Muhsin Türkseven yazdı…
Donald Trump’ın eski Ortadoğu danışmanı Dr. Walid Phares (Velid Fares), İsrail’in Maariv gazetesinin podcastinde öyle şeyler söyledi ki, yıllardır “komplo teorisi” denilerek üzeri kapatılan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) aslında nasıl adım adım uygulandığını açık etti.
(Fares’te Tom Barrack gibi Lübnanlı-Amerikalı bir siyasi danışman. Maruni bir Hıristiyan olan Phares, 1980’lerde Lübnan İç Savaşı sırasında Lübnan’daki Sosyal Demokrat Parti’nin başkanlığını yaptı)
Fares, “Esad rejimini deviren aslında İsrail’di; İdlib’deki cihatçılar değil. İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırıları, Suriye’de İran ile Lübnan arasındaki ekseni kesti ve rejimi deviren de bu oldu” diyerek bütün taşları yerine oturttu. Bu itiraf, Suriye’deki iç savaşın salt bir iç dinamik değil, bölgesel ve küresel mühendislik ürünü olduğunun kanıtıdır.
Hatırlayalım: 2011’den itibaren, Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan, Esad’sız bir Suriye için Washington’un kapılarını aşındırdı. Suriye’yi Esad’dan kurtarmak ümmetin ve Türk milletinin bir ülküsü haline getirerek yoğun bir çaba içine girdiler. Beyaz Saray’da Obama yönetimini ikna etmeye uğraştılar.
Şu anda gelinen aşamaya bakıyorsun; akla ilk gelen düşünce, sanki o ekip ta o zamanlarda Türkiye’nin milli çıkarlarını değil, maalesef küresel projelerin dayatmalarını taşımışlar sanki..!
Sonuç ortada: ülkemiz milyonlarca sığınmacının yükü altında, sınırlarımız delik deşik, güneyimizde terör devleti inşâsı sürüyor. Suriye’de bu parçalanmışlığın tüm olumsuzlukları ülke olarak üstümüze başımıza sıçrıyor hâlâ…
Bugün dönüp baktığımızda sormak gerekmez mi? Aklı başında bir devlet, burnunun dibinde parçalanmış, her türlü dış müdahaleye açık bir bataklık ister mi? Ama Davutoğlu ve Fidan gibiler, kendi vizyonlarını devletin vizyonu sanıp Türkiye’yi bir maceraya sürüklediler.
Diğer yandan, Fares’in Gazze’ye dair sözleri de en az Suriye kadar çarpıcı: “Trump’ın emlakçı olduğunu unutmayın. Burası artık rehabilite edilemeyecek bir bölge. Nüfus başka yerlere olacak” diyerek, “nüfus mühendisliği” itirafında bulundu. Yani Filistin meselesi bile bir taşınmaz pazarlığına indirgeniyor.
Kürt devleti meselesinde ise, “Kuzey Irak ve kuzeydoğu Suriye’de iki Kürt oluşumu var. Her halk kendi kaderini tayin etmeli” diyerek, PKK/PYD’nin meşrûiyet arayışına açık destek veriyor. Bu da BOP haritalarının hâlâ masada olduğunu gösteriyor.
Bugün İsrail, Hizbullah ve İran eksenini kesmeye yönelik saldırılarıyla Suriye rejiminin çözülmesini hızlandırdı. Kendi güvenliği için bölgeyi ateşe vermekte tereddüt etmiyor.
Türkiye’ye gelince… 2011’de “komşuda demokrasi” hevesiyle girilen yol, bugün devletimizin bekâ sorununa dönüşmüş durumda. Milyonlarca sığınmacı, Suriye’nin kuzeyinde terör yapılanmaları ve içeride ağır toplumsal maliyetler…
Velid Fares’in itirafları gösteriyor ki, Esadsız ama parçalanmış bir Suriye projesi/planı, yalnızca İsrail’in ve Batı’nın işine yaradı.
Tüm yaşanmışlıklara ve hâlâ yaşanılanlara bakarak tekrar sorduğum “Türkiye ise bu projede nerede?” sorusunun cevabını sizlere bırakıyorum…
Bugün hâlâ “milli duruşa dönmek gerekir” demek belki doğru ama samimi olalım: ne Türkiye’yi yöneten kadrolar bu projeleri terk edebilecek durumda, ne de varsa eğer “devlet aklı” geçmişte yapılan hataları telafi edecek cesarete sahip…
Bu milletin ferasetli kesimi, Davutoğlu–Fidan misyonları startıyla başlatılan sürecin açtığı yaraların, bugünkü iktidarın sessizliğiyle derinleştiğini görüyor.
Hesap sorulmadan, yapılan hataların bedeli ortaya konulmadan gerçek bir milli duruş mümkün değildir. Aksi halde Türkiye, başkalarının yazdığı senaryoların figüranı olmaya devam edecektir. Dikkat edin aynı isimler ve onların çizgisindeki siyasi-bürokratik ekipleri, Türkiye’de “Kürt Açılımı” ve “Çözüm Süreci” gibi süreçlerin de mimarlarındandır!
Hülasa bağıra çağıra telin ettiğimiz, “küresel haydut” kategorisindeki devletlerle; aynı hamamda, aynı kurnadan, aynı tasla su içerek siyasette ikbal arayan siyasi figürlerin yönettiği bir ülke vizyonundan fazla bir şey beklememek lazım. Gönül isterdi ki “kaideli devlet” bu sorumlulardan hesap sorsun, yapılan hataların bedeli ödetilsin; lakin o da mümkün değil gibi gözüküyor.
Hesap sorma işi tarihe, tarihe ve tarihçilere bedel ödetme işi de Ahiret’te Allah’a kaldı!