Muhsin Türkseven yazdı…
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bugünlerde Türkiye’den adeta hac ziyaretine uğruyor. DEM Partisi’nden CHP’ye, Saadet’ten Batı merkezlerine kadar birçok “görevli” aktör, Erbil ve Süleymaniye’de “çözüm süreci”nin tozlu raflarını indirip yeniden masaya sürme gayretinde.
Örneğin Cengiz Çandar, Süleymaniye’de verdiği röportajda Öcalan’a “umut hakkı” talep ederken, PKK üyelerinin Türkiye’ye dönüp topluma entegre edilmesinden söz ediyor. Anadilde eğitim, vatandaşlığın yeniden tanımı, anayasal düzenlemeler… Yani yıllardır sahnelenen aynı senaryonun farklı aktörler tarafından tekrar edilmesi.
Aynı toplantıya daha önce deşifre edilen İmralı tutanaklarında dümdüz küfür ettiği Barzani’nin bu organizasyonuna terörist başı Öcalan’da bir mektup yolladı ve “Kürtlerin demokratik toplum merkezli entegrasyonunu” önererek Kürtleri “demokratik zeminde birlik olmaya” çağırdı.
Tüm bu toplantı ve buluşmaların arkasında, bölgedeki stratejik operasyonları yöneten CENTCOM’un aklı olduğu açıkça görülüyor. İnanın bana, bu bir komplo teorisi değil; tüm bu işler hâlâ cari olan ve tıkır tıkır işleyen, işletilen BOP’un yeni hamlesidir.
Ama işin özü şudur: Bu taleplerin hiçbirinin halkın yoksulluğu, işsizliği, adalet beklentisiyle ve onların deyimiyle “Kürt Sorunu” ile ilgisi yoktur. Bunların tek ortak noktası, Öcalan’ı merkeze alan, PKK’yı meşrulaştıran, devleti parçalı yapıya sürükleyen emperyal gündemdir.
Barzani’nin medya organı Rudaw’ın ev sahipliği yaptığı “Türkiye’nin Zorlu Barışı” başlıklı bu çalıştay tam da bu bağlamda dikkat çekici. Orada kimler var? TBMM’deki Öcalan komisyonunun eski üyeleri. CHP’li Oğuz Kaan Salıcı çıkıp Kemal Kılıçdaroğlu’nun Çözüm Süreci’ne verdiği krediyi hatırlatıyor. Milli Görüşçü Saadet Partili Bülent Kaya da aynı masada. CHP’li Namık Tan, KYB lideri Bafel Talabani ile buluşuyor, ardından Salih Müslim’le aynı protokolde yer alıyor. DEM Partisi yöneticileri zaten başrolde.
Bugün Erbil’de, Süleymaniye’de verilen fotoğraflar, dün Ankara’da kurulan komisyonların devamıdır. Eski Başbakan ve eski TBMM başkanlarının komisyonda dillendirdikleri talepleri herkes işitti. Anlayacağınız Çözüm Süreci, farklı siyasi kimliklere bürünmüş aktörlerle aynı hedefe koştuğu bir “ortaklık projesi” vizyonu verme çabalarının bir ürünü haline getirilmiştir.
İçerideki Çözüm Süreci’yle eşgüdümlü ve eş zamanlı politikaların işletilmeye çalışıldığı Suriye sahasına gelince…
Sahada ABD’nin taşeronu YPG, Salih Müslim’in ağzından “özerk yönetim tanınmazsa bağımsızlık ilan ederiz” diyerek gerçeği ilan ediyor: PKK’nın Suriye kolu silah bırakmıyor, bırakmayacak. Öcalan’ın mektupları da Müslim’in açıklamaları da aynı sonuca çıkıyor: Türkiye’nin üniter yapısını zayıflatmak.
ABD’li yetkililerin Suriye’de merkezi hükümet ihtimalini zayıf görmeleri, İsrail’in sınır anlayışını dillendirmeleri tesadüf değil.
Bakalım bu açıkça ve tehdit diliyle ortaya konan ABD desteğine rağmen Türkiye YPG’ye askeri müdahalede bulunabilecek mi yoksa, geçmişte Kuzey Irak’ta olduğu gibi, bu süreçte oynanan oyuna güçlü ortak edilip olan bitene razı mı olacak?
Emperyal plan açıktır: Lozan tartışmaya açılacak, Türkiye’nin üniter yapısı zayıflatılacak, sınırlar yeniden çizilecek ve YPG devletçik haline getirilecektir.
Hülasa
PKK’nın silah bırakacağına dair umut pompalayanlar gerçeği görmek istemiyor. İstedikleri verilse bile örgütün ancak küçük bir kısmı silah bırakır. Zaten ekserisi Suriye’de YPG/SDG saflarına taşındı, üst yapı KCK tüm türevleriyle ayakta ve meydan okumaya devam ediyor. Terör örgütünün stratejisi Türkiye’de silah bırakmak değil, içeriyi “barış süreci” tiyatrosuyla oyalayıp Suriye’de devletleşmek ve Öcalan’ı “devlet başkanı” yapacak zemini kurmaktır.
ABD ve İsrail’in himayesi altında büyüyen YPG/SDG de artık bir terör yapılanmasından çok daha fazlasıdır: “Birleşik Kürdistan” idealiyle Suriye’de bir “devletçik” hazırlığıdır.
Bugün yaşanan sevinç; “100 yıldır devlet olmamız engellendi” diyen Sevr sevdalılarıyla, “Cumhuriyet 1923’te açılan bir parantezdir” diyenlerin coşkusudur!
Devlet, bu ”Sekaratü’l Mevt” halinden çıkmalı; işleyen ve işletilen senaryoyu görmezden gelmek yerine milletin gözü önünde ifşâ etmeli ve parçalanma planlarını kökünden reddetmelidir.