Diyanet, bayramlar arasında ayırım yapamaz

featured

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı bütün Türk ulusunun milli bayramıdır. Türk ulusu milli ve dini bayramları birbirinden ayırmadan aynı coşku ve heyecanla karşılayıp kutlar. Bayramlar arasında ayırım yapıp milleti millet yapan milli bayramları görmezden gelmek, önemsememek, ısrarla duyarsız davranmak sonunda ulusal birlik ve beraberliğimizi sarsar. Hiçbir Cumhuriyet Kurumu ve yetkililerinin, varlığını borçlu olduğu milli bayramlarımızı önemsizleştirmeye, hatta düşmanlığa varan duyarsızlıkta ısrar etmeye hak ve yetkisi olamaz.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 19 Mayıs Bayramımızı bu yıl da anmamak ve kutlamamaktaki anlamsız ısrarını sürdürdü. Laik ve özerk bir Cumhuriyet Kurumu olarak Diyanet’in 19 Mayıs’ı anmamakta ısrarcı olunması, Milli Mücadele’nin fitilinin ateşlendiği bu kutlu günü, Milli Mücadele’nin önemini, Türk gençliğine armağan edilen bu bayramı ve nihayet Cumhuriyet’i hiç saymak demektir. Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı tam da bu değerlere bağlı ve onlar sayesinde kurulmuş olduğundan, aslında Diyanet kurum olarak kendi kendisini de yadsımakta; kendine bile saygısı olmadığını göstermektedir.

Atatürk, Nutuk’ta, 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığı gün ülkenin genel vaziyetini şöyle özetler:

Osmanlı umumi harpte yenilmiştir. Osmanlı ordusu her cephede zayıflamış, şartları ağır bir mütarekename imzalamıştır. Büyük harb yüzünden millet yorgun ve yoksul bir vaziyettedir. Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razıdır. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana’dan Ayntab’a kadar ülke işgal altında. Antalya, Konya İtalyanlar; Merzifon ve Samsun İngiliz askerleri tarafından işgal edilmiş durumda….15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.

Mavri Mivra çeteler kuruyor… Ermeni Patriği Zevan Efendi de mavri Mivra heyetiyle aynı fikirde ve işbirliği içinde…” (Nutuk, Kaynak Yayınları, Editörler: N. Bayramoğlu, K. Güven, İkinci Basım, Ankara 2016, ss. 31).

19 Mayıs’tan önceki yurdumuzun acıklı vaziyetini Atatürk’ün nutkundan kısaltarak aldım.

Şimdi Sayın Erbaş, 19 Mayıs’ı, Atatürk’ün kurduğu Diyanet’in başkanı olarak özellikle anmayarak ve kutlamayarak, 19 Mayıs 1919 öncesini mi yoksa sonrasını mı onaylıyorsunuz? Öncesinde yedi düvelin işgal ettiği bir ülkede değil Diyanet İşleri Başkanı, sıradan bir vatandaş bile olabilir miydiniz? 19 Mayıs öncesi durumu onaylamıyorsanız, öyleyse sonrasını onayladığınızı göstermek zorundasınız. Hiç kimse sizden kişisel bir tutum ya da fedakarlık beklentisinde değil, ama temsil ettiğiniz makamın hakkını yerine getirmenizi bekliyor. Gerçek şahsınızla değil, tüzel kişiliğinizle hareket etmek zorundasınız. İşgal günlerine dönmeyi her Türk vatandaşı gibi hiçbir zaman arzu etmediğinize inandığınızı göstermek zorundasınız.  19 Mayıs ve diğer milli bayramlarımızı başında bulunduğunuz Cumhuriyet kurumunda kutlamak duyarsızlıkla geçiştirebileceğiniz sıradan bir merasim olmasa gerektir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkanı, dini bayramlar kadar milli bayramlara da özen ve duyarlılık göstermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, kişisel değerlendirmelerle bir tutulamaz. Bu bayramlar bütün Türk milletinin ortak ve vazgeçilmez değerleridir. Sorumlu mevkide bulunan hiç kimse,  bu değerlerden birini ötekine tercih edemez.  Aksi halde bayramlar üzerinden milleti birbirine düşürmüş olursunuz. Öyle ki bu yanlış tutumla milleti yalnız milli bayramlara karşı değil, dini bayramlara karşı da soğutursunuz. Böyle bir hak ve yetkiniz yoktur. Türk milleti zeki ve bilinçlidir; her şeyin farkındadır.

19 Mayıs ve diğer milli bayramları kutlamamak, sessiz ve duyarsız kalmak, Türk milletinin gözünden kaçmamaktadır. Kurumun başında olanlar bir yana, kurumun hükmi şahsiyetini hiçbir yetkilinin yıpratma hakkı olamaz. Israrlı duyarsızlık, kasta varacak kadar yinelendiğinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir Cumhuriyet kurumu olarak Türk halkı nezdindeki saygınlığı zarar görecektir. Bu zarardan ilk nasibini alacak olan da sorumlulardır. Diyanet İşleri Başkanlığı saygın bir kurumdur ve gayri milli keyfiliği ve sorumsuzluğu kaldırmaz.

19 Mayıs bayramımızı kutlamamak, sırasıyla, kutlanmasına duyarsız kalan sorumluların, sonra kurumun ve nihayet dinin saygınlığını ve halk gözünde ağırlığını yitirmesine neden olmaktadır. “Deizm, ateizm ve agnostizim aldı başını gidiyor” diye yakınan Diyanet, önce kendisine çeki düzen verip nedenini Türk halkının hassasiyetlerine ne denli saygı gösterip göstermediğinde aramalıdır.

Her görüşten dindar insanların cami gibi kutsal bir mekânda, hutbede bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hem de kendi kurduğu Diyanet’in en üst yetkilisi tarafından lanet okunmasını hoş gördüklerini, bundan keyif aldıklarını düşünmek, en hafifinden cahilliktir.

Benim Diyanet İşleri Başkanlığına ve Başkanına tavsiyem şudur:

Hutbe okurken ve çeşitli vesilelerle,  milli bayramları ve Cumhuriyeti Türk milletine armağan eden Atatürk’e lanet okumuş olmaktan dolayı duyulan bir utanma ve mahcubiyet duygusu varsa,  bu vahim yanlışı düzeltmenin yolu vardır: Başta Ayasofya olmak üzere Türkiye’nin bütün camilerinde dini ve milli bayramlarda Mustafa Kemal Atatürk’ten özür dilenmeli; dualar edilmelidir. Bu özür ve duayı her yıl tekrarlayarak ne büyük saygısızlık ve haksızlık edildiği itiraf edilmelidir.

İşte bütün bunlardan sonra 19 Mayıs ve diğer milli bayramlarımızı gönül rahatlığıyla kutlayabilirsiniz. Ruhunuzu arıtmadan, hiçbir bayram coşku ve heyecan vermez.

Sayın Erbaş, bilirsiniz, nasıl ki dinimizde tövbe kapıları açıktır; insanlardan özür dileme kapıları da öyle açıktır. Hele Türk ulusunun büyüğü Atatürk’ten özür dilemeniz, manevi şahsına saygıdan dolayı size sevap kazandıracağı gibi, Türk Milleti nazarında saygınlığınızı artıracaktır.

Atatürk’ten özür dilemeniz, onu şahs-ı manevisinde bütün Türk milletinden özür dilemeniz demektir. Çünkü Türk milleti adına o mevkide bulunuyorsunuz.

Diyanet, bayramlar arasında ayırım yapamaz

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 1 ay önce

    Son cümlenize cevap veriyorum.Bende bu asil milletin bir ferdi olarak diyorum ki bu şahıs beni temsilen orada durmuyor,saray zihniyetini temsil ediyor,o zihniyetin nasıl bir zihniyet olduğuda herkesçe malumdur.Cumhuriyet olmasa idi ancak kayıkçı olabilecek kişi en yüksek makamlara gelebiliyorken hala da cumhuriyeti kuran iradeye düşmanlık ederller.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!