Antropolog ve Etnograf Sefa Yürükel yazdı…
Demokratik toplumlarda siyasal liderlerin meşruiyeti, yalnızca seçimle kazandıkları pozisyonlara değil, aynı zamanda etik değerlere, hukuka ve liyakate dayalı bir geçmişe sahip olup olmadıklarına da bağlıdır. Türkiye’de siyasetin giderek kişiselleştiği, liderlerin halktan çok belirli sermaye gruplarına yaslandığı ve demokratik katılımın yalnızca sandıkla sınırlandırıldığı bir atmosferde, siyasal figürlerin geçmişlerinin titizlikle incelenmesi, toplumsal adaletin sağlanması açısından hayati önemdedir. Bu bağlamda, Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasına yönelik iddialar, yalnızca kişisel bir mesele değil, Türkiye’de akademik meşruiyetin, siyasal etiğin ve toplumsal adaletin nasıl işlediğini gösteren önemli bir vaka olarak ele alınmalıdır.
İMAMOĞLU’NUN DİPLOMA TARTIŞMASI: HUKUKİ VE AKADEMİK BİR İNCELEME
Ekrem İmamoğlu’nun diploması konusunda ortaya çıkan iddialar, özellikle yatay geçiş sürecinin usule uygun olup olmadığı ekseninde şekillenmektedir. Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) ilgili mevzuatına göre yatay geçişlerin belirli başarı kriterleri ve kurallar çerçevesinde gerçekleşmesi gerekmektedir (YÖK, 2023). Ancak, İmamoğlu’nun bu kurallara aykırı bir şekilde yatay geçiş yaptığına dair iddialar, akademik meşruiyet açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Hukuk felsefesi bağlamında, John Rawls’ın (1971) “adalet teorisi” açısından bakıldığında, bu tür bir ayrıcalıklı muamelenin toplumsal eşitlik ve fırsat adaleti ilkeleriyle çeliştiği görülmektedir. Eğer akademik süreçler, bireylerin siyasi bağlantılarına göre esnetilebiliyorsa, bu durum toplumda hukukun üstünlüğüne olan güveni zedeleyebilir.
Akademik dürüstlük ilkesi, yalnızca bireysel etik kurallar çerçevesinde değil, aynı zamanda kurumsal güvenilirlik açısından da değerlendirilmelidir. Hannah Arendt (1963), “otoriter rejimlerin yükselişinde, hukukun seçici uygulanmasının kritik bir rol oynadığını” belirtmiştir. Türkiye’de akademik yeterliliklerin siyasi kariyerleri meşrulaştırmak için kullanılması, Arendt’in işaret ettiği bu sorunun somut bir örneğidir.
SİYASAL PSİKOLOJİ AÇISINDAN LİDER KÜLTÜ VE ELEŞTİRİSİZLİK
Siyasal psikoloji alanında yapılan çalışmalar, lider kültünün eleştirel düşünmeyi zayıflattığını ve bireylerin sorgulama yetisini körelttiğini göstermektedir (Adorno, 1950). Türkiye’de, siyasal figürlere yönelik aşırı bağlılık, yalnızca iktidar partisine özgü bir olgu değildir; muhalefet içinde de benzer bir olgunun geliştiği görülmektedir. İmamoğlu’na yönelik eleştirilerin, otomatik olarak siyasi rakiplerinin propagandası olarak etiketlenmesi ve eleştirenlerin “hain” ya da “karşıt kampın destekçisi” olarak görülmesi, demokratik bir toplumda sağlıklı bir tartışma kültürünün eksikliğine işaret etmektedir.
Leon Festinger’ın (1957) bilişsel çelişki kuramı, bireylerin, inandıkları bir lider hakkında olumsuz bilgileri işlemekten kaçındıklarını ve bu bilgileri reddederek bilişsel tutarlılıklarını korumaya çalıştıklarını göstermektedir. Bu bağlamda, İmamoğlu’nun diploma tartışmasını gündeme getiren gazetecilerin veya akademisyenlerin, “siyasi tarafgirlikle” suçlanarak itibarsızlaştırılmaya çalışılması, demokratik hesap verebilirliğin önündeki en büyük engellerden biridir.
ANTROPOLOJİK VE SOSYOLOJİK PERSPEKTİFTEN: TÜRKİYE’DE SİYASAL SADAKAT KÜLTÜRÜ
Türkiye’de siyaset, uzun zamandır sadakat üzerinden şekillenen bir sistem üzerine kurulmuştur. Max Weber (1919), modern devletin gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarında, “karizmatik otoritenin”, özellikle demokrasi kültürü gelişmemiş toplumlarda kurumsal mekanizmaların önüne geçtiğini vurgulamıştır. Türkiye’de hem iktidar hem de muhalefet, halkın doğrudan katılımını değil, liderlere bağlılığı önceliklendiren bir siyaset anlayışını sürdürmektedir.
Sosyolog Pierre Bourdieu’nün (1986) sermaye kuramı, siyasal figürlerin akademik ve ekonomik sermaye yoluyla meşruiyet kazanma çabalarını açıklamak için faydalı bir çerçeve sunar. Eğer akademik kimlikler, sahte veya hukuksuz süreçlerle kazanılabiliyorsa, bu durum, eğitim sisteminin de siyasal elitler tarafından manipüle edildiğini gösterir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
İmamoğlu’nun diploması hakkındaki tartışmalar, yalnızca bireysel bir etik sorunu değil, Türkiye’de siyasetin ve akademinin ne kadar kurumsallaştığını sorgulatan bir vakadır. Eğer bir ülkede eğitim sistemi ve akademik kurumlar, siyasi kariyerlerin bir aracı haline gelmişse, bu durum hem adalet hem de demokratik hesap verebilirlik açısından ciddi bir tehdittir.
• Şeffaflık İlkesi: Türkiye’de siyasetçilerin eğitim geçmişleri ve akademik unvanları, bağımsız kurullar tarafından doğrulanmalı ve kamuoyuna açık bir şekilde sunulmalıdır.
• Eleştirel Düşüncenin Güçlendirilmesi: Liderlere yönelik eleştiriler, düşmanca bir siyasi tutum olarak değil, demokratik bir gereklilik olarak görülmelidir.
• Akademik Kurumların Bağımsızlığı: Üniversiteler ve YÖK gibi kurumlar, siyasi baskılardan arındırılarak liyakat temelinde hareket etmelidir.
Türkiye, geçmişte olduğu gibi bugün de, lider kültüne dayalı siyasetin ve hukuksuz süreçlerin bedelini ödemektedir. Ancak demokratikleşme süreci, bireylerin sorgulama yetisini kaybetmediği, hukuk devleti ilkelerinin korunduğu ve siyasal liderlerin hesap verebilir olduğu bir düzlemde ilerleyebilir.
Kaynakça
• Adorno, T. W. (1950). The Authoritarian Personality. Harper & Row.
• Arendt, H. (1963). Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil. Viking Press.
• Bourdieu, P. (1986). The Forms of Capital. Greenwood Press.
• Festinger, L. (1957). A Theory of Cognitive Dissonance. Stanford University Press.
• Rawls, J. (1971). A Theory of Justice. Harvard University Press.
• Weber, M. (1919). Politics as a Vocation. Duncker & Humblot.
• YÖK. (2023). Yükseköğretim Kurulu Mevzuatları ve Yatay Geçiş Yönetmeliği.
Sefa Bey,
Eserlerinize ulaşabileceğimiz yayın evi varmı.
Araştırdım Kitap yurdu ve Amazon’da vb bulamadım.
Yardımcı olursanız memnun olurum.
Saygılarımla.
Ülkemizin gerçekliğini gün yüzüne serdiğiniz için teşekkür ederim.
Ülkemiz’de liyakat ve yandaşlık tercihinde ne yazıkki yandaşlık tercih edilmektedir. Bunun sonucunda ülkemizin yetiştirdiği liyakatlı insanlar istihdam kapısı bulamadığından emperyalist ülkelerin emek vermeden çalışanı olmaktadır. Ülkemizin bu liyakatlı insanları kaybetmesi yüksek teknoloji üretmesini engellemektedir.
Ülkemizin kıt kaynakları ile eğitim verdiği liyakatli insanlar ülkemizi terk etmek zorunda kalmaktadırlar.
Bu yandaşlık uygulamaları ulusal bir güvenlik sorunudur.
Çözüm üretilmezse müstemleke bir ülke durumuna duşeriz.
Hangi demokrasiden bahsedildigine bagli !!!!!!!!!!!!
Partivekili ile Milletvekili arasinda fark var !!!!!!!!
ikiyüzlüyüz !!!!!!!!!!!!!!!!!!
Bu kadar geniş kapsamlı bir konu ancak bu kadar kısa ve anlaşılır ifade edilebilirdi. Teşekkürler…
Türkiye’de liyakat! Güldürmeyin insanı. Liyakat için uğraşacağına iktidar partisine üye ol, gemini yürüt.