Depremle mücadelede öncelikli 5 adım

İzmir’deki deprem, Türkiye’de kentsel dönüşümde gelinen noktayı bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’de 485 fay olduğuna dikkat çeken uzmanlara göre acil atılması gereken 5 adım var. Bunlardan biri de binanın depreme dayanıklı olup olmadığı konusunda vatandaşa kalan mali yükün devlet eliyle karşılanması.

Depremle mücadelede öncelikli 5 adım

Aydınlık’tan Özlem Konur Usta’nın haberine göre İzmir’de 17 binanın yıkılmasına neden olan 6,6 büyüklüğündeki deprem, kentsel dönüşüm gerçeğini bir kere daha gündeme getirdi. 

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, “Bayraklı’da yıkılan binaların olduğu bölgede kentsel dönüşüm var. Ama bu binalar yıkılmış demek ki, kentsel dönüşüm gerçekten ihtiyaç olan binalarda olmamış” dedi. 

Binaların durumunun tespit edilmesi ve kentsel dönüşümün devlet eliyle yürütülmesi gerektiğini ifade eden Sözbilir, “11 üniversite ve 64 bilim insanı ile deprem master planı için proje hazırladık. Valilikle protokol aşamasına geldik” diye konuştu.

Depreme hazırlıkta vatandaş, binanın durumunun tespitinden güçlendirme, yeniden inşa etmeye devleti arkasında hissetmek istiyor. Vatandaş isterse binasının depreme karşı performansını ölçtürebiliyor. Ancak bireylerin inisiyatifine dayanan sistemde aksamalar yaşanıyor. Dar gelirlinin binasını güçlendirme imkanları kısıtlı. Müteaahitlerle anlaşmada yaşanan sorunlar yapı stokunda dönüşümü engelliyor. İşin bir de denetim boyutu var ki, özel şirketler eliyle yapılan denetimin depremde can kayıplarına neden olduğu uzmanlarca dillendiriliyor.

GENÇ BİNALAR DA HASARLI

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, depreme hazırlıkta tüm yaşanan karmaşanın il bazında yapılacak master planla son bulacağını ifade etti. İzmir için 2000 yılında yapılmış bir plan olduğunu ancak 20 yıl içinde yapı stokunun, yolların değiştiğini söyleyen Sözbilir şunları söyledi:

“Hangi yapının, hangi yaşta olduğuna ilişkin bir çalışma yok. İzmir’de 1 milyon yapı stokunun yüzde 60’ının sorunlu olduğunu söyleyebiliriz. İzmir’in sorunu hem binalar yaşlı hem de yeni yapılan binalarda da denetim yok. Bayraklı’da yıkılan binalar ve hasarlı binalar arasında 2007’den sonra yapılan binalar var. Bu durum, denetim sorununa işaret ediyor. Daha önceki yönetmelikte denetim devlet eliyle yapılıyordu. Raporlar sivil toplum kuruluşlarından geçerdi ve bu denetime odalar da katılırdı. Şimdi özel firmalar aracılığıyla yapılıyor. Bayraklı’da yaptığımız incelemede beton kalitesinin, inşaat kalitesinin sorunlu olduğunu gördük. Depremin merkezi Bayraklı’ya uzak. Buna rağmen yıkılan binalar Bayraklı’da. Hem zeminin iyileştirmesinde sorun var hem de bina yönetmeliğe uygun yapılmamış. Bazılarında taşıyıcı kolonlar devre dışı kalmış."

DÖNÜŞÜM BİLİMSEL OLMALI

“Kentsel dönüşümün bilimsel ölçütlere göre yapılmadığını görüyoruz. Depreme dayanıklı binalar kentsel dönüşüme giriyor. Zayıf binalar bu işin dışında kalabiliyor. Bina performans analizi ile hangi binanın hangi şiddette depreme dayanıklı olduğunu ölçebiliyoruz. Biz bunu İzmir’de merkezimizde yapabiliyoruz. Vatandaş merkezimize geliyor. Gidip ölçüm yapıyoruz, kolonlardan örnek alıyoruz. Güçlendirme gerekiyorsa buna ilişkin bir rapor hazırlıyoruz. Bunun maliyeti var. Binanın sahibi karar veriyor. Bu işin Türkiye çapında devlet ya da belediyelerin kontrolünde yürümesi gerekir. TOKİ var ama yeterli gelmiyor."

PROJE HAZIR

"Türkiye’de hangi ilden başlayarak kentsel dönüşüm olmalı, il bazında hangi ilçelere öncelik verilmeli. Bunun için deprem master planına ihtiyaç var. 11 üniversiteden 64 bilim insanı ile birlikte Bütünleşik Deprem Master Planı için proje hazırladık. Önceki valimiz Erol Ayyıldız döneminde protokol aşamasına kadar geldi. Vali ve Belediye Başkanı değişti, Kovid-19 salgını oldu. Çalışmalar kesintiye uğradı.

İzmir’de 30 ilçeden geçen 17 fay var. Biz bu projede jeoloji mühendisleri, jeofizik mühendisleri, inşaat mühendisleri ile birlikte çalışmayı hedefledik. Binalar tek tek devlet eliyle kontrol edilecek. Master planda bir senaryo oluşturuluyor. Gülbahçe fayında 6.7 şiddetinde bir deprem olursa bu binaların kaçı zarar görür? Yollar nasıl etkilenir? Bunlara yönelik öneriler getiriliyor. Devlet, belediyeler, vatandaş hep birlikte hareket edilecek şekilde çözüm üretiliyor. Biz sosyal bir devletiz. Bütün bu hazırlıklar, vatandaşın bireysel görevi değil. Deprem olduktan sonra bütçe o bölgeye akıyor. Zarar görmeden dönüşüm devlet belediyeler tarafından yapılmalı."

FAY YASASINDA HEDEF MART AYI

Prof. Dr. Hasan Sözbilir, gündemdeki fay yasasının mimarlarında biri. Sözbilir, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun önderliğinde çalışma yürüttüklerini söyledi. Sözbilir, jeofizik, jeoloji ve inşaat mühendisliği alanında çalışan bilim insanlarının oluşturduğu 6 kişilik ekibin mart ayına kadar yasa taslağını hazırlamayı hedeflediğini ifade etti. İçeriği ile ilgili de şöyle konuştu:

“Türkiye’de 485 fay var. Bunlardan hangi özellikleri taşıyanların üzerindeki yapılaşmayı yasaklamalıyız? Bu fayların yaşı kaç olmalı, kaç yılda bir deprem üreten fayları kapsam içine almalıyız? Bütün yapılaşmalar mı yasaklanacak yoksa belli bir düzeyi mi kapsayacak? Pilot bölge olmalı mı? Bütün bu sorulara yanıt arıyoruz.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 22 Ağustos’ta AFAD Çalışma Grupları değerlendirme toplantısında yaptığı açıklamada fay yasasıyla ilgili, “Türkiye Büyük Millet Meclisi ile beraber ona nasıl bir şey sunabiliriz, bizim neye ihtiyacımız var, Fay Yasası itibarıyla ne murad ediyoruz, ne ortaya koymaya çalışıyoruz, İl Afet Risk Azaltma Planlarıyla Fay Yasası'nı bütünleştirmenin nasıl bir önemi var, bunu bir ortaya koyacağız" dedi. 

İMAR BARIŞINDA İZMİR BİRİNCİ

Mimar Osman Güdü, İstanbul’da olası bir depremde 45 bin yapının ani yıkılacağı, 250 bin yapının da ağır hasar alacağını söyledi. Türkiye’de depreme yönelik hazırlıkların bu düzeyde olmadığını ifade eden Güdü sözlerine şöyle devam etti:

"Türkiye topraklarının %98’i deprem alanı içinde. Bu alanın %60’ı da 1-2 derece deprem bölgesi. Dünya coğrafyası içinde Türkiye’nin bulunduğu yer, yer kürenin depremsellik açısından en riskli alanlarından biri. Tüm bu gerçeklere rağmen Türkiye depreme hazır mı diye sorulduğunda ne yazık ki evet demek mümkün değil.

İzmir’de 16.54 km derinlikte ve 6.9 şiddetindeki deprem ve sonrası görsellerde ortaya çıkan gerçek de bu. Ciddi hasar alan 17 yapı ve tamamen yıkılan 4 yapı üzerindeki çalışmalar da gösteriyor ki Türkiye tüm deprem gerçeğine rağmen depreme hazır değil.

Depremi bekleyen İstanbul’da depreme karşı mutlaka dönüşüm yapması gereken yapı stoklarının olası bir depremde 45 bin yapının ani yıkılacağı, 250 bin yapının da ağır hasar alacağı bilinmekte. Bu korkunç gerçeğe rağmen 1999 depreminden bu yana ne yazık ki ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Çıkarılan yasa ve yürütmelikler, yapılan uygulamalar sadece imar rantına hizmet veren araç haline gelmiştir. Deprem vergileri ve son çıkarılan imar barışı yasası, olaya sadece parasal kazanç olarak bakılan sonuçları doğurmuştur. Ne yazık ki son imar barışı ile ilgili nüfusa göre İzmir Türkiye’de 1.sıradadır. Tam 811 bin müracaat yapılmıştır. Seferihisar’da bu sayı 24 bin belge ile kayıt altına alınmıştır. Yani devlet ruhsatsız, mühendislik hizmeti almamış ve deprem riski taşıyan binlerce yapıya ruhsat ve iskan vermiştir.

Resmi kayıtlara göre 16.500.000 nüfusa sahip İstanbul (resmi olmayan verilere göre 21 milyon) deprem felaketi ile ilgili seferberliğe girmesi gerekirken, yeni rant projeleri ile cazibesi arttırılmış, tüm Anadolu’nun yerleşimine açık hale gelmiştir. Başta Kanal İstanbul Projesi olmak üzere yeni yerleşim alanları ile 2-2.5 milyonluk yeni yerleşim alanları cazibesi yaratılmıştır. Tüm bu ve imar rantına yönelik uygulanan projeler ile İstanbul felaketine hızla yol almaktadır.

Kentsel dönüşüm, rantsal dönüşüm olarak uygulanmış, afet riskli alanların dönüşümü ile ilgili yasa İstanbul’un en değerli arazileri üzerinde yeni rant projelerini doğurmuştur. Başta İstanbul olmak üzere büyük kentler ve tüm Türkiye deprem gerçeğini ne yazık ki kavrayamamıştır. Mevcut düzen ve sistem ile sağlıklı kentsel dönüşüm projeleri uygulanamaz. Türkiye deprem kuşağı içindedir ve acilen bu konuda bir bilim kurulu oluşturulup SEFERBERLİK ilan edilmelidir. Hiçbir gerekçe ile, hiçbir iktidar bu seferberlik yolundan çıkmamalıdır. Gerekli önlemler alınmaz, düzenlemeler yapılmaz ise; korkunç acı gerçek Türkiye’nin sonu olur.

Adım adım gittiğimiz bu gerçeği ancak DEPREM SEFERBERLİĞİ ile çözebiliriz. Bunun için yapılacak uygulamalar için Türkiye’de çok değerli bilim insanları mevcuttur. Yapılmış çalışmalar ve bilimsel altyapı mevcuttur. Sadece karar alınıp uygulanmalıdır.

Deprem seferberliği derhal başlatılmalıdır. Bu Türkiye için var olma sebebidir."