DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek’in sorularını yanıtladı.
Geçen günlerde MHP Genel Başkanı Feti Yıldız’ın bölücü açılım komisyonunun ortak raporunda olacağını belirttiği “umut hakkı” hakkında konuşan Bakırhan, “Umut hakkı, sadece bir şahsa değil, Türkiye’nin toplumsal barış umudunu güçlendirecek bir düzenleme olarak görülmelidir. Çünkü umut hakkı yalnızca hukuki bir düzenleme değil, toplumsal barışın inşasında köprü görevi görecek bir düzenlemedir” ifadelerini kullandı. “Umut hakkı” konusunda CHP’ye çağrıda bulunan Bakırhan, “CHP’nin barış sürecine yapacağı önemli katkılardan biri olabilir” dedi.
“Hem devlet hem de Kürt siyasi hareketi ezberlerini bozmalı. Devlet, Kürt’e kuşkucu gözle bakmayı bırakmalı. En önemlisi de inkarı artık reddetmeli. Kürt siyasi hareketi de itirazdan kurucu bir siyaset aksına geçme özgüvenini göstermelidir” ifadelerini kullanan Bakırhan, CHP’nin süreçteki rolü hakkında, “CHP, bu süreçte atacağı cesur adımlarla sürecin taşıyıcı gücü haline gelebilir. Suriye meselesinde gösterdiği sağduyuyu ve cesareti bu süreçte de gösterebileceğine inanıyoruz” dedi.
‘BAHÇELİ ISRARCI VE İNATÇI OLDUĞUMUZU BİLİYOR’
Bakırhan’a yöneltilen sorular ve Bakırhan’ın yanıtları şöyle:
– Devlet Bahçeli’nin son dönemde Kürt meselesine dair kullandığı dili nasıl tanımlıyorsunuz? Bu açıklamaları bir zihniyet değişiminin işareti olarak mı görüyorsunuz, yoksa konjonktürel çıkışlar mı? Bununla bağlantılı olarak Bahçeli sürecin arkasında durduğunu da “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diye açıkladı. Hedef olarak da “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız net” diye özetledi. Bu açıklamanın sürece etkisi ne olur?
Sayın Bahçeli’nin grup toplantısında umut hakkına, kayyımlara ve Sayın Demirtaş’a dair söyledikleri önemlidir. Bir süredir Suriye gündemiyle sessiz moda alınan sürecin tekrar esas gündem olmasını sağlayan kritik bir açıklamadır. Vurgu boyutu ile ikinci bir 22 Ekim diyebiliriz.
Sayın Bahçeli’nin bahsettiği adımların atılmasıyla Suriye’deki gelişmeler ve komisyon sürecinden ötürü bir süredir sessiz moda alınan barış ve demokratik toplum sürecinin önü açılır. Süreç gündemine dönmemiz gereken bu günlerde, ön açıcı ve hızlandırıcı adımların iktidar tarafından atılması gerekiyor.
Öte yandan Sayın Bahçeli’nin partimize dönük çağrısı ve kaygılarını da dinledik. Eminiz ki, en çok Sayın Bahçeli ve MHP’liler bizim barış talebinde ne kadar ısrarcı ve inatçı olduğumuzu biliyor. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Asrın Çağrısı’na hem fikri hem de kalben katılıyoruz, destekçisiyiz. Çağrının barışa dönüşmesi için elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.
Bu kapsamda, Sayın Bahçeli’nin açıklamalarının bize bakan yönü açıktır. Üstümüze düşeni yaparız. Fakat iktidarın, Sayın Bahçeli’nin bahsettiği ve süreci hızlandıracak, önünü açacak adımları atması hepimizin ortak beklentisi ve talebidir.
‘ÜÇ EŞİK AŞILIRSA…’
– Silah bırakmanın geri dönülmez hale gelmesi için hangi eşiklerin aşılması gerekiyor? Silahsızlanmış bir PKK sonrası sürecin gerçek anlamda sürdürülebilir olması için devletin hangi yasal adımları atması gerekir?
Bu, hepimizi ilgilendiren önemli bir sorudur. Bu anlamda çok net şekilde şunu ifade etmek isterim. Silah bırakmanın “geri dönülmez” hale gelmesi; siyaset, hukuk ve güvenlik eşiklerinin adil temelde aşılması ile olur. Çünkü Kürtler açısından mesele şudur: Silahlar sustuğunda, boşalan yere hukuk mu gelir, yoksa daha katı bir inkâr mı? Bu sorunun cevabı her şeyi belirler. Bu bakımdan, hukuki güvence en önemli ve ilk aşılması olması gereken eşiktir. İkincisi, seçilmiş iradenin korunduğu, ifade-örgütlenme-siyaset özgürlüğünün sağlandığı, kültürel hakların eşitçe yaşandığı siyasal eşiğe dair kafalardaki soru işaretlerinin kalkmasıdır. Silahtan sonra ne olacağına dair “şu şu” şeklinde bir liste değil, temel bir mantık lazım. Bu mantık da ikna edici olmalıdır. Bu açıdan TBMM düşündüğümüzden de tarihi bir fırsat ile karşı karşıyadır. Devlet, atılacak adımlara dar bir perspektiften bakarsa yanlış okur, fakat hakiki yaklaşırsa, sonucun ‘cumhuriyetin demokratikleşmesi’ olduğu görülecektir. Özetle belirttiğim üç eşik aşılırsa güven hali oluşacak, tarih yön değiştirecek
‘HERKESİN EŞİT YURTTAŞ OLDUĞU BİR TÜRKİYE MÜMKÜN’
– DEM Parti, Türkiye siyasetinde nasıl bir rol üstlenmek istiyor: Dengeleyici mi, dönüştürücü mü? Hem Kürt siyaseti hem Devlet sizce nasıl bir dönüşüm geçirmeli?
PKK’nin silahları yakmasıyla birlikte yarım yüzyıldır ülke siyasetini felç eden bölünme korkusu nesnel zeminini tümüyle yitirmiş, bu korkunun artık kati şekilde sona erme gerekliliği doğmuştur. Bu korku yarım asırdır hukukun, demokrasinin ve özgürlüklerin gelişmesini engelledi. 22 Ekim ve 27 Şubat’ta, bünyemize nüfuz eden bu korkuyu aşma iradesi gösterildi. Siyaset için tarihi bir fırsat penceresi açıldı.
Hem devlet hem de Kürt siyasi hareketi ezberlerini bozmalı. Devlet, Kürt’e kuşkucu gözle bakmayı bırakmalı. En önemlisi de inkarı artık reddetmeli. Kürt siyasi hareketi de itirazdan kurucu bir siyaset aksına geçme özgüvenini göstermelidir.
Kürtler sadece bulundukları coğrafyada değil, yaşadıkları ülkelerin başkentlerinde de güçlü olabilmelidir. Kürtlüğü koruyan ama Kürdü de aşan bir politik hattı güçlendirmelidir. Çünkü Kürtlüğün bir asabiyesi var, bir dinamizmi var, bunu kimse inkar edemez. Ama sadece hedef çıtası Kürtler olan bir siyaset de başarılı olamaz. Kürtlüğün asabiyesi ve dinamizmi ile Ankara’nın siyasi aklı bir araya gelsin. İşte o zaman bu Cumhuriyet ikinci yüzyılına gerçekten sağlam bir adım atmış olur. Cumhuriyeti, referansı hukuk, karakteri demokrasi olacak şekilde güçlendirelim. Bu değerlerle tahkim edilmiş bir Cumhuriyet, Türkiye’nin önündeki yüz yıllarını garantilemiş olur. Ankara da Kürdün merkeze gelişine hazır olmalı, korkularını aşmalı.
Kimsenin kimseye etnik kimliğinden, inancından ötürü kuşkuyla bakmadığı, herkesin bu topraklarda eşit yurttaş olduğu bir Türkiye mümkün. Korku değil, güven üzerine kurulu bir Demokratik Cumhuriyet mümkün. DEM Parti olarak devletin demokrasiye dümen kırması için dönüştürücü; toplumsal kaygıları düşürmek adına da dengeleyici olmayı hedefliyoruz.
BAHÇELİ’DEN ÖZÜR DİLEDİ Mİ?
– Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada ve bazı haber sitelerinde Devlet Bahçeli’yi arayıp Nusaybin’deki konuşmadan ötürü özür dilediğiniz yazıldı. Haber doğru mu? Sayın Bahçeli’den özür dilediniz mi?
Siyaset diyalogsuz olmaz; görüşme ve fikir alışverişi siyasetin temelidir. Yeri ve zamanı geldiğinde Sayın Bahçeli ile elbette görüşürüz. Ülkenin barışa, demokrasiye ve ortak akla ihtiyacı var. Bu ihtiyaç için temas da görüşme de ilkesel olarak mümkündür ve olmalıdır. Ancak yakın zamanda Sayın Bahçeli ile herhangi bir görüşme gerçekleşmedi. Ama gerçekleşmesi barışa ulaşma yolunda faydalı olacaktır. Bu tür operasyonel haberlerle müzakere ve diyaloğun önüne geçilmesi hedefleniyorsa başarılı olamayacaklar.
CHP’YE ‘UMUT HAKKI’ ÇAĞRISI
– CHP umut hakkı başta olmak üzere bazı konularda daha temkinli yaklaşıyor. Suriye konusunda tutumunu nasıl buldunuz? CHP’nin bu süreçte tutumunu nasıl buluyorsunuz?
CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in Suriye sürecindeki duruşu gerçekten değerliydi. Özellikle Kürtlere yönelik ırkçı söylemlerin yükseldiği günlerde gösterdiği sağduyulu tavır siyasete örnek oldu. Kendileriyle görüşmemizde de belirttiğimiz gibi, bu dil tam da ülkenin ihtiyacı olan dildir.
CHP’nin bu sürece katkısı hayati önemde ve şimdiye kadarki sağduyulu yaklaşımları umut verici. Toplumun beklentileri, ülke olarak önümüzdeki görevler belli. Şimdi demokrasi ve hukuk alanında somut adımlar atma zamanı.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı, CHP için tarihi bir sorumluluk çağrısıdır. Birinci yüzyılın kurucu partisi CHP, ikinci yüzyılda barışa cesurca katkı sunarak demokratik zeminde Cumhuriyeti payidar kılabilir. Bu, sadece bir siyasi tercih değil, tarihin hepimize ve CHP’ye verdiği bir misyondur.
Umut hakkı, sadece bir şahsa değil, Türkiye’nin toplumsal barış umudunu güçlendirecek bir düzenleme olarak görülmelidir. Çünkü umut hakkı yalnızca hukuki bir düzenleme değil, toplumsal barışın inşasında köprü görevi görecek bir düzenlemedir. CHP’nin barış sürecine yapacağı önemli katkılardan biri olabilir.
CHP, bu süreçte atacağı cesur adımlarla sürecin taşıyıcı gücü haline gelebilir. Suriye meselesinde gösterdiği sağduyuyu ve cesareti bu süreçte de gösterebileceğine inanıyoruz.