Veli Efe yazdı…
“Bir öğretmen ailesinin son temsilcisi olan ve çağın en güzel Türkçe öğretmeni genç kadının ölümsüz hatırasına…”
Genç adam, kavgasının filizlendiği ortama dair bir hikaye anlatmaya başlamıştı geçen yazısında.[1] Bir Atatürk Türkiye’si ve Cumhuriyet hikayesi olan bu satırların devamı niteliğinde bir hikayesi daha var delikanlının, tamamlayıcı bir hikaye. Anlatsın da Cumhuriyet’in nasıl köyüyle kasabasıyla kentiyle kusursuz bir aydınlanma ve kalkınma devrimi olduğunu bir daha görün.
Önceki yazının konusu, Anadolu’nun küçük bir köyü Akçaköy ve o köyün fakir yetimi Tahir idi. Tahir’den (Fakir Baykurt) önce bu küçük Yörük-Türkmen köyünden birisi daha Cumhuriyet’in genç neferlerinden biri olmak üzere yola çıkmıştı, ki bu satırların yazarı delikanlının dedesidir, bu yazının konusu da O’dur.
Haceli, (Anadolu’da Hacı Ali isminin kullanım şeklidir ve yazı boyunca köylülerin O’na bu seslenme hitabı kullanılacaktır.) 1915 yılında Akçaköy’de dünyaya geldi. Yoksul köyün ve köylülerin durumundan biraz farklı bir durumu olduğu söylenebilirdi. Ailesi, Osmanlı’nın son döneminde iltizam sistemi içerisinde mültezimlik görevini yürütüyordu. Mültezim, kendi yörelerinde devlet adına halktan vergi toplama yetkisine sahip olan yetkililere verilen isimdi. Bu yetkinin sayesinde yoksul halkın aksine zenginleşir, Doğan Avcıoğlu’nun “Türkiye’nin Düzeni” ndeki tabiriyle küçük Anadolu tefecileri haline gelirlerdi. İşte, Haceli, Anadolu’ya özgü bu küçük feodal ailenin en büyük erkek çocuğu ve varisi idi.[2]
1923’ün 29 Ekim’inde Cumhuriyet geldi tüm Anadolu’ya olduğu gibi Akçaköy’e de. Cumhuriyet’in ilanından önce 1923’ün Şubat’ında toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde oy birliğiyle kabul edilen kararlardan biri 1925’te hayata geçirildi ve aşar vergisi kaldırıldı. Bu devrim önemliydi; yeni Türk devletinin başındaki Cumhuriyet idaresi, padişah mülkünün sahiplik sıfatını halka intikal ettirmenin önemli bir aşamasını daha hayata geçiriyordu. Elbette, bu aşama ile birlikte hâkim sınıflar ile ezilen halk kitleleri arasında yer alan yereldeki küçük büyük tüm bezirgan takımının da tasfiyesi gerekiyordu. Haceli ve ailesi için de karar vaktiydi, ya Atatürk önderliğindeki Türk devriminin “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle” idealinin bir parçası olacaklar ya da imtiyazlarının muhafazası için karşı devrimin saflarında yerlerini alacaklardı. Karşı devrimcilerin örneği çok; Doğu’da başı ezilen Şeyh Sait ve Seyit Rıza taifeleri ya da Aydın’da toprak ağası iken “Çiftçiyi Topraklandırma Yasası” karşıtlığından Cumhuriyet’in tüm kazanımlarına karşı savaş açmaya evrilen Menderes takımı sadece birkaç örnek. Haceli’nin ailesi, imtiyazlarından vazgeçerek Türk devriminden yana tavır sergilediler.
Haceli’nin genç Cumhuriyet’in bir delikanlısı olma hikayesi de işte tam bu noktada başladı. Haceli için artık zamanla yüzlerce dönüm tarlanın ve onlarca uşağın sahibi olma imtiyazının yerini Cumhuriyet’in bir aydınlanma neferi olmasının fevkaledeliği alacaktı. Her bir ayrıntısında Cumhuriyet’in hayrının hissedildiği bir fevkadelik… Köydeki ailesinin yanından ayrılarak Burdur’da ilkokul, Denizli Lisesi’nin orta kısmında ortaokul, fen şubesi için Bursa Lisesi’nde lise yılları, yatılı okul günleri. 1933’te “Üniversite Reformu” ile Cumhuriyet’in ilk üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nde İktisat Fakültesi’nin ilk öğrencilerinden birisi olma onuru. Üniversite’nin ardından 2. Dünya Savaşı yıllarında dört yıl sürecek, asteğmenlikten üsteğmenliğe kadar devam edecek ve Sovyet sınırında Sarıkamış’ta yapılacak Türk ordusundaki askerlik yılları. Askerlik sonrasında mülki idarede devlet memuru olarak Burdur ve çevre illerin köylerinde otuz yılı aşkın süreyle yürütülen kamu görevi dönemi. Son olarak Burdur Valiliği Yazı İşleri Müdürü unvanıyla emeklilik. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin okullarından yetişen ve ülkemizin gerçek “altın nesli” olan bu kuşağın her mensubunda görülen, Cumhuriyet’e vefa borcu karşılığında kendisini bir ömür kamu (halk) hizmetine adama sorumluluğu Haceli için de geçerlidir. Fakir Baykurt’un Haceli’yi anlatımında tasvir ettiği üzere; “köyün yüksekokullarda tahsil yapan ilk genci, köy kahvesinde Cumhuriyet gazetesi okuyarak çayını yudumlayan takım elbiseli delikanlı ve Gönen Köy Enstitüsü’ne giden köy çocuklarına rehberlik eden Cumhuriyet öncüsü” minvalinde bir sorumluluktur bu neslin her mensubu gibi Haceli’ninki de. Fakir Baykurt’un öğretmen olarak Akçaköy merkezli Burdur’un köylerinde bir eğitim seferberliği yürüttüğü dönemde Haceli abisi de Valilik köy hizmetleri görevlisi olarak Burdur’un köylerinde bayındırlık ve tarım faaliyetlerinin planlamasını koordine eder.
Atatürk önderliğindeki Türk devriminin altı ilkesinden biri olan “Devletçilik”in temelini teşkil eden kamu öncülüğündeki planlı kalkınma ve sanayi hamlesinin en başta gelen kurumları kamu iktisadi teşebbüsleridir. Kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT), her ne kadar 1980 sonrası Türkiye’sinde küresel kapitalizmin dayattığı özelleştirme politikalarına büyük oranda kurban edilse de Cumhuriyet tarihi boyunca Cumhuriyet’in çağdaş kent projesinin en önemli yürütücülerinden biri olmuştur. Söz konusu KİT’lerden birisi de şeker fabrikalarını bünyesinde bulunduran Türkiye Şeker Fabrikaları Şirketi (Türkşeker)’dir. Falih Rıfkı Atay, “Çankaya”da Cumhuriyet için KİT’lerin ve şekerin kıymetini şöyle çok güzel anlatıyor: “Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı. Ekmeğimizi kendi unumuzdan yoğurmak, şekerimizi kendi pancarımızdan almak, bezimizi kendi pamuğumuzdan dokumak… Ah bir buna muvaffak olsaydık. 1923 kafası ve iradesi imkânsızlığa meydan okumuştur… Türk tarihi, 1923 iradesinin ve kafasının mucizesini unutmaz.”[3] İşte, Cumhuriyet’in kamucu tavrı, Türk ülkesinin imkânsızlıklarına rağmen tarımdan ağır sanayiye değin çok geniş bir yelpazede fabrikalarıyla kendisini ortaya koymuş ve köyden kente uzanan bir kalkınma mucizesi yaratmıştır.
Bahsimize konu şeker fabrikalarından birisi de Burdur’dadır. Cumhuriyet idaresi, diğer tüm kamu iktisadi teşebbüslerini ve şeker fabrikalarını barındıran kentler gibi Burdur’da da fabrika üzerinden kentin hem iktisadi hem de sosyal yaşantısını yeniden kurmaktadır ya da bir başka deyişle Cumhuriyet aydınlanması, köylülerin ürünleri ve işçilerin emekleriyle şehirlere dağılmaktadır. Şeker fabrikaları, yalnızca köyden gelen şeker pancarının şekere dönüştüğü birer tesis değillerdir; aynı zamanda sosyal tesisler, okullar, sinemalar, spor salonları vb.leriyle kent kültürünü inşa eden birer ocaktırlar. Üzerinde durduğumuz konuyu Burdur özelinde şöyle somutlaştırmak mümkündür: Ya aileden biri fabrikada çalışıp eve ekmek getirir ya da köyde ürettiğiniz şeker pancarını fabrikaya satıp ev geçindirirsiniz. Çocuğunuzu Şeker İlkokulu’na gönderir, hafta sonu Burdur Gölü’ne girmek için Şeker Plajı’nı kullanırsınız. Uzun lafın kısası, fabrika demek kent demektir aslında.
Biz Haceli’nin hikayesine devam edelim. Yukarıda söylemiştik; Haceli, memuriyet görevi kapsamında Burdur’un köylerinde hizmet yürütmektedir. 1950’li yılların ikinci yarısında, hizmetiyle bağlantılı olarak, Burdur Şeker Fabrikası’ndaki şeker üretim süreci ile köylerdeki şeker pancarı ekim süreci arasındaki koordinasyondan sorumlu kamu görevlisidir Haceli. Bu sorumluluğunu o kadar ciddiye alır ki; ailesinin eski vergi tahsildarlığı günlerinden geriye kalan yalnızca birkaç dönüm toprak üzerinde çiftçiye örnek olmak amaçlı modern yöntemlerle şeker pancarı ekimi yapar, yörenin rekolte verimi açısından birincisi olur ve hatta bu birincilik Valilik tarafından ödüllendirilir. Bu durum, sanki bir Cumhuriyet gencinin ilerleyen yıllarda küresel tekellerin baskısıyla getirilen şeker pancarı üretim kotalarına ve şeker fabrikalarının özelleştirme uygulamalarına karşı bir başkaldırısıdır.
Haceli’nin Cumhuriyet genci olma hikayesi, çocuklarını yetiştirmesi ile devam eder. Her birinin hikayesinden ayrı bir yazı çıkabilecek 3 çocuğu olur. Öncelikli olarak Haceli, ömür boyu elde ettiği kazanımları hep Cumhuriyet’in çağdaş eğitim sistemine borçlu olduğunu bilir ve bunun devamlılığı için çocuklarının da Cumhuriyet’in eğitimci ordusuna katılması için onları teşvik eder. Bir diğer taraftan, çocukların yetişme dönemleri Fakir Baykurt’un Akçaköy merkezli eğitim seferberliğinin tam ortasında geçer ve üçü de Fakir abilerinin etkisiyle eğitimciliğe yönelir. Son olarak ise öğrenimlerini sürdürdükleri Burdur’da şeker fabrikası üzerinden kurulan Cumhuriyet kenti modeli, onların öğretmenlik heveslerinin yanına Cumhuriyet’in aydınlanmacı ve ilerlemeci anlayışını ekler. Üç genç de Cumhuriyet’in Atatürkçü öğretmenleri olur, babaları Haceli ise çocuklarının üyesi olduğu ilerici öğretmen örgütlenmesi TÖB-DER’in onursal üyesi olacak kadar onların yanında yer alır.
Haceli’nin kızı Yüksel, Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra ardıllarından biri olan Muğla Kız Öğretmen Okulu’ndaki eğitimine müteakip ilkokul öğretmeni olarak yine Burdur’un köylerinde ve öğretmen eşiyle birlikte İskenderun vb. ülkenin farklı yerlerinde görev yaparak Denizli’den emekli oldu. Büyük oğul Neşet, 68 Kuşağı’nda yer alan bir genç olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Fizik Bölümü’nden mezun oldu. Ardından Ankara Sincan Lisesi’nde ve Burdur Lisesi’nde görev yaptı, Bilecik’te lise müdürlüğü görevinde bulundu. Neşet, son yıllarda proje okullar adıyla üzerinde hayli tartışma yürütülerek tahrip edilen ve Türk milli eğitim sisteminin önemli kurumlarından olan Anadolu Liseleri ya da ilk adlarıyla Maarif Kolejleri’nin önde gelen öğretmenlerinden biridir. Eski adıyla İzmir Maarif Koleji, şimdiki adıyla Bornova Anadolu Lisesi’nde 80’li ve 90’lı yıllarda yetiştirilen donanımlı öğrenci kuşağının efsane fizik öğretmenidir. “Dehşet Neşet” namıyla bilinen Neşet’in efsanevi öğretmenliğinden esinlenerek çekilen “Çakıl Taşları” adlı bir televizyon dizisi bile bulunmaktadır. Küçük oğul Veli, Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra Zonguldak Kozlu’da, Kuleli Askeri Lisesi’nde, Burdur’da, Çankırı Çerkeş’te, Denizli’de biyoloji öğretmenliği yaptı. Babası Haceli’nin de mezunu olduğu Denizli Lisesi’nin (Koca Mektep) müdür yardımcılığından emekli oldu. Bunun yanı sıra, 90’lı yılların başında bilgisayarı Denizli’ye getiren isimlerden biri olan Veli, Denizli’de okullarda ve kamu kurumlarında bilgisayar kullanımının öncüsü oldu. Emekliliğini takip eden 2000’li yılların başında ise, tüm Türkiye gibi Denizli’nin de başına bela olan Fetullahçı örgütlenmenin ve diğer cemaatlerin dershane yapılanmalarına karşı Denizli’nin ilçelerinde ilerici ve çağdaş üniversiteye hazırlık kurslarının yürütülmesi çalışmalarında bulunarak tüm şehirde tanındı. Haceli’nin öğretmen olan üç çocuğu da öğretmenlik yaptıkları yerlerde eğitimci kimliklerinin yanında, eğitimciliğin aynı zamanda Cumhuriyet kavgası olduğu bilinciyle, memleketin aydınlanma mücadelesine katkıda bulundular ve Atatürkçü düşüncenin yılmaz savunucuları oldular.
Genç adam, kavgasının köklerinde yer alan kişilere ve mekanlara ilişkin hikayesinin ikinci bölümünün sonuna gelmiş bulunmakta. Sonuç niyetine birkaç söz daha etmek istiyor delikanlı. Genç adam istedi ki; bir Öğretmenler Günü yazısı da olan hikayesinin bu son kısmı ile Cumhuriyet’in öğretmenler öncülüğünde verdiği aydınlanma mücadelesinin köyden kente tüm halk kitlelerinin birlikteliğiyle nasıl büyüdüğü ve bugünlere geldiği gözler önüne serilsin. Tüm Türkiye’de binlercesine rastlanılan hikayelerden biridir sadece bu hikaye, bu satırlara sığmayacak fazlası vardır daha. Ortaçağ karanlığındaki bir köyün tüm imtiyazlarını kaldırarak eğitimde fırsat eşitliğiyle ve çağdaş eğitim kurumlarıyla o köyün gençlerini birer faziletli bireye dönüştüren Cumhuriyet, gerek öğretmen olan gerekse de başka mesleklerde uzmanlaşan bu gençlerle köyden kente uzanan bir kalkınma hamlesini gerçekleştirmiştir. Bu gençler, verdikleri kamu hizmetleriyle ve yetiştirdikleri yeni nesillerle eşsiz Cumhuriyet projesinin sürekliliğini sağlamışlar ve Cumhuriyet’e olan borçlarını ödemişlerdir. Cumhuriyet delikanlısı Haceli’nin kurduğu öğretmen ailesinde yetişen genç adam, daha ilkokul yıllarında seksenli yaşlarındaki Haceli’nin anlattığı Devrim Tarihi dersleriyle büyümüştür. Bu dersler, askeri okul yıllarında, üniversite yaşamında ve sonraki kamu hizmeti döneminde Cumhuriyetçi ve Atatürkçü bilincinin rehberi olmuştur.
PKK teröristleri tarafından şehit edilen öğretmenler başta olmak üzere, Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde ve Fakir Baykurt’un “Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz; öğretmen ders verir.” ilkesi doğrultusunda ders veren tüm onurlu Cumhuriyet öğretmenlerinin “24 Kasım Öğretmenler Günü” kutlu olsun! Türkiye Cumhuriyeti, 102 yıldır dıştan ve içten tüm emperyalist, gerici ve bölücü saldırılara karşı dimdik ayakta durabiliyorsa sizlerin “Cumhuriyet’in Şeker’i” yüzlerinizin suyu hürmetinedir. Var olun…
[1] https://www.veryansintv.com/cumhuriyetin-fakire-hayri-mor-lavantalar-koyunde
[2] Dönemin Akçaköy’üne ilişkin ayrıntılı bilgi için, bkz. Fakir Baykurt, Özüm Çocuktur/Özyaşam Öyküsü: 01
[3] https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/sinan-meydan/cumhuriyet-in-seker-fabrikalari-2445776