Danışmanlık adı altında sosyal medyada zehir saçıyor!

Sosyal medya paylaşım sitelerinde Nona Danışmanlık adı altında açılan bir hesabın yaptığı paylaşımlar kullanıcılar tarafından büyük tepki gördü. Psikologlar için 'diplomalı çocuk pornocuları' ifadesini kullanmaktan çekinmeyen, 'anne karnındaki bebeğin boynuna kordon bağlanmasını annenin 'keşke hamile kalmasaydım' gibi mesnetsiz yorumlara dayandıran Muhammed Baş'ın paylaşımlarını ise psikologlar ' tehlike arz eden söylemler' olarak değerlendirdi.

Danışmanlık adı altında sosyal medyada zehir saçıyor!

VeryansınTV / Buse ERDEM

Maalesef günümüzde ‘kişisel gelişim ve rehberlik, aile danışmanlığı, manevi terapistlik’ adı altında açılan bir çok hesabın yaptığı ‘bilimsellik içermeyen’ tavsiyeler ve önermeler, toplumda nefret ve ayrıştırıcılık durumlarını kamçılıyor insanları yanlış bilgiyle buluşturmaya devam ediyor…

Sosyal medya siteleri olan ‘İnstagram ve Facebook’ta’ yer alan ‘Nona Danışmanlık’ adlı hesaptan Muhammed Baş adlı şahıs tarafından paylaşılan bir çok tavsiye nitelikli bilimsellikten uzak söylemler ve ‘kadını dövmek erkeğin savunma mekanizmasıdır’ gibi kadına şiddeti meşrulaştıran gönderileri sosyal medya kullanıcıları tarafından tepki gördü.

Psikologlar için ‘diplomalı çocuk pornocuları’ ifadesini kullanan hesap ise hala paylaşımlarına devam ediyor…

Söz konusu hesabın kullanıcısı şahıs bu paylaşımları para için yapmadığını açıklasa da bir çok paylaşımında ise eğitim adı altında ücret talep etmesi ise kafalarda soru işareti yarattı.

Bilim dışı söylemlerde bulunan hesabın paylaşımlarının toplum ilişkilerinde ve bireylerde psikolojik olarak ne gibi tahribatlara yol açabileceği hususunda ise psikologların görüşünü aldık…

Ebeveyn ve çocuk ilişkisi, aile ilişkileri açısından ileride büyük sıkıntılar teşkil edebilecek hesabın paylaşımları ise sosyal medya mecralarında hala durmakta ve takipçilerinin çoğu tarafından dikkate alınmakta… Psk. Ceren Özügüç bu konu hakkında tüm kullanıcıları ve ebeveynleri uyardı:

BEBEĞİN BOYNUNA KORDON DOLANDIYSA ANNE ‘KEŞKE HAMİLE KALMASAYDIM’ DEMİŞTİR PAYLAŞIMI

“Psikolojik veya fizyolojik hiçbir bilgisi, yeterliliği ve eğitimi olmayan bir kişinin gebelikte bebeğin boynuna kordon dolanmasını, kendi kelimeleri ile “tavsiye niteliğinde telkin ve bilgiler” adı altında annesinin “keşke hamile kalmasaydım” demesine veya rüyasında avucuna kuş konmasına bağlıyorsa burada bazı sınırların çekilmesi gerekmektedir.

Gebelikte bebeğinin sağlığı ve doğumda gerçekleşebilecek komplikasyonlardan ötürü kaygılanan, istemediği bir hamileliği sürdürmek durumunda kalan veya çeşitli kaynaklarda görülme sıklığı %10 ile %15 arasında değişen doğum sonrası depresyondan muzdarip olan kadınların böyle bir bilgiye maruz kaldıklarında yaşayacakları ruhsal tahribat hiç de azımsanacak ölçüde olmayacaktır.

Bu gibi yorumlar neticesinde bu kadınlar gebelik veya doğum esnasında oluşabilecek komplikasyonlardan ötürü kendilerini sorumlu hissederler ve bundan dolayı suçluluk hissine kapılarak kendilerini sorgulayıp suçlamaya başlayacaklardır.

İyi bir anne olmadıklarını, düşünmemeleri gereken şeyler düşündükleri için kendilerinin ve bebeklerinin bu sıkıntıları yaşamak zorunda kaldığı düşüncesini kabul edecekler ve bu düşüncelerin yarattığı utanç duygusu nedeniyle iyice içlerine kapanarak tedavi olmaktan vazgeçebilirler. Doğumdan sonraki hormon iniş çıkışlarından kaynaklanan post partum depresyon da bu çerçeveye dahil olduğunda intihara varabilecek çok ciddi sonuçlardan bahsetmek mümkündür.”

‘ANNELER ÇALIŞIRSA ÇOCUK UYUŞTURUCU MÜPTELASI OLUR’ PAYLAŞIMI

 

Özügüç sözlerine şöyle devam etti: “Ruhsal rahatsızlıkların oluşumunda elbette ki anne baba tutumu tartışmasız çok büyük bir öneme sahiptir. Bunun yanında anne baba tarafından ihmal edilmek bireyde ruhsal rahatsızlık görünmesi açısından belirleyici bir unsur olabilmektedir.

Ancak kişinin paylaşımlarında görüldüğü üzere madde bağımlılığı, depresyon, bipolar bozukluk, narsisizm, psikoz gibi psikopatolojiler annenin çocuğun 0-6 yaş aralığında çalışıyor olması gibi tek bir sebebe bağlanamaz. Zira psikopatolojilerin oluşumunda bireyin genetik yatkınlığından büyüdüğü çevre koşullarına, yaşadığı hayat olaylarından içerisinde yetiştiği kültüre kadar çok sayıda farklı faktörün bir araya gelmesi söz konusudur. Diğer bir deyişle “anneniz siz 0-6 yaş aralığındayken çalışıyorduysa sizde yukarıda sıralanan rahatsızlıklar görülür” gibi bir söylem mantığa ve bilime aykırıdır.

‘RUHSAL BİR BOZUKLUKTAN MUZDARİP OLMAK UTANILACAK BİR DURUM DEĞİLDİR’

Toplumumuzda ruhsal bozukluklara utanç kaynağı gözüyle bakılmakta, birçok mecrada yanlış lanse edilmekte ve toplumdan uzaklaştırılmak istenmektedir. Buna bağlı olarak da ruh sağlığı profesyonellerine ulaşmak kişide damgalanma, ayrımcılığa ve etiketlenmeye maruz kalma korkusu yaratmaktadır.

BİLİMSELLİĞİN OLMADIĞI YERDE HURAFELER VARDIR

Toplumsal ön yargılar sebebiyle kişiler psikoloji bilimiyle hiçbir ilgisi olmayan, bu alanda hiçbir eğitim veya yeterliliği bulunmayan kişilerden bu hizmeti talep edebilmektedirler. Sorunlarının çözülmesi veya çocuklarını daha iyi yetiştirme kaygısında olan kişilerin yardım talebi elbette anlaşılabilirdir ancak bu yardımı alacakları kişiler yalnızca alanında uzmanlaşmış, gerekli eğitim ve sertifikasyonlarını tamamlamış kişiler olmalıdır.

Günümüzde çokça psikoloji mezunu olmadığı, hatta hiçbir eğitime yada geçerliliğe tabi olmadığı halde kendini psikolog, terapist veya danışman olarak pazarlayan kişilere rastlamaktayız. Üstelik bu kişiler sundukları “hizmetten” para kazanmaktadır.

Bilimselliğin olmadığı yerde yalan bilgiler, hurafeler, asılsız ithamlar ve yarardan çok zarar getirecek yöntemler vardır.

Kişinin, ruh sağlığını eğitimlerin hiçbirini almadan veya para karşılığı hiçbir geçerliliği olmayan kurumlardan sertifika almış biri yerine, 6 yıllık akademik eğitimin üzerine çeşitli terapi ve analiz eğitimleri almış birine emanet etmesi daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

‘HAZIR MAMADAN UZAK DURUN, ÇOCUĞUNUZ İTAATKAR OLUR’

Yaptığımız araştırmalar sonucu bu tarz çocuk-ebevyn ilişkilerinde tehlike arz eden paylaşımlara ise Çocuk Psikoloğu Kübra Meriç‘ten ise şu yanıtı aldık:

“Söz konusu hesap ebeveynlere bebeğin gıdalarını önce kendi ağızlarında çiğneyip sonrasında bebeğin ağzına koymalarını, böyle yaparlarsa çocukların büyüdükleri zaman itaatkar ve söz dinleyen evlatlar olacağını öğütlüyor.

Bu öğütler çocukların ruh sağlığında onarılamaz yaralar açabilir. Çocukların anne-babalarına bağımlı olmalarına, kendilerine yabancılaşmalarına ve yanlış benlik algısı oluşturmalarına neden olabilir. Bu öğütler eşliğinde büyütülen çocukların, yetişkin olduklarında kendilerine yetemeyen, özgüven sorunları yaşayan ve hayata karışamayan bireyler olmaları muhtemeldir.

Çocuk gelişiminde önemli nokta çocuğun itaatkar olması değildir, hatta bu istediğimiz bir durum da değildir.”

BESLENME ALIŞKANLIĞI İLE İTAAT ARASINDA İLİŞKİ YOKTUR

Meriç sözlerine şöyle devam etti: Koşulsuz şartsız kendisine sunulan her şeye itaat eden bir çocuk gelecekte, sağlıklı ruhsallığa sahip bir yetişkin olamaz. Doğumdan sonraki ilk 5 yılın yetişkinlikteki hayatı büyük oranda etkilediğini biliyoruz. Bu dönemdeki ebeveyn tutumları çocuklar üzerinde son derece etkili ve önemlidir. Bu nedenle ebeveynlerin üzerine düşen çocuğun biricikliğini ve bireyselliğini koruyarak ona bu süreçte eşlik etmektir. Çocuklarda özerklik, gelişimin olumlu şekilde tamamlanması ve sürmesi için çok değerlidir.

Kabaca üç temel alanda özerklikten bahsedebiliriz. Bunlar; davranışsal özerklik, duygusal özerklik, değer ve karar verme özerkliğidir. Bazı gelişim dönemlerinde çocuğun toplumsal normlara uyum sağlamadığını görebiliriz. Bunu yine de “itaatsizlik” olarak algılamak doğru olmayacaktır. Bu durumu çocuğun davranışlarının arkasındaki asıl nedene ulaşarak çözüme ulaştırabiliriz. Sorunlu davranışı bir yardım çağrısı olarak görebilir ve bu şekilde bir aksiyon alırsak onlara yardımcı olabilmemiz kolaylaşır. Dolayısıyla çocuğun beslenme alışkanlıklarıyla itaatkar olması arasında bir ilişki yoktur.

‘KREŞE GÖNDERİLEN ÇOCUK ŞİZOFREN OLUR’ PAYLAŞIMI

 

Benzer şekilde aynı kişi, çocukların kreşe gönderilmesinin onları şizofreni yaptığına dair söylemlerde bulunmuştur.

Bu söylemler çocuklar için oldukça tehlikelidir. Ailelerin evlatlarının ihtiyaçlarını görmelerini engelleyebilir, çocukların fiziksel ve ruhsal açıdan ihmal edilmesine neden olabilir. Çocuk ihmali, çocuğun temel ihtiyaçlarının çocuğa zarar verecek biçimde göz ardı edilmesi, karşılanmaması durumudur. Eğitim de çocuğun bir ihtiyacıdır ve karşılanmalıdır. Aksi takdirde çocuk duygusal ve davranışsal olarak pek çok sorun yaşayabilmektedir.

Okul öncesi eğitimi çocuğun fiziksel, sosyal, zihinsel ve dilsel gelişiminde oldukça önemlidir. 3-5 yaş arasındaki çocuklar, ev ortamından çıkarak ebeveynleri dışındaki kişilerle de iletişim kurmaya başlar. Böylece günlük yaşam becerilerini artar. Arkadaş ilişkileri önem kazanır, paylaşmayı öğrenirken karşılıklı iletişim kurma yetenekleri gelişir.

Çocuğun psikomotor olarak gelişimine destek sağlar. Okul öncesi eğitim alan çocuk, ebeveynlerinden uzakta, tek başına bulunduğu ortama uyum sağlamayı öğrenmeye başlar. Sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi gerekir. Böylece kendine olan güveni ve bağımsızlık duygusu gelişir. Toplum olarak yaşamanın gerektirdiği kural ve sınırlara uymayı da okul öncesi dönemde öğrenirler.

Şizofreni kişide bilişsel yıkıma sebebiyet verebilen ve psikotik epizotlarla seyreden bir beyin hastalığıdır ve çocukluk şizofrenisine çok nadir rastlanır. Özünde bahsetmek istediğim şu ki, çocukların kreşe gitmesiyle şizofreni olmaları arasında da bir bağlantı yoktur.