Çok yorgunum beni bekleme kaptan

Memleket şairi Nazım Hikmet’in; dinleyen herkesin gözünde mavi bir liman hayalinin canlanmasına neden olan şiirinin Romen Kaptan Gheorghe’ye yazıldığını bilir misiniz? Deniz edebiyatının sembol şiirlerinden Mavi Liman’ın gerçek kişilerin anlatımıyla günümüze ulaşan hikayesini Levent Akson DenizKartali.com'da yazdı….

Çok yorgunum beni bekleme kaptan

17 Haziran 1951, buğulu bir pazar sabahı.

Bir sürat teknesi, kıç tarafında köpüklü sular bırakarak iki yolcusuyla İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e açılır.

Motoru kullanan gazeteci Refik Erduran, diğeri ise Nazım Hikmet‘tir.

Sürat teknesi kuzeye yükselir ve bir süre sonra yine kuzey rotasında pruvalarında bir gemi belirir.

Kuzey rotasında ki gemi Romen Bayraklı Plehanov isimli bir şileptir (kuru yük gemisi).

Tekne gemiye yaklaşır ve Nazım, geminin kıç tarafında toplanan ve ne olup bittiğini anlamaya çalışan gemi personeline ismini söyleyerek gemiye geçmek istediğini Rusça birkaç defa tekrar eder ancak gemi yoluna devam eder.

Bu arada tekne arıza yapar ve denizin ortasında kalırlar.

Bir süre sonra motor tekrar çalıştırılır ve gemiye yaklaştıklarında bu defa iskele merdiveninin indirildiğini ve Nazım’ı gemiye almaya hazır olduklarını görürler.

Nazım gemiye biner ve çok sevdiği ülkesini yeniden görebilme umuduyla terk eder.

Konumuz Nazım’ın Nasıl Gittiği Değil Nasıl Dönemediğidir?

Bu yazının konusu Nazım‘ın kaçışı değildir ve bu hikaye bu ülkede tüm Nazım Hikmet sevenlerce ezbere bilinir.

Bilinmeyen ise Nazım‘ın köprü üstünde geçirdiği 12 saat ve Mavi Liman şiirinin yazılış öyküsüdür.

Nazım’ı köprü üstüne(geminin yönetildiği bölüm) alır gemi personeli.

Gemi kaptanı Nazım’ı beklemektedir hoş geldin demek için.

Ancak, Nazım gergindir. Sabah evinin kapısında bekleyen polisleri atlatarak ve bir kaç araç değiştirerek Tarabya‘ ya gelişi, tekne ile Karadeniz‘e açılmaları, gemi kaptanının Nazım‘ ı önce gemiye almaması, motorun bir süre Karadeniz‘ de arıza yapması yeterince germiştir Nazım‘ı.

Kaptan kendini tanıtır köprü üstünde; “Nazım Hikmet, ben Romen Bayraklı Plehanov gemisi kaptanı Gheorghe, gemimize hoş geldin“

Dedik ya, Nazım gergindir, hiddetlidir ve deniz kanunlarını çok iyi bilmektedir.

– Kaptan, siz denizcisiniz, bir insanın denizde yardım talep ettiğini gördüğünüzde onu gemiye almak zorundasınız!

Böylesine gergin bir tanışma…

Kaptan sakindir, Nazım soluklanır, ikram edilen çayı içer ve kendisi ile ilgili gemide çıkartılan duvar gazetesinde ismini görünce de sakinler.

Nazım meraklıdır da.

Köprü üstünde ki pek çok cihazı ve nasıl çalıştığını sorar gemi kaptanına. O sırada gözü harita masası üzerinde ki bir deftere ilişir. Defterde ismi yazılıdır.

Kaptana sorar;

“Kaptan Gheorghe bu defter nedir? Neden burada ismim yazıyor?”

Bu defter, tüm dünya denizcilerinin köprü üstünde bulundurmak zorunda oldukları, deniz dilimizde “Gemi Jurnali’dir. Yani gün içinde her tür navigasyon, hava durumu, rota değişikliği ve gemide olan olayların kaydedildiği Seyir Defteri’dir.

Kayıt “Nazım Hikmet gemiye alındı“ şeklindedir.

Nazım gülümser, “Kaptan” der, “Bir gün ülkeme döneceğim ve dönüşüm senin geminle olacak ve seyir defterine ben yazacağım: “Nazım Hikmet gemide”

Yoldaş Kaptan İle Kurulan Dostluk

Kaptan Gheorghe ile arasında sıkı bir dostluk kurulur.

Nazım, Köstence limanında gemiden ayrılırken Kaptan Gheorghe‘e sarılır ve “Yoldaş Kaptan” der, “Moskova‘ ya gidiyorum, oradan sana adresimi bildireceğim, seni Moskova’ya bekliyorum”

Kısa sürede oluşan dostluk ve hüzünlü bir vedalaşma…

Bir süre sonra Kaptan Gheorghe, Moskova’ya Nazım’ı ziyarete gider.

Keyifli günler geçirirler.

Ayrılık vakti gelir.

Vedalaşırken Nazım; “Unutma Kaptan” der, “Ülkeme bir gün senin geminle döneceğim”

Kaptan Gheorghe gülümser, “Umarım o gün hala Kaptan olarak görevimin başında olurum”

Sağlık sorunları Nazım’ın peşini bırakmaz, 1953 yılı Nisan ayında Nazım Hikmet‘in kalbi ansızın gelen krizle durur. Bereket yanında Doktor Galina vardır. Nabzı durmuş, nefes alamıyor, en yakın hastane 30 dakika uzakta ve yetişmesi imkansız. Galina büyük bir cesaretle Nazım’ın kalbine adrenalin iğnesi yapar ve hayata döndürür.

Dört ay sanatoryumda kalır Nazım, artık içki, sigara yoktur ve düzenli yaşayacaktır.

Yolun sonuna geldiğini anlamış, öleceğine inanmıştır artık.

1957’nin Mayıs ayında geldiği Bulgaristan’da Karadeniz kıyılarını gezecek hasta yüreğini sakinleştirecekti Nazım.

Ancak, giderek artan sağlık sorunları, memleket hasreti ve çok sevdiği yurduna dönüş umutsuzluğu, Varna’da bulunan Nazım’a; Karadeniz’in ötesine şöyle söyletir.

Karşı yaka memleket,

Sesleniyorum Varna’ dan,

İşitiyor musun?

Memet! Memet!

Karadeniz akıyor durmadan,

Deli hasret, deli hasret,

Oğlum sana sesleniyorum,

İşitiyor musun?

Memet! Memet!

 

1 Temmuz 1957

Şirin bir deniz limanı olan Balchik‘dedir. Galina ile birlikte.

Yurda dönme umudu da iyice azalmıştır.

O esnada bir gemi görür güney rotasında, Mavi Liman dediği İstanbul‘a doğru.

Aklına Kaptan Gheorghe ve ona verdiği söz gelir, yazar o müthiş dizelerini, memleket hasretini;

Çok yorgunum, beni bekleme Kaptan.

Seyir defterini başkası yazsın

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman,

Beni o limana çıkaramazsın…

Beni o limana çıkaramazsın…