Cumhurbaşkanlığının unuttuğu başkomutanı, Star yazarı anlattı!

Cumhurbaşkanlığının Kızıl Elma klibinde Atatürk'e yer verilmemesi büyük tepki çekerken, Star yazarı Ardan Zentürk'ten ders gibi bir yazı geldi.

Cumhurbaşkanlığının unuttuğu başkomutanı, Star yazarı anlattı!

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca, Malazgirt Zaferi’nin 949. yıl dönümü dolayısıyla "Kızıl Elma" marşı ile marşın yer aldığı video klip hazırlanmıştı. Sık sık "ecdad" göndermesi yapılan klipte Atatürk'e yer verilmemesi dikkat çekmiş, Erdoğan ise Fatih Sultan Mehmet'e benzetildiği de görülmüştü.

Türk tarihinin kahramanları arasında Atatürk'ün gösterilmemesi büyük tepki çekmişti.

Star yazarı Ardan Zentürk, "İşte Büyük Taarruz ve Başkomutan Atatürk böyle anlatılır" dedirten bir yazı kaleme aldı.

Yazının tamamı şöyle:

"2017 yapımı, yönetmenliğini Joe Wright’ın yaptığı, (Winston Churchill rolündeki Gary Oldman’ın olağanüstü yorumuyla En İyi Erkek Oyuncu Oskar’ına ulaştığı) “Darkest Hour-En Karanlık Saat” filmindeki o ateşli diyaloğu unutmak mümkün mü?

Dönemin İngiltere Kralı (bugünkü Kraliçe 2.Elizabeth’in babası, tahta beklemediği bir anda geçtiğinde liderlik zafiyetleri göstermiş, fakat 2.Dünya Savaşı’ndeki karakteri ile Birleşik Krallık tarihine yazılmış 6.George, onun da öyküsünü ele alan The King’s Speech –bizde Zoraki Kral olarak gösterildi- aktör Colin Firth tek kelimeyle müthişti) dönemin Başbakanı Neville Chamberlain’in genelde Hitler’le uzlaşmaya dönük siyasetinden rahatsızdır.

Winston Churchill’in sonuna kadar savaşa dönük yaklaşımlarını öne çıkarmaya çalışmaktadır, oysa Churchill’in partisi, başta Neville Chamberlain, Çanakkale yenilgisini sürekli ısıtmaktadır. Churchill-Chamberlain tartışmasının bir yerinde konu tekrar açılınca, Churchill, “Benim kurmaylarımın Gelibolu’da hazırladıkları tüm planlar doğruydu ama insanlık tarihinde çok ender rastlanacak bir komutanla karşılaştık” diye bağırır…

Churchill’in tarihe geçmiş o münakaşada sözünü ettiği “ender komutan”, Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal’dir…

Churchill 1938’de onun ölümünü yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıp olarak nitelendirecekti. Tek evladından torunu Randolph Churchill 2016’de büyük dedesi hakkında şunları söyleyecekti.(1) “ Atatürk'ün Türkiye'yi inşası büyük dedeme ilham kaynağı oldu (…) Çanakkale Savaşları'nın mimarlardan biri olan büyük dedem için de o dönem çok zor bir dönemdi. Çanakkale'deki can kayıpları, büyük dedemin peşini geri kalan tüm ömrü boyunca bırakmadı. Ancak Çanakkale'den edindiği tecrübeler, büyük dedemin 1944 yılında Normandiya'da karaya başarılı bir çıkış yapmasını sağladı."

BÜYÜK KOMUTANIN KENDİNİ GÖSTERDİĞİ AN

Türk milletini olmak ya da olmamak terazisinden çekip çıkartan Büyük Taarruz’un (26 Ağustos-9 Eylül 1922) 98’nci yılını idrak ediyoruz. Savaş stratejileri açısından önemli bir dönüm noktası olan bu taarruzu “üstün bir kurmay savaşıdır” (2) diye tanımlayan Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya katılırım, Gazi’nin alan planlaması yüksek risk taşıyor ama sonuç alıcı kimliği ağır basıyordu.

Planı, General Trikopis’in emrindeki en güçlü Yunan askeri mevzilerine saldırmak, orayı dağıttıktan sonra İzmir’e kadar inmektir. Gazi’nin en güvendiği, kahraman kimliğinden emin olduğu, 2.Ordu Komutanı Yakub Şevki Paşa’nın (Subaşı) (1876-1939) bile açıkça karşı çıktığı bir plandır bu.

Mareşal Fevzi Çakmak ise, hem planın, İngiliz Mareşal Charles Vere Towshend’in teftiş edip “Türkler burayı 6 ayda geçerlerse, 6 günde geçtik desinler” dediği müstahkem mevzilere saldırıdan, hem de zaten çok yorgun olan ordunun Yunan’ı İzmir’e kadar kovalamasından endişelidir.

Gazi’nin, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir!” emri aslında karargahtaki bu endişelere de cevap niteliğindedir.

BİR STRATEJİ DEHASI ÖRNEĞİ…

Tüm kurmaylarının gözden kaçırdıkları, Mustafa Kemal’in yalnız ender rastlanacak bir askeri komutan olmadığı, aynı zamanda siyasi strateji alanındaki üstünlüğüydü.

Mareşal haklıydı, Yunan ordusunu Sakarya’da durdurmuş Türk askeri yorgundu ama, karşı taraf o yenilgi sonrasında askerlerin “artık eve dönelim” ruh hali içindeydi. Karşısındaki ordunun karargahının siyasi olarak bölündüğünü, Venizelosçu subayların tasfiye edilip yerlerine Kralcıların getirildiğini bunun da Yunan ordusunda büyüt zafiyet oluşturduğunu biliyordu.

Birliklerini geceleri kaydırdı, gündüzleri sakladı, Yunan istihbaratını kilitledi, taaruz saatlerine yakın Ankara’da –sözde- çay partisi düzenledi, Yunan kurmayların “Türk komutan Ankara’da eğleniyor” rehavetine kapılmasını sağladı, taarruzdan önce Anadolu’daki telgraf sisteminin dünya ile bağlantısının kesilmesini emretti, haberleşme açısından Anadolu bir anda sessizliğe gömüldü, hemen akabinde Anadolu’da Mustafa Kemal’e karşı büyük bir ayaklanma başladığı yalan haberinin Atina ve Londra’ya kadar yayılmasını sağladı.

Harekat günü ve muhtemel saatini kendi kurmaylarından bile sakladı, bir tek, Bolşevik lider Lenin’e bildirdi!..

26 Ağustos 1922 Cumartesi günü sabah 04.30’da duyulan o ilk top sesi, yok edilmek istenen bir milletin yeniden tarih sahnesine dönüşünün müjdesiydi.

Nazım Hikmet, bu nedenle ve kuşkusuz dedelerimizin bir büyük komutana duyduğu o büyük minnet hissiyle Kocatepe’deki Gazi Mustafa Kemal’in portresini şöyle yazar:

Dağlarda tek tek

ateşler yanıyordu

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar: "Üç" dediler,

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun basına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.