Ömer Kırlı yazdı…
Hani her zaman söyleriz ya; “Söz uçar, yazı kalır” diye. Bizim derdimiz bugün birilerini eleştirmek, birilerini kırmak değil; o bağın üzümünü, o dağın payamını bu vatan için nasıl feda ettiğimizi doğruca anlatmak, o dönemin tertemiz vatanseverliğini hatırlamaktır. Gelin bugün her şeyi bir kenara bırakalım ve kendi tarihimizi, öz be öz Datçalı gibi, o devrin sarsılmaz duruşunu belgelerin ışığında konuşalım.
Önce şu dilden başlayalım sevgili okuyucularım… Bizim buralarda çarşı pazar ağzıyla “badem” denir ama toprağa diz çöken, nasırlı elleriyle o ağaca can veren köylü ona “Payam” der. İşte o payamın her biri, Milli Mücadele yıllarında sadece bir yiyecek değil; cephedeki Mehmetçiğin mermisi, ekmeği ve haysiyeti olmuştur. O günlerin vatanseverliği, şimdiki zamanın klavye başındaki kahramanlıklarına hiç benzemezdi. Onlarınki lafta değil, özdeydi; onlarınki tam manasıyla “Serdengeçti” bir duruştu.
BELGELER YALAN SÖYLEMEZ
Bugün elimizde kapı gibi bir kaynak var: Reşadiye Nahiyesi Müdafaa-i Vatan Cemiyeti Karar Defteri. 5 Eylül 1919 tarihinden itibaren tutulan o kayıtlara baktığımızda, Datça halkının nasıl bir disiplin ve dürüstlükle kenetlendiğini görüyoruz. Cemiyet sandığına giren her kuruş, Cemiyet Yazışma Defterleri’ne titizlikle işlenmiş. Tuhfezade Halil Bey’in 40 lirası, Reji Müdürü Hidayet Bey’in katkısı ve Emekli Binbaşı Hakkı Bey’in kendi darlığına rağmen taksit taksit ödediği o 500 lira; sadece birer rakam değil, o Serdengeçti ruhun payam ağaçlarının gölgesinde verdiği birer namus sözüdür.
SÖNMEYEN KUVAYI MİLLİYE RUHU VE NİHAT GENÇ DURUŞU
Şunu iyi bilmeliyiz ki; Datça’nın her metrekaresinde bir Kuvayı Milliye ruhu vardır ve bu ruh asla ölmez. Datça halkı özgür ruhludur, tarihine aşıktır. Bu aşkı körükleyen, bize bu milletin tarihini doğru okumayı ve Cumhuriyet’i gerçekten yürekten savunmayı öğreten bir Nihat Genç duruşu vardır içimizde. Kuvayı Milliye’den Nihat Genç’e, Nihat Genç’ten Ömer Kırlı’ya uzanan bu çizgi; bu toprakların mayasıdır, sesidir, soluğudur.
Mesela buna bir diğer güzel örnek de Yusuf Ziya Özalp’tir. Kendisi yaptığı kıymetli çalışmalarla, bir analiz üstadı gibi Datça’nın o şanlı tarihini bizlere aktarır. Onu okurken o günlerin heyecanına kapılmamak, o fedakârlıklardan etkilenmemek mümkün müdür sevgili okuyucularım?
TARİHİN AYDINLIK YOLU
Bu güzel coğrafyaya gönül veren herkes için bu “payam kokulu” tarih en büyük rehberdir. İskelelerimizden geçen mallardan alınan ve o günün Oktruva Vergisi Listeleri’nde tek tek yazan o bedeller; “Ben burada özgürce payamımı satabiliyorsam, Aydın ve Nazilli cephelerindeki kardeşimin sayesindedir” demenin vakur duruşudur.
Bu toprakların nasıl vatan yapıldığını bilmek; payama “payam” demenin lezzetine varmak ve o iskeledeki her kuruşun hakkını koruyan dedelerimizin mirasına sahip çıkmak hepimiz için bir onurdur. Şehrimizin asaleti, işte bu birlik ve beraberlik ruhunda, Cumhuriyet’e olan sarsılmaz sadakatimizde gizlidir.
Sözün özü; biz tarihimizi doğru yazalım, o dürüst ve fedakâr insanları doğru hatırlayalım ki; yarın evlatlarımız bu iskelelerde yürürken sadece denize bakmasınlar, o denizden cepheye giden umudu ve Reşadiye Karar Defterleri’ne kazınan o büyük vatan sevgisini de görsünler.
Bir dahaki yazıda, bu kadim toprakların öz değerlerini konuşmaya devam etmek üzere, sağlıcakla kalın.