‘Conilerle Mehmetçikler arasında fark yoktur’ sözleri Atatürk’e ait değil’

Çanakkale'deki Anzak anıtıyla ilgili tartışma sürerken, Atatürk'e atfedilen o sözlerin de Atatürk'e ait olmadığı yeniden hatırlatıldı.

featured

Geçen hafta Gelibolu Yarımadası’nda Anafartalar Zaferi’nin 107. yıl dönümü kutlandı. 57. Alay anısına onur yürüyüşü düzenlendi. Törene katılan isimlerden biri de yazar Nihat Genç‘ti. Genç Conkbayırı direnişinin tarihsel önemine değinirken Çanakkale’ye dikilen anıtlara da dikkat çekti. Genç, işgalcilerle birlikte Anadolu’ya saldıran Anzaklar için anıt dikilmesine tepki gösterdi.

Genç, 57. Alay yürüyüşünün ardından geçen hafta yazdığı “Büyük Türk Milleti’ne! Kahraman tarihine sahip çık” başlıklı yazıda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Conkbayırı, Türk Milleti’nin var olma kavgası ve direniş kimliğinin en asil kahraman cephesidir!

Büyük isyanımız ve sorumuz şudur!

Türk Milleti’nin en büyük kahramanlık sahnesinin tam ortasında Anzac Anıtı’nın üstelik merkezi ve daha yüksekçe bir yerde ne işi var?

Çanakkale’nin Gelibolu yarımadasında onlarca km.lik tarihi müze alanında bir çok yabancı mezarlıklar ve anıtlar vardır, lafımız bu anıt ve mezarlıklara hiç değil!

Burası, Conkbayırı!

Eşsiz kahramanlığıyla milletimizin bağrında yatan asil Türk askerlerinin tarihin altın sayfalarına geçmiş 57. alay’ın yattığı en kutsal en mahrem en yüce toprağımız!

Ancak bu soylu ve kutsal kahramanlık sayfamızın tam orta yerine ANZAC ANITI neden dikilmiş!

57. alayın tüm askerleri Atatürk’ün emriyle şehid olarak Conkbayırı’nda Türk Tarihine altın bir sayfa açtılar ve Çanakkale direnişiyle geçilmezliğiyle tarihimizin en kutsal sayfasına yazıldılar!

Ancak bugün düşmanı kovduğumuz yerde askerlerimizin anısına bizim anıtımızdan daha büyüğü Anzac’lara yapılıyor!”

O SÖZLER ATATÜRK’ÜN MÜ?

Genç’in çıkışının ardından “anıt” tartışması yeniden gündem oldu. Öte yandan tarihçi-yazar Cengiz Özakıncı, Gelibolu’da “Anzak Koyu”nda “Atatürk 1934” imzasıyla yazıta kazınan sözlerin de Atatürk’e ait olmadığını tekrar hatırlattı.

Özakıncı’nın 2015 yılından Bütün Dünya dergisinde yayınlanan incelemesinde, Atatürk’ün söylediği iddia edilen ve Anzaklara hitaben “Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle yan yana koyun koyunasınız…” ifadelerinin yer aldığı sözlerin gerçeği yansıtmadığını belgelemişti.

İşte o yazı:

“1915 yılında İngiliz komutasında Gelibolu’ya çıkartılan Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerden oluşan birliklere kısaca A.N.Z.A.C (Australian and New Zeland Army Corps) adı verilmiştir. Biz Türkler, onlara “Anzaklar” diyoruz.

Lüleburgaz Atatürk İlkokulu öğretmeni Tahsin Özeken, 15 Nisan 1977 günü, elinde 1969’da yayımlanmış “Belgelere Göre Eceabat Kılavuzu” adlı kitapçıkla Anafarta Ovası’nda dolaşırken; 1915’te İngiliz komutasında Gelibolu’ya çıkan “ANZAC” birliklerinde yüzbaşı olarak görev yapmış yaşlı bir Avustralyalı’yla karşılaşır ve ona elindeki kılavuzda Atatürk’e ait gösterilen şu sözleri aktarır:

“Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle yan yana koyun koyunasınız… Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı siliniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Avustralyalı eski ANZAK askeri, 1915’te işgale geldikleri ülkede kendilerini kahraman ilan eden bu sözleri duyunca çok sevinir; Özeken’in yazışma adresini alıp kılavuzda Atatürk’e ait gösterilen sözleri defterine yazar ve ülkesine döndüğünde, “Muharip Anzaklar Derneği”ne iletir. Avustralya’daki “Gelibolu Çeşmeleri Onur Kurulu Başkanı” Alan J. Campbell, bu sözleri, yaptırmakta oldukları anıta yazıt olarak koymayı düşünür ve Özeken’e gönderdiği 12 Eylül 1977 günlü mektupta, Atatürk’ün bu sözleri hangi tarihte ve nerede söylediğinin belgesiyle birlikte kendisine bildirilmesini ister. Özeken, Campbell’in bu mektubunu, 13 Ekim 1977 günü, Türk Tarih Kurumu’na iletir. Kurum Genel Müdürü Uluğ İğdemir, Campbell’i yanıtlamak üzere hangi tarihte nerede söylendiğini araştırdığı bu sözlerin, Atatürk döneminde İçişleri Bakanlığı yapmış olan Şükrü Kaya’nın 10 Kasım 1953 günlü Dünya Gazetesi’nde yayımlanan söyleşisinde geçtiğini saptar.

Şükrü Kaya, o söyleşisinde, 1934’te Çanakkale’de Mehmetçik Anıtı’nın başında bir söylev verdiğini, içinde bu sözlerin geçtiği söylev metnini Atatürk’ün bizzat yazıp kendisine verdiğini söylemektedir. İşte 1969’da basılan Eceabat Kılavuzu’nda kaynağı belirtilmeksizin Atatürk’e ait denilerek yayımlanan bu sözler; Şükrü Kaya’nın 1953’te yayımlanan o söyleşisinde, Atatürk bizzat yazıp bana verdi diyerek aktardığı o sözlerdir. İğdemir, Türk Tarih Kurumu adına Alan J. Campbell’e gönderdiği 10 Mart 1978 günlü resmi mektupta; “Atatürk’ün 1934’te Gelibolu’da İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya söylettiği çok anlamlı söylev” olarak nitelediği bu sözleri, İngilizce’ye çevirerek gönderir.[/i] [1]  Campbell, İğdemir’e gönderdiği 7 Nisan 1978 günlü mektupta, bu sözleri birazcık değiştirerek Atatürk imzasıyla Avustralya’da yaptırdıkları anıta koyduklarını bildirmiş[/i] [2]  ve anıtın bir fotoğrafını da 31 Mayıs 1978 günlü mektubunun ekinde İğdemir’e göndermiştir.

Fotoğrafa bakıldığında, Avustralyalıların yaptıkları “birazcık değişiklik”lerin; (I)- metne “bizim için Johnnyler ile Mehmetler arasında bir fark yoktur” tümcesini sokmak; (II)- İğdemir’in 1934 olarak bildirdiği tarihi değiştirip 1931 yapmak; (III)- Atatürk’ün ön adını Kemal yerine Kamel biçminde yazmak olduğu görülmektedir. [3]

İğdemir, Campbell’in mektubuna verdiği 8 Haziran 1978 günlü yanıtta; anıt fotoğrafında görünen 1931’in değiştirilip 1934 ve Kamel’in değiştirilip Kemal olarak yazılması gerektiğini bildirmiş; gelgelelim, Avustralyalıların Atatürk’ün sözü diyerek anıta sokuşturdukları “Johnnyler ile Mehmetler arasında bir fark yoktur.” tümcesinin çıkartılmasını istemeyip, “Atatürk’ün bu güzel sözleri” diyerek, yapılan eklemeyi güzel bulduğunu dile getirmiştir.

12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, Avustralya Hükümeti, Türkiye’den “ANZAK”ların Gelibolu’ya ayak bastıkları yerin adının “ANZAK KOYU” olarak değiştirilmesini ve Türkiye’nin resmi haritalarında bu adla yazılmasını istemiş; Türkiye, bunun karşılığında Avustralya’da uygun bir yere Atatürk adı verilerek Atatürk anıtı dikilmesini istemiş; karşılıklı istemler doğrultusunda, bu sözler, hem Gelibolu’da adı ANZAK KOYU olarak değiştirilen yere dikilen yazıta, hem de Avustralya’da yapılan anıta; altına 1934 K. Atatürk imzası atılarak; resmen yerleştirilmiştir.

Atatürk’e ait denilen bu sözlerle ilgili olarak, 2005’ten bu yana sürdürdüğüm araştırmalar sonucu; anıtlara kazınan ve içinde “Bizim için (işgalci) Johnnyler ile (yurdunu savunan) Mehmetçiklerin bir farkı yoktur” tümcesi geçen bu sözlerin Atatürk’e ait olmadığını bulguladım. Atatürk’ün Şükrü Kaya’ya okuttuğu söylevin tarihi 1934 değil 1931’dir. Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) Şükrü Kaya’nın Çanakkale Mehmetçik Anıtı’na giderek orada çok önemli bir söylev vereceği, 17 Ağustos 1931 günlü Cumhuriyet’in birinci sayfasında kırmızı harflerle en önemli haber olarak duyurulmuştur.

Nitekim Şükrü Kaya, haberde duyurulduğu gibi, 25 Ağustos 1931 günü Çanakkale’ye gitmiş; Kemalyeri’nde bir söylev vermiş; bu söylevin tam metni devletin resmi Anadolu Ajansı’nca -Büyük Taarruz’un yıldönümüne denk getirilerek- 26 Ağustos 1931 günlü gazeteler aracılığıyla dünyaya duyurulmuştur.

Söylevi tam metin olarak yayımlayan Hakimiyet-i Milliye gazetesinin haberi şöyledir:

Dahiliye Vekilinin Kemal Yerinde Vatanperverane Bir Hitabesi Mustafa Kemal’in Çanakkale’yi Kurtardığı Noktada.

Gelibolu, 25 (A.A.) – Dahiliye Vekili Şükrü Kaya B. bugün refakatlerinde Kolordu Kumandanı Ali Hikmet ve U. Jandarma Kumandanı Kazım Paşalar olduğu halde Peykişevket torpidosu ile imroz adasından Maydos’a gelmişler ve Karaya çıkarak Kemalyeri’ne gitmişlerdir. Vekil B. Mehmetçik Abidesine Reisicumhur Hazretleriyle Başvekil ve Meclis Reisi Paşalar Hazaratı namına birer çelenk koydukları gibi kendi namlarına ve Cümhuriyet polis ve jandarması namına da birer çelenk vazetmişlerdir.

Ağustosun 27 sinde Çanakkale’ye gelecek heyetin de Kemalyeri’ne çıkarak ziyarette bulunacakları müstahberdir.

Vekil B. refakatindeki zevat ile birlikte otomobille Gelibolu’ya gelmişlerdir. Geceyi burada geçirecekler ve yarın Peykişevketle Yalova’ya gideceklerdir.

Maydos, 26 (A.A.) – Dahiliye Vekili Şükrü Kaya bey bugün Kolordu Kumandanı Ali Hikmet ve Umum Jandarma Kumandanı Kâzım Paşalarla birlikte Kemalyeri’ni ziyaret etmiştir. Dahiliye Vekili bey burada aşağıdaki nutku irat etmiştir.”

“Arkadaşlar, Üzerinde bulunduğumuz nokta kürei arzın meçhul her hangi bir noktası idi. Halbuki biz bugün buraya tanınmış meşhur bir mevki olduğunu düşünerek geldik. Bu nokta ne münasebetle tanınmış ve ne diye coğrafi ve askeri haritalarda muayyen isim almıştır: Kemalyeri! Bilhassa asker arkadaşların karşısında bunu izah teşebbüsünde bulunmak istemem. Her türlü İzahlar bittabi onlara aittir. Fakat bende bu yere ismi verilmiş büyük adamın yakın arkadaşı olmak iytibariyle ondan işittiğim bir hatırayı esas tutarak üzerinde bulunduğumuz yerin, Kemalyeri’nin ne olduğuna dair bir kaç kelime söylemek istiyorum.

Efendiler; üzerinde bulunduğumuz bu noktadan deniz kenarına kadar olan mesafeyi, hep beraber görüyoruz. Bu dar sahada tarihte malum olan büyük kuvvet karaya çıktı. En aşağı iki, üç kilometre cephede yayıldı. [4]  Bu vaziyette henüz üzerinde bulunduğumuz noktada büyük Türk evladı Kemal o geniş düşman cephesinin sol cenahında ufak bir kuvvetle göründü. Orada cephanesi kalmamış neferlere süngülerini kullandırarak işe başladı. Bu teşebbüs muvaffakiyetle ilk eserlerini gösterdi. Türk’ün büyük ve sevgili evladı Mustafa Kemal o gece çok uğraştıktan ve her hangi bir fatihin kolaylıkla karşı duramıyacağı felaket işaret eden vaziyetleri yendikten sonra karanlık bir gecenin sabahında kendisini bu noktada gördü, ve bu noktanın yüksek Türk taliini kurtaracak mevki olduğuna karar vererek burada kaldı. Bu nokta Mustafa Kemal’in çok faik düşman kuvvetlerini mağlup ederek geriye püskürttüğü ve nihayet onları bütün takviyelerine rağmen yerinde durdurduğu bir Kumandan yeridir. Bir Türk Kumandanının Türk taliini yükseltmek için münasip gördüğü kumanda yeridir. Ben asker değilim, fakat bilirim ki bu yerden, bu Kemalyeri’nden garbın bütün ufuklarına karşı, garbın bütün denizlerinde en büyük zannolunan kuvvet ateşlerine karşı hu noktadan sadır olan Türk iradesi bugünkü Türkiye’yi kurtarmış olan faaliyetlerin ilk yeri olmuştur. Bu iytibarla burada bulunmaktan ve gördüğümüz bu yüksek hatırayı burada yad etmekten çok memnun ve bahtiyarım.

Bizim bu yerde kıymetli hatıraları yad ederek mütehassis olmamız ve bu yere ismini veren büyük Türk’ün bu memlekete ve Türklere yaptığı büyük eserleri hatırlıyarak minnettar olmamız gayet tabiidir. Şeref ve iftiharla görüyoruz ki, bu yerin karşısında en büyük kuvvet ve kudret göstermiş olan büyük devletler de bu Kemalyeri’ne ve bu yere ismi verilmiş olan büyük Türk’e hürmetle takdirle bakmaktadırlar. Ben bu noktada yalnız bütün hassasiyetimin ifadesi olarak tek bir cümle söylemekle iktifa edeceğim:

“Vatanın müdafaası için burada aziz kanlarını döken Türk çocuklarına ebedi minnetler.” Bu büyük kahramanlar için henüz bir abide dikilmediğini görüyorum. Bundan fazla müteessir olmak istemem. Biliyoruz ki, bu aziz kahramanların kurdukları ve korudukları yıkılmaz Türk vatanı onların hatıralarını daima taziz ettirecek ifade ve manzarası cihanşümul, en yüksek bir abidedir.

Karşıda da bizimle harp etmiş insanların mezarlarını ve abidelerini görüyoruz. Orada yatanları da takdir ederiz.

Medeniyet tarihi yarın karşı karşıya yatanlardan hangisinin fedakarlığını daha haklı ve daha insani bulacak ve daha ziyade takdir edecektir. Tecavüz etmiş onların abidelerini mi, yoksa vatanını müdafaa eden kahramanların hâlâ el uzatılmamış mukaddes taş ve toprak halinde bırakılmış olan bu izleri, bu kahraman izlerini mi? Kat’i hükmü medeni beşeriyetin insani takdirine emniyetle bırakabiliriz. Yalnız şunu tesbit etmek isterim ki biz Türkler mazinin her türlü manasız, mantıksız, girift eziyetlerini unutarak yeni bir hayat yarattığımıza kaniiz. Bu hayat, Türk’ün ilk ve medeni hayatının alemşümul manasının ihtiva eden bu kanaatimiz, fiiliyatımızla da sabit olmuştur. Karşımızda mezarlar bırakan milletler, bizim bu samimi ve çok yeni mahiyette noktai nazarlarımızı iyi telakki ederlerse bu karşılıklı mezarlar aramızda kin, husumet ve ölmez hisleri [5]  yerine muhabbet, dostluk temin eder. Ben, mensup olduğum Türk içtimai heyetinin kurduğu Cumhuriyet hükümetinin mesul bir adamı olarak arzederim ki, Türk milleti bu karşılıklı abidelere hürmetle bakar ve iki tarafın ölülerini rahmetle yadederken dimağında ve vicdanında yaşıyan samimi temenni: Bu ölü abidelerin bir daha rekzolunmaması (dikilmemesi-C.Ö.) bilakis bunları kuranlar arasında insanlık münasebetlerinin, insanlık bağlarının yükselmesidir.

* * *

Görüldüğü üzere, Şükrü Kaya’nın 1931’de Çanakkale’de Mehmetçik Anıtı başında okuduğu ve 1953’te yayımlanan söyleşisinde metnini bizzat Atatürk’ün yazdığını açıkladığı söylevde, yıllar sonra Atatürk imzasıyla anıtlara kazınan ve işgalci Johnny (Anzaklar, vs.) ile yurdunu savunan Mehmetçiği bir tutan sözler yoktur. Tersine, söylevde 1915’te Gelibolu’ya çıkan Anzaklar, vs. “düşman cephesi”, “düşman kuvvetleri”, “tecavüz etmiş olanlar” sözleriyle nitelenmiş; Mehmetçik “vatanını müdafaa eden kahramanlar” olarak tanımlanmış; ve dünyaya; “Medeniyet tarihi yarın karşı karşıya yatanlardan hangisinin fedakarlığını daha haklı ve daha insani bulacak ve daha ziyade takdir edecektir. Tecavüz etmiş onların (Johnny’lerin -C.Ö.) abidelerini mi, yoksa vatanını müdafaa eden kahramanların (Mehmetçiklerin -C.Ö.) hâlâ el uzatılmamış mukaddes taş ve toprak halinde bırakılmış olan bu kahraman izlerini mi?” sorusu yöneltilerek; saldırgan, işgalci Coniler ile yurdunu savunan Mehmetçiklerin bir tutulmadığı vurgulanmış; “bu ölü abidelerin bir daha rekzolunmaması” sözleriyle de “ölü” olarak tanımlanan Anzaklar vs. için, bir daha Çanakkale’ye anıt dikilmemesi istenmiştir.

Gerçek budur…

 [1]  Uluğ iğdemir, Atatürk ve Anzaklar”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1978, s. 8., 14.
 [2]  Uluğu İğdemir, a.g.e., s.10.
 [3]  Anıt fotoğrafında görülen yazıt şöyledir: Those heroes that shed their blood and lost their lives… You are now lying in the soil of a friendly country. Therefore rest in peace. There is no difference between the Johnnies and the Mehmets to us where they lie side by side here in this country of ours… You, the mothers, who sent their sons from faraway countries wipe away your tears; your sons are now lying in our bosom and are in peace, after having lost their lives on this land they have become our sons as well.” Ataturk, 1934
 [4]  Gazete dizgisinde görülen “yarıldı” sözcüğünün doğrusu “yayıldı” olacaktır. Karş. Cumhuriyet g. 26.08.1931. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan metinde,
 [5]  “ölmez mübareze hisleri” (Mübareze: Çekişme)

‘Conilerle Mehmetçikler arasında fark yoktur’ sözleri Atatürk’e ait değil’

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 1 ay önce

    bu haberden de anlaşıldığı gibi ilgili bürokratın bile ‘Conilerle Mehmetçikler arasında fark yoktur’ cümlesini metinden çıkartırmamasında olduğu gibi ta o zamandan bu zamana gelen kıskanç bir Atatürk düşmanlığı var.

  2. 1 ay önce

    Kamel deve demek, akillarinca hakaret etmis beyinsizler. Aniti Avusturalya’ya gonderin, sancagimizi da geri versinler. Anitin yerine dikilmesi gereken sancaktir.

  3. 1 ay önce

    Yakışıksız ve geçersiz sözlerin ATATÜRK’e maledilmek üzere marjinal olarak kayıtlara kim tarafından geçirildiği araştırılsa, karşınıza İnönü çıkabilir!!!

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!