DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, T24’te Gökçer Tahincioğlu ve Ceren Bayar ile gerçekleştirdiği söylerşide açılımla ilgili mesajlar verdi.
Bakırhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “AK Parti, DEM, MHP birlikte yürüyoruz” sözleri ve “anayasa ittifakı” açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bakırhan, “Anayasa seçimden önce olacak mı, yetişecek mi; bunu sormak lazım önce. Kolay mı o kadar anayasa? Kimi çevreler esası bulandırmaya çalışıyorlar. Biz bugüne kadar ‘üçüncü yol’ dedik. 15-20 yıldır da o çerçevede yolumuza devam ediyoruz. Hiçbir zaman bir blokun ya da iki siyasi partiden birisinin tarafı olmadık. Kendi yolumuzu anlatmaya, örgütlemeye çalıştık” dedi.
‘TÜRTKİYE’NİN YÜZ YILLIK SORUNUNU TARTIŞIYORUZ’
DEM Parti’nin zaman zaman diğer partilerle seçim iş birlikleri yaptığını hatırlatan Bakırhan, “Dönem dönem yollar seçim ya da benzeri noktalarda kesişiyor. Kent Uzlaşısı’nda, Kılıçdaroğlu’nun aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi. Seçim taktiklerimiz stratejik başarımızı amaçlıyordu, bunu da başardık. Bazen de toplum buluşturuyor, toplumun kendi öncelikleri siyaseti bir yerlere çekiyor. Ama bunların dışında biz de bağımsız, kendi özgünlüğümüze uygun bir siyaset yürüttük” şeklinde konuştu.
Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün Türkiye’nin yüz yıllık sorununu tartışıyoruz, konuşuyoruz. Öyle bir sorun ki ülkenin birçok şeyini almış götürmüş. Bugünkü siyasi ve toplumsal çürümenin, ekonomik sorunların sebebi olan bir sorun. Şimdi bu yüz yıllık meselede de işin esası konuşulmuyor. 50 yıllık çatışmalı sürecin araçlarından birisi devreden çıkarılıyor. Bu çok önemli ama bu yeterince konuşulmuyor. Bunu olumlu yorumlayan siyasi akıl maalesef çok az. Çok basit, sığ tartışmalarla bunu bir kişinin ya da bir partinin gelecekteki beklentilerini karşılayacak bir süreç olarak değerlendiriyorlar. Bunlar bizi tarif etmiyor, sürecimizi tarif etmiyor.
İktidarı biz seçmedik. Tam tersine iktidarın kaybetmesi için vaktinde çaba harcadık. Bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Erdoğan’ı desteklemedik. Tabanımız karşısındakine, rakibine açıktan oy verdi ve bunu deklare etti. Tavrını her zeminde bu kadar açık ortaya koyan bir siyasi partinin gizli gündemleri, kapalı kapılar arkasında yürütebileceğini söylemek alenen gerçeği çarpıtmaktır. Biz bu meseleyi seçimler üstü, partiler üstü görüyoruz. Bu meseleyi seçimlerde alınacak yüzdelerle ölçen bir noktada değiliz. Bu mesele, kişi ve partilerden çok çok değerlidir.”
‘SİYASET NİYET OKUYARAK YAPILMAZ’
İktidarın sürece samimi yaklaşıp yaklaşmadığının sorulması üzerine Bakırhan, şunları söyledi:
“Ama biz zorlamaya gelen, zorla bir yere çekilen bir parti değiliz. Onun için bu özgüvenle konuşuyoruz. Biz bir taraftan Kürtlerin oyunu almak için çalışan, bir taraftan da ırkçı, Kürt’ü inkâr eden bir protokole imza atan bir gelenek değiliz. Biz cezaevinde, idam sehpasında; mücadele ettiğimiz her alanda kendi doğrumuzu sahipleniriz. Biz niye gizli saklı bir şey yapalım? Ayrıca şu anda masada oturan iktidar ne düşünüyor? Bunu bilemeyiz. Bundan bir şey çıkar mı bekliyorlar, bizi bir yere mi çekmeye çalışıyorlar? Onların niyetini okuyamayız, onların niyetini okuyarak yol alamayız. Siyaset niyet okuyarak yapılmaz. Bizim niyetimiz belli. Kürt meselesi demokratik yollarla çözülsün. Türkiye’nin demokrasi sorunu Demokratikleşmeyi birlikte sağlayalım. Öncelikli amacımız budur. Başka ne olabilir?
Demokratik bir yargı yok, hukuk yok, insanlar tedirgin, başına ne zaman nerede, ne geleceğini bilmiyor. Sıradan vatandaş bile izlendiğini, dinlendiğini düşünüyorsa demek ki toplumda bir psikolojik basınç oluşmuş. Dolayısıyla iktidar bu süreçten ne umuyor, muradı nedir? Bunu bilemeyiz, bu ayrı bir konu. Henüz yolun başındayız. Bunu kestirmek yani zihinleri okumak doğru değil. Ama biz Türkiye demokratikleşsin, toplumsal barışını sağlasın, bizi ekonomik, siyasi, sosyal olarak çürüten meseleler ortadan kalksın istiyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Günün sonunda bir sandık kurulacaksa da o sandıkta halkın iradesi esas alınsın. Biz taraf olsak ne yazar? 86 milyon insan olduğu bir yerde bir partinin taraf olmasıyla mı bir parti kazanıp kaybediyor?”
‘ANAYASA GÜNÜN SONUNDA BİZİM ÖNÜMÜZE GELECEK’
Bakırhan, anayasa tartışmalarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Anayasayı toplumsal bir sözleşme olarak tarif ediyoruz. Yani bir partinin kendisini dayatmasıyla diğer partilerin ya da toplumun kabul edeceği bir şey midir Anayasa? Ülkenin gelecek on yıllarını belirleyecek bir toplumsal sözleşmeyi bir parti kendi çıkarına, geleceğine göre hazırlarsa diğerleri buna uyar mı, uymak zorunda mıdır? Dolayısıyla bu tartışma süreç karşıtlarının ortaya çıkardığı bir tartışma. Partimizin şimdilik böyle bir gündemi yok, böyle bir öncelikleri yok. Türkiye’de adalet, hukuk sorunu, özgürlük sorunu, ekonomide adalet sorunu var bunlar çözülür, sonra ülkede ‘Bir de demokratik anayasa yapalım’ derlerse ve toplum da ‘yapsın’ derse biz tabii ki o gün toplumun beklentisini, talebini dikkate alırız.
Türkiye kamuoyuna şunu da söylemek isterim; bu anayasa günün sonunda bizim önümüze gelecek. Orada Kürt sorununun çözümü yoksa, demokratikleşme yoksa, kadın yoksa, gençlerin geleceğine dair umut vaat eden şeyler yoksa, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı yoksa, ekonomide adalet yoksa, doğa kırım devam ediyorsa kim buna evet der? DEM Parti buna ‘evet’ der mi? Birileri bunu ısıtıp ısıtıp toplumun gündemine sunuyor. Bunu yapacaklarına çıkıp açıkça desinler ki ‘Ben Kürt meselesinin çözümünün tartışıldığı bu sürece karşıyım.’ Bak buna saygı gösteririm.”
‘KİM NEREDEN ÇIKARIYOR BİZİM BİRİLERİNE EKLEMLENECEĞİMİZİ?’
Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sayın Öcalan’la da görüşürken anayasa, seçim, bir partiyi desteklemek gibi gündemler yok. Tam tersine bizim bu ülkeyi yönetme hedefimiz var. Allah aşkına Türkiye’yi Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Tülay Hatimoğulları, Keskin Bayındır, Çiğdem Kılıçgün Uçar yönetemez mi? Neyimiz eksik onlardan? Daha toplumcu, daha halkçı, daha emekçi, bedel ödemiş insanlar daha mı kötü yönetir? Kim nereden çıkarıyor bizim birilerine eklemleneceğimizi, birilerinin siyasetini destekleyeceğimizi? Niye biz yönetmeyelim? Biz Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni Ankara Büyükşehir’den kötü mü yönetiyoruz?
Bizim 25 yıllık yerel yönetimler deneyimimiz var. Tek bir arkadaşımızın bir yolsuzlukla anıldığını duydunuz mu? Biz halkla birlikte yönetiyoruz. Şeffaf, demokratik, herkesi kapsayan bir mantıkla. Bugün Türkiye, silahların bırakıldığı tarihi ana yoğunlaşmalıdır. Kürt meselesinin demokratik çözümüne odaklanmalıdır. Hepimizin nefes alacağı demokratik bir zemin oluşmasına odaklanmaktır. Daha işin başlangıcındayken üç yıl sonra yapılacak seçimlerde kimin nerede alacağını söylemek bizi tarif etmiyor.”
‘CHP’NİN TEREDDÜTLÜ YAKLAŞMASINI SAYGIYLA KARŞILIYORUM’
Bakırhan, Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden yaptığı ve DEM Parti ile MHP’ye yönelik mesajlar içeren çağrısını da değerlendirdi.
CHP’nin ve İmamoğlu’nun sürece yönelik kaygılarını anlayışla karşıladıklarını belirten Bakırhan, şöyle devam etti:
“Şunu ifade edeyim; Cumhuriyet Halk Partisi’nin son süreçte yaşamış oldukları baskılardan dolayı bu meseleyle kaygıyla, tereddütlü yaklaşmasını saygıyla karşılıyorum. Bir taraftan operasyonlar devam ederken, belediye başkanları, yöneticileri tutuklanırken tabii ki şunu sormaları gayet normal: Barış böyle mi olacak? Demokrasi böyle mi gelecek? Biz de şunu söylüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Sayın İmamoğlu’na: Her birimiz kendi mahallemizde, kendi çeperimizde kendi çevremizde mücadele ettiğimiz müddetçe bu tür olumsuzluklarla karşılaşıyoruz. Ortak bir zeminde, ortak demokratik yargı, hukuk, adalet, özgürlük, demokratik bir ülke, demokratik bir cumhuriyet diyebilirsek emin olun şu anda yaşadıklarımızın hiçbirisini yaşamayız. Şu anda bir şeyler yaşıyorsak sebebi ayrı ayrı yerlerde durmamız. Kaygılar en çok soyut tartışmalarda büyür. Bundan ötürü ortak mücadele alanlarımı büyütmek gerekiyor. Çünkü kaygılar, ortak kazanımlarda erir.
Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi, AK Parti’den, MHP’den, CHP’den ve bütün siyasi partilerden daha büyük, daha kıymetli bir meseledir.
Sayın İmamoğlu’nun ‘Bu süreci kendi siyasi ikballeri ve siyasi çıkarları için bir fırsat olarak gören akıldan kendinizi ayrıştırmalısınız’ çağrısı yaşanan siyasal olayları yanlış gören ve değerlendiren bir yerde duruyor.
Biz yüz yıllık bir meseleyi çözmeye uğraşıyoruz. Birileriyle bütünleşmedik ki ayrışalım. Ki iktidar ittifakı da böyle bir bütünleşme olmadığını, ittifak durumu olmadığını ifade ediyor. Tarihsel sorunların çözümünde toplumsal ayrışmayı ortadan kaldıracak bütünleşmeleri hep birlikte amaçlayabilir, bunun için ortak paydaları arttırabiliriz. Fakat siyasette her partinin kendine göre bir dünya görüşü, gittiği bir yol, varmak istediği bir menzil vardır.
Biz nasıl ki, 2019’da İstanbul’daki oy tercihimizle CHP’yle bütünleşmediysek, bugün de iktidar blokuyla bütünleşmiyoruz. Bu yönüyle her parti farklılığını koruyarak toplumsal barışa hizmet edebilir. Barış, partilerin birbirine benzemesi değil, farklılıklarına rağmen ortak paydalarda, demokratik ilkelerde buluşması ile gelir.”
‘CHP MASADA OLURSA BELKİ DE İMAMOĞLU DIŞARIDA OLACAK’
“Bu kadar büyük sorunlar sadece üç parti ile, CHP’siz çözülür mü?” sorusuna “Öyle bir şey diyen mi var?” yanıtını veren Bakırhan, “Cumhurbaşkanı’nın bunu ima ettiği, istediği bu” yorumlarının hatırlatılması üzerine şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanı sonrasında düzeltti o sözlerini. En başından beri siz de şahidisiniz. İmralı’da görüşmeler başladığından beri ilk ziyaret ettiğimiz isim Sayın Özgür Özel’dir. Türkiye’nin yüzyıllık meselesini sadece üç parti oturarak çözebilir mi? Öyle bir şey olabilir mi? Kim bunu demiş? Biz her seferinde muhalefetin olmadığı, toplumun rıza göstermediği bir barış, bir süreç olmaz diyoruz. Sanırım kendimizi yeterince anlatamıyoruz ya da anlatıyoruz ama duyuramıyoruz.
Sayın İmamoğlu’na şunu söylemek isterim. İçeride olmasının sebebi kendi çeperimizden bakmamızdır. Masada Cumhuriyet Halk Partisi olursa belki de İmamoğlu dışarıda olacak. Belki de bütün siyasi tutsaklar dışarıda olacak. Çünkü hukuk olacak, demokrasi olacak, adalet olacak.
Ülkedeki kötü gidişatın durması için hepimizin masada olması gerekiyor. Bu süreci desteklememiz lazım. Bu sadece DEM Parti’nin sorunu değil. Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu. Sadece bizi ilgilendiren bir süreç değil. Demokrasiden bağımsız değil, demokratik bir Türkiye’den bağımsız değil. Demokrasi diyorsak, demokratik bir yargı diyorsak, halkın seçtiği irade yönetsin diyorsak her şeye rağmen bu masayı tutmalıyız, zorla oturmalıyız. Kimse minnetle, davetle o masaya gelmemeli. Türkiye’nin ihtiyacı olduğu için gelmeli.
86 milyonun geleceği için gelmeli. Sayın Öcalan ‘Barış ve demokratik toplum’ dedi. Barış demokrasisiz olur mu? Demokrasi olmadan barış olur mu? Demokrasi olacaksa sadece Kürt’e olmayacak. Niye o yüzyıllık algılarla, bir türlü yıkamadığımız Kürt karşıtlığıyla hareket ediyoruz? Bu masada olmak o tereddütleri, kaygıları giderir. Masanın dışında kalmak tereddütleri ve kaygıları büyütür.”
Bakırhan, “CHP masada olacak mı?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Tabii ki olmalı ve bence masada olacaklar. Sayın Özel’le görüşüyoruz. Masada mücadele etmek gerekiyor. Masa, siyaset minderi gibidir. Minderden kaçan kaybeder. Barışı kazanmak istiyorsak minderde olmamız gerekiyor. Antrenörleriyle, teknik ekibiyle masada olmalıyız.”
“CHP’nin masada olmasını zorlayan çok fazla koşul olduğu görüşüne katılır mısınız?” sorusu üzerine Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“CHP’ye dönük son dönemdeki baskılardan dolayı böyle yaklaşmaları gayet haklı. Kaygıları gayet haklı. Şöyle söyleyeyim; iktidarlar bu tür meselelerin çözümünü kendisine mal etmek ister. Bu sadece Türkiye ile ilgili bir durum değil. Dünyanın her yerinde böyledir. Kendisine yontmak, günün sonunda ‘ben yaptım’ demek, ‘100 yıllık meseleyi ben çözdüm’ demek ister. İktidar böyle düşünüyor olabilir diye ‘onlar öyle düşünüyor, o zaman biz yokuz’ mu diyeceğiz? İktidar ‘Ben seçime tek başıma gireyim, kazanayım’ da diyor. O zaman niye aday çıkarıyoruz, seçime giriyoruz?
Açıkçası ben şöyle düşünüyorum. CHP, kurucu değerleri ve tarihsel misyonu gereği, Kürt meselesini yüz yıllık birikimiyle ele alma sorumluluğuna sahiptir. Meseleyi dönemsel krizlere veya iktidarın günlük politik manevralarına bir tepki olarak değil, Türkiye’nin demokratikleşmesinin en temel unsuru olarak görmelidir. Sorunu kalıcı bir toplumsal barış ve eşit yurttaşlık projesinin merkezine yerleştirmek, CHP’nin tarihsel kimliğine en yakışan tavır olacaktır. Bu, sadece bir kesimin değil, tüm Türkiye’nin geleceği için atılacak önemli bir adım olacağı kanısındayım.
100 yıllık bir meselede çözüm iradesi olmayı reddetmek, masada yer almamak bence Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülük.”
‘MUHALEFET DESTEK VERİRSE…’
Toplumun, demokratik entegrasyon gibi kavramları henüz somutlaştırmakta zorlandığını belirten Bakırhan, “Süreç başarılı olursa, buzdolabına kaldırılmazsa, muhalefet destek verirse; Türkiye’de harcanan kaynaklar savaşa değil, emekçiye, ezilene gidecek. Yozlaşma bitecek, demokratik bir yargı oluşacak. İnsanlar her sabah kapılarının çalınacağından korkmadan uyanacak. Malına, mülküne el konulmayacak. Kayyım atanmayacak. İhalelerde şeffaflık olacak” dedi.
Bakırhan, sürecin sonuçlarının yalnızca iç siyasetle sınırlı kalmayacağını ifade edip “Eğer bu süreç başarıyla sonuçlanırsa, Türkiye’nin demokrasisi bölge için de bir model olacak. Kadın katliamları, çevre tahribatı, etnik ve mezhepsel ötekileştirme bitecek. Kürt’ün, Alevi’nin yok sayıldığı bir ülke olmayacak artık. Herkesin özgürce yaşadığı, sandığa gittiği, sonuçlara saygı duyduğu bir düzen kurulacak” diye konuştu.
Demokratikleşmenin halk iradesine saygıyı da beraberinde getireceğini söyleyen Bakırhan, “Toplum beğenmediğini sandıkla getirecek, sandıkla götürecek. Kimse seçim sonuçlarını tartışmayacak. Bu, gerçek demokrasi ortamının temelidir” dedi.
Sürece ilişkin bazı üyelerde temkinli bir yaklaşım olabileceğini belirten Bakırhan, bu durumu doğal bulduklarını belirterek, “Bu süreç konusunda bazı tereddütleri olan, ihtiyatlı bir iyimserlikte duran arkadaşlarımız olabilir. Bu çok insani ve politik olarak anlaşılır bir durum. Ancak Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte parti içinde ortak söz, ortak eylem ve ortak yürüyüş fikri güçlenmiş durumda. Hepimizin derdi, süreci başarıyla sonuçlandırmak” şeklinde konuştu.
DEM Parti’nin güçlü bir iç işleyişe sahip olduğunu vurgulayan Bakırhan, kararların bireysel değil kolektif şekilde alındığını söyleyerek, “Biz farklı düşündüğümüz meseleleri kurullarımızda tartışırız. Kimse dayatma yapmaz. Kararlar, ortak aklın süzgecinden geçerek alınır. Bu da bizi güçlü kılan bir unsurdur” dedi.
‘BAHÇELİ’NİN EL SIKMASI BU SÜRECİN BAŞLAMASINA CİDDİ KATKI SUNDU’
Sürecin sembolik başlangıç anı olarak görülen tokalaşmaya dair Bakırhan, bu adımın süreç açısından olumlu bir etki yarattığını söyledi. Bakırhan, “Bahçeli’nin el sıkması bu sürecin başlamasına ciddi katkı sundu. Çok yerinde bir adımdı. Orta Doğu’nun bu denli istikrarsızlaştığı, çatışmaların büyüdüğü bir dönemde Türkiye’nin geleceğini ve güvenliğini düşünerek bu meseleye dair tartışma başlatmak son derece kıymetliydi” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açılım sürecine yönelik sembolik ve siyasi tutumunun önemli olduğunu belirten Bakırhan, “Sayın Bahçeli başta olmak üzere kimseyi geçmişiyle yargılamamak gerekir. Elbette geçmiş değerlendirilir ama bugün bu ihtiyacı görmesi, bu meseleye dair bir irade göstermesi çok kıymetlidir” dedi.
Bakırhan, açılım süreci kapsamında iktidarla yürütülen diyaloğun partinin muhalefet kimliğini gölgelemeyeceğini söyledi. “Biz bir muhalefet partisiyiz ve bu kimliği koruyacağız” diyen Bakırhan, “Maden yasası geldiğinde karşı çıkarız, emekçi haklarıyla ilgili bir adım atılırsa destekleriz. Bu çizgimiz değişmez” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, “İktidarla masaya oturmak” eleştirilerine ilişkin, hak, hukuk ve adalet mücadelesini her koşulda sürdüreceklerini belirterek, “Birileriyle çözüm arıyoruz diye, diğerinin başına gelenlere sırtımızı dönmeyiz. Bu bizde olmaz. Biz hakkaniyetli bir partiyiz. İktidarla oturduk diye onun eksiklerini görmezden gelemeyiz” dedi.
Bakırhan, sürecin pazarlık zeminine oturtulamayacağını söyleyip “Kaygı duymak normaldir. Ama bu sürece ‘pazarlık’ demek, ‘birini seçtirme çabası’ demek haksızlıktır. Böyle bir şey yok. Süreci itibarsızlaştırmak isteyenlerin dilidir bu” diye konuştu.
‘BİR KEZ DE SİZ DESTEK VERİN’
CHP’ye yönelik eleştirilerini de dile getiren Bakırhan, seçim süreçlerinde destek verdiklerini, ancak bunun karşılığını alamadıklarını savundu. Bakırhan, “CHP’nin yüzde 35 oyu var. Peki biz neden hep destek veriyoruz? Bu kez onlar destek versin. Biz en nitelikli siyasi hareketiz. Neden hep DEM kaybettirmesin diye uğraşıyor? Neden biz kazanmayalım? Bundan sonra biz de diyeceğiz ki ‘CHP kaybettirmesin, bizim adayımıza oy versin.’” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, “Bugün mü demokrasi yok? Dün Selahattin Demirtaş vardı, Figen Yüksekdağ vardı cezaevinde. Dün de Şişli Belediyesi yoktu, Siirt Belediyesi vardı. Dün demokrasi vardı da bugün mü rafa kaldırıldı? Demokrasi ihlalleri yeni değil. Ama biz yıllardır bu zulmü yaşarken, kimseye sitem etmedik” dedi.
Şeffaf ve tutarlı siyaset yaptıklarını söyleyen Bakırhan “Bizden kaygı duyanlara söylüyorum: CHP, bizim sözümüzü tutmadığımız iki örnek göstersin, siyaseti bırakacağım. Biz Demirtaş’a, Kılıçdaroğlu’na oy verdik. Ama sonra onlar bizimle yan yana durmadı. Dokunulmazlıklar kaldırılırken de kayyum yasası geçerken de biz destek bekledik ama göremedik” ifadelerini kullandı.
DEM Parti’nin hiçbir zaman kamuoyunu yanıltmadığını söyleyen Bakırhan, “Gizli kapaklı iş yapmayız. Söylediğimizin arkasındayız. Bu yorumlar, ‘pazarlık yapıyorlar, desteklenmemeli’ gibi sözler bizi gerçekten kırıyor” dedi.
Bakırhan, partiler arası ilişkilerde DEM Parti’ye yönelik yaklaşımın eşitlikten uzak olduğunu söyleyip “Bizi sürekli bir yere eklemlemeye çalışan bir anlayış var. ‘Ayrı giderlerse kaybederiz’ diye düşünenler var. O zaman buyurun siz destek verin. Büyük abiyseniz, küçük kardeşe omuz verin. Kürtleri kırıyor bu söylemler” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, “Biz bu ülkeyi yönetiriz. DEM en güvenilir, en halkçı, en demokratik siyaseti temsil ediyor. Kimseye mecbur değiliz. Ama ortak mücadeleye, adalete, eşitliğe mecburuz. Keşke Karadenizli halkımız da bizi tanısa” diye konuştu.
‘DEMİRTAŞ’IN İÇERİDE KALMASI HER SANİYE BİR SUÇTUR’
Bakırhan, “Emin olun, Türkiye’de çok sayıda hukuksuz yargılama oldu ama Kobani kumpas davası gibi bir dava yok. Arkadaşlarımız 9 yıldır haksız, hukuksuz şekilde içeride. Biz KCK davalarında yargılandık, en azından bize ‘devrimcilik yapıyorsunuz’ denildi. Ancak Kobani davasında sadece bir tweet üzerinden bütün günahlar onların üzerine yıkılmaya çalışıldı” şeklinde konuştu.
Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer isimlerin durumunun kabul edilemez olduğunu söyleyen Bakırhan, “Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın içeride kalması her saniye bir suçtur. 9 yıl yatırıyorsunuz, AİHM defalarca ihlal kararı veriyor. Arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor” dedi.
Bakırhan, sürece inanan ve destekleyen en nitelikli siyasi isimlerin tutuklu olduğunu söyleyerek, “Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Leyla Güven, Ayşe Gökkan gibi deneyimli isimlerin bu sürece katkısı çok büyüktür. Toplumda karşılıkları, birikimleri vardır. Onlara ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
Bu hafta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile görüşme yaptıklarını aktaran Bakırhan, tutukluların süreci can-ı gönülden desteklediğini ve umutlu olduklarını söyledi. Bakırhan, “9 yıl içeride kalmış insanların sistemin uygulamalarına karşı kızgınlıkları olabilir, ancak çok moralli ve umutlu gördük. En kısa zamanda sürece katkı sunmak istiyorlar” dedi.
’10 GÜN İÇİNDE İMRALI’YA GİDİP ÖCALAN^’IN ÖNERİ VE ELEŞTİRİLERİNİ ALACAĞIZ’
Bakırhan, partinin eş başkanları ve MYK üyelerinin İmralı’ya yapacağı ziyaretin yakın zamanda gerçekleşeceğini söyledi. Öcalan’ın, “Bir daha gelirsiniz, önümüzdeki dönemi konuşuruz” dediğini aktaran Bakırhan, sürecin ilerlemesiyle birlikte partinin daha nitelikli ve kapsayıcı bir yapıya kavuşacağını belirtti. Bakırhan, “Devletin baskıları nedeniyle birçok arkadaşımız emek veremedi. Süreç ilerledikçe daha güçlü katılımlar olacak. Bir hafta, 10 gün içerisinde İmralı’ya gidip Sayın Öcalan’ın öneri ve eleştirilerini alacağız, süreci tartışacağız” şeklinde konuştu.
‘GÖRÜNTÜDE BİR KOMİSYON OLMAMALI’
“Meclis’te kurulacak komisyon ve 11’inci Yargı Paketi’ne dair beklentileriniz neler?” sorusuna Bakırhan, şöyle karşılık verdi:
Komisyon çalışmaları da pozitif entegrasyonu ve bütüncül hukuku gözeterek çalışmalı. Komisyon doğru, iyi işlerse sadece yasal düzenlemeler değil, yasal düzenleme gerektirmeyen AİHM, AYM kararlarının uygulanması da gündeme alınır. İnfaz yakmalar da gündeme alınır. ‘Bize benzemiyorsun, farklı düşünüyorsun. 6 yıl fazladan yat’ denilebilir mi? Bunu diyenler 6 yıl değil 6 gün ayrı kalabiliyorlar mı çocuklarından, ailelerinden. Hiç mi empati yok? Türkiye artık bu ayıptan kurtulmalı. Komisyon bunları gündemine almalı. Görüntüde bir komisyon olmamalı. Meclis’in burada görevi büyük. Meseleyi toplumla buluşturmalı.
Kapsamlı bir düzenleme ihtiyacı var. Terör ve Mücadele Kanunu, TCK, CMK ve benzerlerinin düzenlendiği, pakete ihtiyaç kalmayacak düzenlemeler yapılmalı. Toplumun kanayan yaralarını pansuman eden değil, iyileştiren düzenlemelere ihtiyacı var Türkiye’nin. Açık söylüyorum, bu süreç iyi gitsin diye çalışıyoruz, ter döküyoruz. Tülay Başkan’la ve bütün yönetimimizle birlikte. Bu süreci bozan, taktik yaklaşanlar emin olun kaybeder. Toplum artık bu mesele çözülsün diyor. Rahat nefes alalım, kavga olmasın, gürültü olmasın istiyor. Gereklerini yerine getiren kazanır, büyür. Siyaset yapan, takiyye yapanlar da kaybeder. Önümüzdeki seçimler de bunu test edeceğimiz sonuçları ortaya koyar.”
FETİ YILDIZ’IN MASASINDAKİ ÖCALAN KİTABI
MHP’li Feti Yıldız’ın sosyal medya hesabından paylaştığı bir fotoğrafta masasında yer alan terörist başı Öcalan’ın kitabı ile savcının masasındaki “Beyaz Toros” fotoğrafları konusunda Bakırhan, şu değerlendirmede bulundu:
“Biz Sayın Öcalan’ın fikirleri de dahil olmak üzere sağ, sol, siyasetteki tüm fikirlerin masada olmasını ve okunmasını, tartışılmasını istiyoruz. Bir ufuk açabilir. ‘Budur’ dedirtebilir. Fikirlerden korkmamak gerekiyor. Sayın Öcalan 86 milyonun yararına geleceğine inandığı bir anlayışı ortaya koyuyor. Savcının masasında Beyaz Toros’u görünce büyüttüm fotoğrafı, gerçek mi değil mi diye baktım. Beyaz Toros’u oraya koyan ‘Bunları cezaevine koyma, sokakta katlet’ diyor. ‘Niye cezaevinde üç öğün karavana veriyorsun?’ diyor. Beyaz Toros’lu yargı vicdanlı davranır mı? Adaletli davranır mı? Tarafsız davranır mı? İşte tam da Beyaz Torosları ortadan kaldırmak gerekiyor. Bunun için de samimi olmak ve kararlıca gereklerini yerine getirmek gerekiyor.”