DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bölücü açılım sürecine ilişkin mesajlar veren Hatimoğulları, taleplerini sıraladı.
Hatimoğulları, ayrıca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “SDG/YPG’nin İsrail’in dümen suyuna girmesi, bu Siyonist alçaklık tarafından Mazlum Abdi’nin PKK’nın kurucu önderliği yerine hazırlanıyor görüntüsü çözümsüzlüğü ve kaosu sertleştirecektir. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Ya mutabakatla ya da zorla Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü kategorik olarak tesis edilmeli, bilhassa Arap aşiretleri Şam yönetiminin önşartsız yanında durmalıdır” sözlerine yanıt verdi.
Hatimoğulları, “MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum; tehdit dili bölgeye barış getirmez” dedi.
‘DEVLET NE YAZIK Kİ BEKLENTİLERİ HENÜZ KARŞILAYAMADI’
Hatimoğulları’nın açıklamasından öne çıkanlar şöyle:
“Hasta tutsaklar hala hapiste. AİHM kararları uygulanmadı. Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala, Atalay hala hapiste. Buradan sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş şahsinde bütün siyasi mahpusların yeni yılını kutluyorum, onlara selam ve sevgi gönderiyorum.
Çok büyük bir umut sığdırdık 2025 yılına. 27 Şubat’ta Asrın Çağrısı gerçekleşti. Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı ile barış için umut sunuldu. PKK kendini feshetti. Demokratik mücadeleyi esas alacağını duyurdu. Kürt halkı barış iradesini çelikten bir duruşla ortaya koydu, dünya şahittir.
TBMM’de bir komisyon kuruldu, önemli dinlemeler gerçekleştirdi. İmralı ziyaretini gerçekleştirdi. Devlet, iktidar 2025’te toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Bu yıl bizler biliyoruz ki bu anlamı ile hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. 2026’da barış ve demokrasiyi hep birlikte büyütme sorumluluğu ile karşı karşıyayız.
Süreç belirsizliklerle yönetiliyor, bu barışı ilerletmiyor. Barış cesaret ve kararlı irade ister. Barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz. Başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç TBMM’den geçirilecek Barış Paketi ile ilerleyebilir.
TALEPLERİ SIRALADI
Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır.
Ortak konsesüs ile bir komisyon raporu açığa çıkmalıdır. Kırmızı çizgiler dayatmak yerine çözüme hizmet edecek perspektif ile rapor yazılmalıdır.
PKK’ya ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır.
Kayyım rejimi son bulmalıdır.
Demokratik entegrasyon yasası çıkarılmalı.
İnfaz hukukunda adil düzenlemeler yapılmalıdır.
Siyasi tutsaklar serbest bırakılmalıdır.
‘MUHALEFETİN SORUMLULUĞU ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLMAK OLMALI’
Barış oy hesabına, anketlere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu süreci ertelemek değildir. Muhalefetin sorumluluğu ise seyirci olarak izlemek değil demokratik çözümün bir parçası olmak olmalıdır. 2026’dan umudumuz: Barış kazanacak, demokrasi, emek kazanacak. Bu da halkımıza sözümüz olsun.
Dünya güç siyasetinin sert ikliminden geçiyor. Böyle dönemlerde içeride kavga eden ülkeler dışarıda savrulur. İç barış Türkiye halklarının güvenliğinin sigortasıdır. Artık sadece Orta Doğu değil, Avrupa da Amerika kıtası da harp meydanıdır.
ABD’nin Venezuela saldırısı, 21. yüzyılda emperyalizmin geleceği sınırları göstermektedir bize. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu korsanvari tutumu asla kabul etmiyoruz. Venezuela’da yaşananlar narko-terör ve uyuşturucu ile mücadele ile normalleştirilmeye çalışılıyor. Burada hedeflenen rejim değişikliğidir.
‘EVİNİZİN İÇİNİ DÜZELTMENİZ GEREKİYOR’
İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti. Kadınları saldırmaya devam ediyor, milyonlarca insan hakkını aramak için meydanlarda. Son protestolarda onlarca sivil katledildi. Saldırılar yoğunlaşıyor. Bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Başta İran ve Türkiye olmak üzere bu iki ülke emperyalistler tarafından oynanan oyunları bozmak istiyorsa bunun için atılacak adımlar bellidir: İçerideki baskılara son vermek. Evinizin içini düzeltmeniz, halklarla barışmanız gerekiyor. Bu hakikat tüm Orta Doğu ülkeleri için geçerlidir.
‘TEHDİT DİLİNDEN VAZGEÇİN’
Suriye Demokratik Güçleri, Kürtler ve özerk yönetimde yaşayan halklar tehdit ediliyor; “teslim olun” çağrıları yapılıyor. Buradan soruyoruz: Bugüne kadar hangi sorun teslimiyetçi bir anlayışla çözüldü? Mevcut geçici yönetimin tekçi, mezhepçi ve ırkçı yapısının farkında değil misiniz?
Dürzilere ve Alevilere yönelik, hâlâ capcanlı ve tüm ağırlığıyla devam eden bir katliam yaşanırken Kürtlere böyle bir çağrı yapmak hangi anlayışa sığar? Bu gerçeklere rağmen Kürt halkına “teslim ol” demek ne kardeşliktir, ne eşitlikten yana olmaktır ne de adildir.
Bakın, Kürtler Rojava’dan buraya elini uzatıyor. Sınırın öte yanından gönlünü açıyor. Farklılıkları yok sayan çağrı rejimini Kürtlere karşı öne sürmekten vazgeçin.
Sayın Öcalan’ın yılbaşı arifesinde Suriye’ye yönelik, çözüm, barış ve kardeşlik ekseninde son derece önemli bir mesajı yayımlandı. Ancak üzerinden saatler geçmeden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha söylüyoruz; Bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç, tehdidi öne çıkararak ilerletilebilecek bir süreç değildir. Suriye halklarının tehdide değil, diyaloğa ihtiyacı vardır.
‘MHP YÖNETİCİLERİNE DE SESLENİYORUM…’
MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum; tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an bile unutmadan hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Suriye’de en sağduyulu çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekir; bastırmak değil. Nitekim önceki gün geçici Şam yönetimi, özerk yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmekti. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz.
Sayın Öcalan’ın da ifade ettiği gibi, Türkiye bu süreçte kolaylaştırıcı, yapıcı ve diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Unutulmamalıdır ki Suriye sadece Arapların değildir; Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin, Ermenilerin ve burada sayamadığım pek çok farklı halktan ve inançtan insanın birlikte yaşadığı bir coğrafyadır. Suriye’de yeniden bir kaos ve karmaşanın yaşanmamasının en önemli yolu, ülkenin demokratikleşmesinden geçmektedir. Türkiye’ye düşen görev de bu sürece destek olmaktır.”
