1. Haberler
  2. Kültür - Sanat
  3. Deliler koğuşu ’tevafuk’

Deliler koğuşu ’tevafuk’

featured

Serkan Arslan yazdı…

Düşünceler, bizim gerçekdışımızdır…

Pembe köşk o güzel cuma günlerinden birini yaşıyor. Deliler, dervişler ve usluların selamlaşma merasimi aralıksız devam ediyordu. Sabah kahvaltısından sonra bahçeye kurulan masalarda çay servisi yapılıyor, hastaların içtiği sigaralar oluşan beyaz dumanı gökyüzüne bırakıyordu. Bense Süveyda’yı arıyordum. Bahçede olsa etrafındaki sürünün homurtusu yerini hemen belli eder diye düşündükten sonra hiç vakit kaybetmeden 309 numaralı odaya doğru ilerlemeye başladım. Kısa ve mesafeli selamlaşmalar, iyiyim bugünde intihar etmedim dercesine gülümsemelerle yola devam ediyorum. Koridora geldiğimde buradaki sessizlik bütünüyle içime doluyor. Benim dışımda koridorda birkaç personel daha olduğunu görüyorum. Alınan emirler eksiksiz yerine getiriliyor. Bugün Süveyda’nın ilaçlarını verme sırası bende. Daha önce hiç görmediğim renklilikte, tıpkı bonbon şekeri gibi haplar bir bardağın içinde Süveydasını bekliyordu.

Odanın kapısını açtığımda Süveyda pencere kenarındaki sandalyede oturuyordu. Beni hiç fark etmedi. Belki de önemsiz olduğumu düşünmektense böyle olduğuna inanmak istedim. Ben elimdekileri bir kenara bırakıp ona doğru dönüp beklerken hala hareketsiz duruyordu. Pencereden bir filmin en heyecanlı yerini izler gibiydi. Siyah saçları perçeminden sıyrıldı. Siyah keskin bir bakışla bana baktı. Onunla ilk tanışmamız buzlar ülkesinde gerçekleşecek sanırım. Zemin sert, hava soğuk, gökyüzü gülümsemeye elverişsiz, ellerimiz berbat halde. Samimiyetle ve gayet içten ilk temas eylemi benden geldi. Günaydınlar, bu güzel havada ne düşünüyorsunuz?

Süveyda: birine ne düşünüyorsunuz diye soru sormak kadar saçma bir iletişim olamaz. Bir şey söylemek yerine bir şey düşünüyorsam bunu kimsenin bilmesini istemediğimden yapıyorumdur.

Bu keskin ve yaralayıcı sözlerin üstüne duraksadım. Zaman o kadar yavaş ilerliyordu ki ondan iyi bir söz duymak için beklediğimi anladım. Öyle diyordu şairin biri ‘zaman bekleyenler için yavaş ilerler’. Ondan bir cevap gelmeyeceğini anladığımda kendisi sesime sarıldım.

Özür dilerim sözlerim mutsuz bir anınıza mı denk geldi?

Süveyda: Mutluluk bir his, bir zaman arasıdır. İnsanoğlu hislerini düşünceleriyle takas etti. İyi hissetmek yerine iyi olmanın yolunu arıyoruz. Zaman yas tutanlar için çok uzun. Beni yalnız bırakmanızı rica ediyorum.

Süveyda, önce yanlış yapan çocuğu azarlar gibi azarladı. Sonrada bu hatasının dersini kısa cevaplarla çocuğa anlattı. Sonrada ceza aşamasına geçip odadan beni kovdu. Ne garip bir deliden nasihatler dinliyorum. Bu Akıl, bir tecrübenin göz ile tahmin mekanizmasıdır. Aklın bize söylemek istediği şey aslında tahmin ettiği algıdır. Ne olduğunu bilmek onun haddine değil. Hakikati akılda aramak aptallıktır. Bize lazım olan hakikatin gerçekten ayrılmış halidir. Bir keşif sadece düşünceyle yapılamaz, inançlarımız hırslarımız ile yürür. Ben bu düşünceler içerisinde o dada dönüp dururken, o beni yok sayar gibi hiç kıpırdamadan pencereden dışarı bakmaya devam ediyordu.

Odadan çıktığımda Süveyda isimli şiirin okuması yarım kalmış, yarım kalan tüm bekleyişlerim gibi o da aklıma takılmıştı. 309 no’lu odanın yan tarafındaki oda benim için hazırlanmıştı. İçinde tek kişilik bir yatak bir sandalye bir de askı dolabı vardı. Duvarda beyaz renkte bir yelek asılı duruyordu. Pencerelerde asma kilitlerle dışarıya açılan gökyüzü kilitlenmişti. Ne garip dışarda akıp giden bir hayat var. Ve orada yaşayan insanlar gökyüzünün bir pencereden ibaret olabileceğini bilmiyorlar. İçerde Süveyda, dışarıda Muhittin ve insan sıcaklığının mevsimlerle hiç ilgisi yok. İçimden bir ses çok düşünüyorsun Çocuk diyor. Masamın üstünde sayfaları açık kalmış not defterine gözüm takıldı. Kendimi yazdığım notlardan kendime terbiye edici sözler okuyorum;

Düşünceler bizim gerçekdışımızdır. Bir çocuğun eline uzun bir çubuk verirseniz yıldızları hedef alıp teleskop yapabilir ama bir yetişkin aynı çubuktan ancak sopa yapar, kedi kovalar. Yazmak, anlatmak mümkün olsaydı anlatılırdı. Zaman bizim için deli bir dilenci, ne verirsek verelim eksik bıraktıklarımıza hep mahcup hissediyoruz. Bir hikâyenin kahramanı olmak için başladığımız her düşüncede kendimi yenilmiş bir figüranın son anında buluyorum. Belki de kahraman olmak zorunda değilizdir. Neden bir yolculuğun yolcusu olmak yetmiyor, pazartesiyi sevmek için salıyı düşünmek zorunda kalmamalı insan. Bugün aklını kullanmak yerine kalbinin ona ne dediğine bakmalı. Duran akıl, Kalbin gözünün gözlük kullandığını gördün mü sen? Sanırım tevafuk biz, kendini akıllı sayanlar için gizemli bir geçit. Bekleyemediğimiz, sabredemediğimiz; bildiğimizde gördüğümüzde mutlu olacağımızı düşündüğümüz bir kapı.

Kapattım gözlerimi, deliler düşünsün…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!