‘Din hocası’yla Taraf eskisi buluşunca…

Hapisten yeni çıkan tarikat lideri Alparslan Kuytul'u ekranlarda ağırlayan eski Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur'un saçmalıklarını siz de dinlediniz mi?

‘Din hocası’yla Taraf eskisi buluşunca…

Emre Koşak

Saadet Partisi’nin gayrı resmi yayın organı TV 5’de bir program… Adı Medya Analiz… İlk kez seyrediyorum. Yıldıray Oğur, FETÖ’ye destek suçlamasıyla hapse giren ve programdan kısa bir süre önce de hapisten çıkan Alparslan Kuytul’u konuşturuyor.

Programı hazırlayan Yıldıray Oğur’u uzun uzadıya anlatmaya gerek yok… Yıllarca psikolojik savaş aygıtı olarak yayın yapan “Taraf” adlı sözde gazetenin 2007-2013 arası Yazı İşleri Müdürü ve köşe yazarı olarak yürüttüğü “basın-yayın etkinliği”ni 3 yıl sonra doğrudan kendisi “kötü gazetecilik” olarak tanımlamış ve yine kendi köşesinde klasik ve klişe deyimle “kandırıldığını” itiraf etmiştir! Yani hem kendisi kandırılmış(!) hem de kandırıldığından ötürü o da koskoca bir halkı kandıranlar arasında yer almış…

Ancak Yıldıray Oğur, 11 Aralık 2019’da, hazırladığı söz konusu programda da bu halkın hala kendisini seyreden, dikkate alan kesimini “PKK’yla FETÖ yanyana gelemeyecek örgütler.” diyerek aklı sıra kandırmıştır. En basitinden Yıldıray Oğur’un, 21-22 Eylül tarihlerinde firari FETÖcülerin ve PKK sözcülerinin Berlin’de gerçekleştirdikleri buluşmadan ve birçok örnekte olduğu gibi bu buluşmada da birçok konuda söylem birliği içerisinde olduklarını ortaya koyduklarından haberdar olmaması mümkün mü?! Elbette mümkün değil!

Yıldıray Oğur’dan gelelim konuğu Alparslan Kuytul’a… Kendisini “din hocası” olarak gösteren bu kişi geçmişte de dini konularda yaptığı konuşmalardan çok daha fazla Türkiye’nin ve dünyanın güncel konularına ilişkin konuşmalar yapmıştır ve kamuoyunda böyle tanınmıştır. Söz konusu programda da “çözülme süreci”nin sonlanmasının ardından gerçekleştirilen hendek operasyonlarını kastederek PKK terör örgütüne psikolojik anlamda destek olarak değerlendirilebilecek şu lafları etmiştir;

“Devletin uyguladığı yöntemi doğru bulmuyorum. Mesela Diyarbakır’da mahallelere tanklarla girilmesi… Terörle mücadele böyle olmaz. Terörle mücadele böyle olmamalı. Tankla mahalleye girilmez. Bir sürü masum insan ölür o zaman. Dünyanın neresinde savaş olmadığı halde tanklarla-panzerlerle girilmiş de böyle rastgele ateş yapılmış. “Masum insanlar ölmemiş”… Kimse bunu iddia edemez. Bir sürü kadın-çocuk bunları duyduk sonra…”

Bu lafları duyunca kendime sövülmüş gibi hissettim! HDP sözcülerinin aynı konuda ettikleri sahtekarca laflardan hiçbir farkı olmayan bu lafları duyunca; Nusaybin’de girdiği binanın içine tuzaklanan bombanın patlaması sonucu şehit olan Coşkun Nazilli’yi bilen bir vatan evladı olarak kendime sövülmüş gibi hissetmemem mümkün mü?! Coşkun Nazilli gibi nice yiğitler sırf sivillerin zarar görmemesi adına şehitliğe yürümediler mi?

Şehit Coşkun Nazilli

Bu “din hocası” olarak kendini gösteren kişi yine aynı programda komplo teorisyenliğine de soyunmuş, sonlandırılan “çözülme süreci”ne ilişkin şu söylemlerde bulunmuştur;

“Çözüm sürecinin devam etmesi gerekiyordu. İki tane polisin yatağında ölüdürülmesinden dolayı bu koskoca proje iptal edildi. Ben buna inanmıyorum. O polisleri öldürenlerin kim olduğu da belli değildi ve PKK’dan da açıklama yapıldı; ‘Bunu biz yapmadık’ dediler. O zaman onları bulun. Kimse cezalarını verin. Yani iki tane polis yatağında öldürüldü diye, kimin öldürdüğü de belli olmadığı halde bu kocaman proje iptal edilmemeliydi. Ondan sonra bir sürü insanımız daha öldü o proje iptal edilince. Hem sivil hem asker… Ben dedim ki; ‘bu proje devam etsin, o suçlular yakalansın. Ve bakın n’oldu? O olayı yapanın PKK olduğu söylenmişti, birkaç kişi içeriye alınmıştı. Hepsi beraat ettiler. Bir tane sanık ceza almadı. N’oldu? Siz bunun için projeyi iptal ettiniz. Bence o bir bahaneydi. Proje iptal edilecekti. Bir bahane bulundu.”

Bu neresinden tutarsanız tutun elde kalacak, suyu bulandırmaya dönük saçma-sapan laf yığıntısına ilişkin söylenecek pek bir şey yoktur. Ancak yazarken ya da konuşurken söz konusu insansa ve can kayıplarından söz ediliyorsa “tane” ile belirtmemek hem Türkçenin gereğidir hem de namuslu kişi olmanın gereğidir. İnsan tane hesabıyla sayılmaz! Hele ki bunlar şehit olmuş polislerse… Ayrıca bu laflar bana ister istemez çözülme sürecinde çok pişkin biçimde “Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis’i toplamayız”diyen yetkiliyi anımsatmıştır.

Alparslan Kuytul, kendi içinde nasıl bir fantazi dünyasında yaşadığını son olarak vereceğim şu örnekteki, “çözülme süreci” ile ilgili ettiği saçma sapan laflarla ortaya koymuştur;

“’Kur’an hakem olsun, silahlar sussun, kardeşlik olsun’ dedim ben. Bir problem mi var? Var. ‘O halde Kur’an’ı hakem yapalım’ dedim. Silahlar sussun, yani İslam alimlerine danışılsın. Dünyanın değişik bölgelerindeki tarafsız alimlere danışılsın. Her iki taraf da hem devlet hem de PKK tarafı söz versinler. Eğer kabul ediyorlarsa, Kur’an’ın ve sünnetin hükmünü kabul ediyorlarsa söz versinler. ‘Biz kabul edeceğiz’ desinler. Kabul etmeyenin de n’olduğu ortaya çıksın. Bir nevi turnusol kağıdı gibi herkesin rengi ortaya çıksın. Yani Müslümansan Kur’an ve sünnetin dediğini kabul edersin. Şunları şunları şunları istiyorlar. Bunlar İslam’a göre verilmesi gerekir mi gerekmez mi? İslam alimlerine danışılsın. Verilmesi gerekiyorsa verilsin; verilmesi gerekmiyorsa verilmesin. Herkes de buna razı olacak.”

Alparslan Kuytul’u duyan PKK’yı kuruluşundan bu yana ateist bir kadronun yönettiği bir terör örgütü değil de dini bütün, Kur’an’a sıkı sıkıya bağlı ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle anlamsız-gereksiz yere zıtlaşan bir abitler topluluğu sanır. Zaten Türkiye de bir şeriat devletiydi değil mi(?!)… Ayrıca bu kişi, kafasındaki İslam alimi profilini yıllar önce yaptığı bir konuşmada “Şeyh Said’i idam edenler Allah’a isyan ettiler”, “Şeyh Sait yalnızca şeyh değil, yalnızca alim de değil, aynı zamanda bir mücahitti” gibi yine saçma-sapan, aynı zamanda sapkın ve satkın anlamlar taşıyan laflarıyla zaten ortaya koymuştur.

“Din hocası” olarak kendini gösteren bu kişi, söz konusu programda; “madem her şeyi o senin İslam alimi olarak gördüğün kişiler halledecekse bunca kurum, kurallar, yasalar, devlet mekanizması niye var?!” diye soracak olan birini değil; Yıldıray Oğur’u karşısında bulmuştur. Bu yüzden de işkembeden bol bol atıp tutmuş, nasıl bir fantazi dünyasında yaşadığını sergileme olanağı bulmuştur.