngilizlere karşı savaşmış, 1938’de ölmüş, Hüseyin’in ölümünden sonra posta oturan 1915 doğumlu Abdülkerim’in cömert ve merhamet sahibi tasavvuf yolunda biri olduğu, davetinin çok geniş kitlelere ulaştığı, mürit ve halifelerinin sayısının çoğaldığı, Şeyh’in bilinmeyen bir sebeple İran’ın Minav şehrine göçtüğü, mürid kitlesini genişlettiği, İran Hükümetinin baskısıyla Irak’taki Buban kasabasına göçtüğü, Pakistan, Afganistan ve Zambiya’daki mürid kitlesinin yayıldığı, nihayet Süleymaniye’ye göçtüğü ve orada 5 Şubat 1978’de öldüğü anlatılıyor. Yerine Şeyh Muhammed geçiyor. Şeyh Muhammed’in ataları olan şeyhlerin küresel sömürgecilere ve işgalcilere karşı verdiği mücadele kitapta apaçık anlatılıyor.

Küresel güçler, bu süreçte kendileri için bölgede büyük sorun oluşturan bir tarikat kolunu ele geçirerek “dönüştürmenin” en yararlı yol olduğunu tabi ki keşfediyorlar. İkinci bölümde anlatacağımız gibi Kesnizani’nin başına gelenler İslam dünyasındaki bir çok tarikat ve cemaatin akıbetiyle hemen hemen aynı. Küresel güçlerin bu tarikatı dönüştürme ve kontrol altına alma planını Şeyh Muhammed’in başa geçmesiyle birlikte başardıkları da ortada. Burada Kesnizani’nin FETÖ’den tek farkı ortaya çıkıyor. Kesnizani küresel amaçlar doğrultusunda dönüştürülürken FETÖ’nün kaynağı olan Fetullah cemaati ise doğrudan küresel amaçlar doğrultusunda kuruluyor. Başlangıcından beri küresel güçlerin hizmetine vakfediliyor.

Şeyh Muhammed el Kesnizani müritleri ile birlikte.

Tarikatın Zikird Ve Virdleri İle Bunlardaki Değişimler;

Şeyh Abdülkerim ve oğul şeyh Muhammed’in yazdığı Rahman Nurları kitabına göre; Kesnizani tarikatının zikir ve virdleri normal bir tasavvufi tarikattan farklı değil, Pazartesi ve Perşembe günleri zikir ayinleri yapılıyor bunlarda bıçaklar, zincirler, kan vs. yok, müritlere özellikle dünya zevklerinden ve yemekten imtina etmesi, cemaatle namaz kılmaya özen göstermesi hatta sünnet olan bütün namazları kılması öğütleniyor. Yani normal bir tasavvufi tarikattan farklı bir ritüelleri yok.

Şeyh Abdülkerim’in 1978 yılında ölümünden sonra posta oturan Şeyh Muhammed, Süleymaniye’ye bağlı Çamçamal’da kimilerine göre 1938, kimilerine göre 1940 yılında doğmuştur. Bağdat Üniversitesi İdare ve İktisat Fakültesi mezunu aynı zamanda Profesör. Şeyhin muhtemelen Hindistan özgürlük hareketinin iki liderinden etkilenerek isimlerini Nehru ve Gandi olarak koyduğu iki oğlu var.

Tarikat, baba Abdülkerim ve Şeyh Muhammed’in ilk yıllarında Baas rejimine bağlılık görüntüsü taşıyor. Hatta Şeyh Muhammed Kesnizani’nin ülkedeki etkinliğini ve kontrolden çıkma belirtileri gösterdiğini düşünen Saddam kendisine İç İşleri Bakanlığı teklif ediyor. Büyük oğlan Gandi’nin 1980 yılında meçhul bir cinayete kurban gitmesinden sonra Saddam’ın Şeyh Muhammed’e İç İşleri Bakanlığı teklif etmesi cinayette rejimin parmağı olabileceği şüphelerini arttırıyor.

Posta oturduktan sonra Şeyh Muhammed sadece Kürtlerden değil, Türkmenler dâhil Irak’taki bütün İslami gruplardan kendine mürit edinmeye başlıyor. Bu arada ibadet ve ritüellerde de büyük bir değişim yaşanıyor.

Kadiri tarikatında kanlı bıçaklı ritüeller ve gösteriler hoş karşılanmazken Şeyh yıllar yılı savaş ve kanın hüküm sürdüğü Irak’ta bu atmosfere uygun bir tören/zikir biçimi geliştiriyor. Cerrahileri bile geride bırakacak boyutlarda kanlı gösteriler ihdas ediyor. Olgunlaşmanın ve ermenin ancak kan ve acıya dayanmakla mümkün olduğuna inanan bir mürit grubu oluşturuyor.

Törenlerde müritler, çalan def eşliğinde zikir ve dinsel şarkılarla yoğunlaştıktan sonra karınlarına, başlarına ve vücutlarının daha başka yerlerine kılıç, hançer, kama, satır saplıyor, hatta kurşun atıyorlar, boğazlarını kesiyorlar, Bununla da kalmayıp yeni katılanları etkilemek için jilet, cam gibi şeyler yiyorlar. Şeyh veya halifelerinden biri yaralı yeri tükürüğü ile sıvazladıktan sonra mürit hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Sözde yaradan da kan akmıyor. Fakat bu gösterilerde birçok mürit ölüyor.

Bu süreçte tarikatın bu genel ayinlerinde yukarıda sayılan kanlı olaylar dışında genelde İslam itikadına uygun uygulamalar yapılırken belli kimselerin katılmasına izin verilen çok özel ayinlerinde İslam’a aykırı başka inançları çağrıştıran şeyler yaşanıyor. İslam dünyasında sıkça görüldüğü gibi tarikatın tabanını oluşturan halk ve ibadet sahiplerinin inanış ve uygulamalarında bir anormallik yok. İslam’a aykırılık ve istihbarat servislerinin kontrolünün hissedildiği durumlar en tepedeki şeyh/lider ve onun çevresini saran ilk, en fazla ikinci halkadaki kişiler arasında yaşanıyor.

Sıradan müritlere ilmihaller okutulurken sadece özel kişilerin özel törenlerde okuduğu, seçili sadık müritlere gizlice okutulan bizzat şeyhin yazdığı kitap, sihir yöntemleri, Tevrat’tan yapılan alıntılar ile Kabala ve geçmişte bazı Müslümanların yazdığı büyü/sihir kitaplarından alıntılarla dolu.

Tarikata ilk kez giren mürit olan kişi Şeyh Kesnizani’nin ayağını öpüyor, biraz ileri gidip yükselenler elini, daha da yükselen kişiler(halifeler ve bölge sorumluları) mertebenin göstergesi olarak şeyhin omzunu öpüyorlar.

Tarikata Şeyh Muhammed’den sonra büyü/sihir muhtevalı bazı ritüeller girmiş. Şeyh bu ayin, formül ve ritüelleri Yahudi kaynaklarından alıyor, törenlerde Tevrat’tan alıntılar yapıyor, İslamla Musevilik arasında duran İslamlıktan Museviliğe dönüşme süreci yaşayan bir dini ve istihbarat organizasyonu ortaya çıkıyor.

Yazımızın bu bölümünde küresel güçlerin amaçları doğrultusunda tarikatları dönüştürmesi, Kesnizani tarikatının doğuşu, şeceresi, tarikatın zikir ve virdlerindeki değişimden bahsettik. İkinci bölümünde MOSSAD, CIA güdümüne girişini, Irak bürokrasisi ve Ordusundaki yayılışı ve Bağdat’ın teslimindeki etkisinden söz edeceğiz.