Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Charlie Chaplin sessiz sinemasını tanımlarken, aynı zamanda yabancılaşmaya, kapitalizme, emperyalizme ve Nazizm dâhil her türlü kötücül akıma karşı bir manifesto yayınlıyordu.
DÜNYA ABD’DEN İBARET DEĞİL, İRAN’A YAPTIKLARINI KÜBA’YA DA YAPMAYA ÇALIŞACAKLAR
”Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak! Ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir. Ve dünya Amerika’dan ibaret değil.”
Bugün İran’a, dün Venezuela’ya yapılanlar, yarın Küba’ya yapılacakların habercisi… Trump ve yönetici sınıfı dünyayı ABD’den ibaret sayıyor.
Hitler’in 2.Dünya Savaşı’ndan önce yaptığı gibi sonu olmayan bir dünya hâkimiyetinin peşinden koşuyorlar. Kaybedecekler; çünkü Chaplin’in sözlerinde anlamını bulduğu gibi dünya Amerika’dan ibaret değil.
Hitler’in Nazizmi ile İtalya’da ortaya çıkan Faşizm kendi yönetim anlayışları ile Trump ve benzeri iktidarlardan ayrılıyorlar ve her işgalci ya da baskıcı hükümeti faşist olarak nitelemek kadar siyaset biliminin dışında kalan bir yaklaşım olamaz; solcu olmayı liberallikle karıştıran tipler bunu çok yapıyorlar. Karşıt gördükleri herşeyi faşist olarak niteleyerek, Faşizmi yüceltiyorlar, bilinçaltında yenilmez bir faşizm imgesi oluşturuyorlar.
TRUMP DÜNYANIN GÖZYAŞI, CHARLIE CHAPLIN DÜNYANIN TEBESSÜMÜ
Trump’a faşist denemez, ama pratikte Hitler ve Mussolini gibi insanlığın karşısına düştüğü, insanlık karşıtı olduğu su götürmez bir gerçek.
Hitler ve Trump dünyanın gözyaşı, Charlie Chaplin dünyanın tebessümü…
Charli sayısız tehdide karşın insanlığın sesi olmaya kararlıydı. ”The Great Dictator (Büyük Diktatör)” filmini çekti.
”Nazilerin safkan ırka ilişkin mistik düşünceleri ile dalga geçmeye kararlıydım.”
Büyük Diktatör döneminin çok önünde, olağanüstü bir hiciv filmiydi. Hitler’in toplama kamplarında yaptıklarının henüz duyulmadığı dönemde, masum insanları topluca katleden Nazileri insanlıktan çıkmış, kalp ve beyinleri makineden yapılmış varlıklar olarak tasvir ediyor olması filmin tarihî ve estetik olarak olağanüstü niteliğini ortaya koydu.
”Filmi yargılayacak merci halktır ve onlar bilinçli şekilde bunu yapmasalar da yargılarında hep haklıdırlar.”
Büyük Diktatörün final konuşmasında tam olarak bugünkü Trump’ı tarif ediyor: ”Zalimler halka barış ve çalışma şansı sözü vererek iktidara geldi. Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiçbir zaman tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini kurtarır, ama halkı köle gibi kullanırlar. Artık dünyanın özgürlüğü için savaşalım, hırstan, nefret ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındıralım. Sağduyulu bir dünya için savaşalım, bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa götüreceği bir dünya için savaşalım. Askerler, demokrasi adına birleşelim!”
Anıtsal bir final konuşması; Chaplin bugünkü dünya düzenini tasvir ediyor: bir tarafta Atlantik düzeni, Trump’ın insanlık dışı Epstein koalisyonu, masumların, çocukların kanına giriyor; diğer tarafta insanlık cephesi sağduyudan, barış ve halkın eşitlik taleplerinden bahsediyor.
İspanya başbakanı Pedro Sánchez ”ABD’nin İran’a yaptığı bir saldırıdır, hukukî ve meşruiyeti olmayan bir saldırı… Biz halkın mutluluğu ve yaşama koşulları için mücadele ediyoruz. Halkı kötü şartlara sürüklemek bir demokratik yönetim biçimi olamaz. İspanya’nın tavrı net: Biz savaşın tarafı olmayacağız” dedi. Sevilla ve Cadiz’deki NATO üstlerini İran’a saldırı için ABD’ye açmayacaklarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ifade etti. Bunun üzerine İtalyan hükümeti de ABD’ye üslerini kapattı.
İNEBAHTI’DAKİ HAÇLI BİRLİĞİ, 21. YÜZYILDAKİ EMPERYALİST ATLANTİK DÜZENİNDE ARTIK İŞLEMİYOR
İspanyol parlamenterlerin ABD’nin İran’a yönelik haksız, hukuksuz saldırısına tutarlı biçimde tepki gösteriyor olması Türkiye’de sevinçle karşılandı. Bir anda büyük bir Türk İspanyol dostluğu yeşerdi.
İki Akdeniz ülkesi 21. yüzyılda elbette, 1571’deki İnebahtı ya da Lepanto deniz savaşını üzerinden bir karşıtlık tartışması yapmayacaktı. Zaten karşılıklı sempati duygusu ile ilerleyen ilişkiler, İspanyol hükümeti ve halkının büyük çoğunluğu tarafından ortaya konulan tutarlı ABD-İsrail koalisyonu karşıtlığı ve tabii ki Gazze’deki katliamlara yüksek sesle tepki gösteriyor olmasından dolayı doruk noktasına ulaştı.
Bu gerçek bize İnebahtı’daki Haçlı Hıristiyan Birliği ile Türk Müslüman karşıtlığı üzerinden kurulan bir dünyanın Atlantikçi emperyalist düzen tarafından 21. yüzyılda işletilemediğini gösteriyor.
Türk-İspanyol dostluğuna bu açıdan bakmak gerekiyor. Kendini muhalif olarak tanımlayan kanallarda bile işin popülizm tarafı ön plana çıkartılıyor. Tek kelime İspanyolca bilmeyen ”spiker, sunucu” önceden birisinin dikte ettirip çalıştırdığı İspanyolca cümleyi önündeki prompterden okumaya çalışıyor; böylece dünya ölçeğinde ”popülarite” hayali kuruyor.
Ne var ki yayın politikasında İran rejimini eleştirerek gizliden Amerikancılık yapıyorlar, ulusal bilincini kaybetmiş tipleri ekrana çıkartarak siyonizm propagandası yaptırtıyorlar.
İSPANYA BİR POPÜLER KÜLTÜR MESELESİ DEĞİL, POLİTİK ÇÖZÜM VE SEÇENEKLER MESELESİDİR
İspanya’da yaşamış, hâlen İspanyollar ile çalışan ve onlarca İspanyol arkadaşa sahip birisi olarak elbette oluşan bu sevgi bağından çok memnunum, ancak İspanya konusunun popülizmin sabun köpüğü gibi bir anda belirip, kaybolan bir etkiye sahip olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Politik planda ulaşılması gereken çok önemli sonuçlar var: 1- Sánchez’in başbakanlığındaki sosyalist hükümet partisi, bütünüyle kapitalist sistemden kopuşu amaçlamıyor olsa da, sosyalizmin halk ve dünya barışından yana özelliğini temsil ediyor. 2. Bu hâliyle ABD’nin hâlen doğal müttefiki olan Avrupa Birliği içerisinde bir bölünmeyi sağlıyor. Fransa ve Almanya ile cephe cepheye geldiler. 3- AB’deki sert fay kırılmaları, Türkiye’nin uluslararası alanda güvende kalmasını sağlayacak çok kutuplu dünyaya hizmet eder. 4- Türkiye’nin ittifak seçeneklerini arttırır.
ABD-İsrail’in İran’a saldırısının 12 gün savaşlarında olduğu gibi kısa süreceği yönündeki, öngörü gerçeğe dönüşmüyor.
Savaş bölge ve dünyayı tehdit etmeyi sürdürecek. İran’ı teslim alamazlar. Ama Epstein bağlantılı İsrail-Trump pedofili koalisyonu geri adım atamaz; yenilgiye kadar her yolu deneyecekler. Şimdi bir kara hârekatı için ayrılıkçı Kürt grupları örgütlemeye çalışıyorlar.
Barzani bağımsız Kürt devleti konusunda garanti istiyor. Ama Kürt gruplar parçalara ayrılmış durumda, İslamcısı, aşırı milliyetçi olanı ve Musevi kökenliler…
KARA HÂREKATI, VEKİL KÜRT AYRILIKÇILAR, ABD MİLLİYETÇİLİĞİ…
İran’da faaliyet gösteren PKK bağlantılı PJAK, İsrail ve ABD’nin İran’daki katliam ve saldırıları sürerken, İran’ı “Ortadoğu’da kaosun kaynağı ve dünya güvenliği için tehdit” ilân etti, İran’a yönelik saldırıya ilişkin ise “tarihi fırsat” dedi.
İran Devrim Muhafızları ise bu türden bir kalkışmayı füzelerle ezeceğini söyledi.
Ortadoğu’da ayrılıkçı Kürt meselesi bir eşkenarlı üçgen, neresinden bakarsanız aynı açıyı gösteriyor: İsrail kontrolünde bir kukla Kürdistan devleti… Buna ne Türkiye ne de İran izin verecektir. Bundan ötürü ABD-İsrail koalisyonu şu anda İran’daki Azerbaycan kökenli Türkleri, hatta Türkmenleri İran devletine karşı kışkırtmayı planlıyor.
Azerbaycan, Nahçıvan Havalimanı ve Hatay’a düşen NATO hava savunma füzesi parçaları üzerinden yaratılan manipülasyonun amacı, ayrılıkçı Kürtler olmazsa kara harekâtına Türkleri vekil etmekten planının uzantısı…
AZERBAYCAN KÖKENLİ TÜRKLER VE TÜRKMENLER İRAN’IN ASLİ UNSURU, İRAN SAVUNMASININ ESAS PARÇASI
İran’da 30 ile 40 milyon arası Azerbaycan Türk’ü var. 5 milyon Türkmen var. CIA ve Mossad’ın amacı Türkleri, İran’a karşı kışkırtmak, bunun için provokasyona başladılar. Aliyev’in İran sınırında ordusunu savaş pozisyonuna sokması tarihî bir yanlış. İran, ”füzeleri biz atmadık” açıklaması yaptı.
İran’daki Türkler İran devletine bağlı, dinî ya da mezhepsel referanslardan hoşlanmıyorum; ama bir durum tespiti yapmak gerekiyor; oradaki Türklerin de Şiî olması savaş durumunda bütünleştirici bir etken…
Hem Farslar hem de Türkler şiî mezhebinden. Bundan daha önemlisi oradaki Türkler, en az Farslar kadar İran devleti ve ülkesinin sahibi…
Gazneliler, Büyük Selçuklular, Harzemşahlar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Afşarlar ve Kaçarlar, İran’da kurulan Türk devletleri; Fars coğrafyası yüzyıllarca Türkler tarafından yönetildi.
Türkiye’de kendini Turancı olarak tanımlayan bazı çevrelerin, ABD-İsrail’in İran’ı parçalamasının, bölgedeki Türkler ile birleşmeyi doğuracağı yönündeki propagandası, ülkemiz için gerçek anlamda bir tehdit.
İran’daki Türklerin İran’ı bölmesini propaganda etmek, Türkiye’deki Kürtlerin ayrı devlet kurmasını kabul etmek anlamına gelir.
Bu türden bir milliyetçilik olamaz. Bu yaklaşım olsa olsa bir ABD milliyetçiliğidir.
Türkiye’nin bütünlüğü İran’a, İran’ınki Türkiye’ye bağlıdır. Türkiye’nin yeri direnen İran’ın yanıdır. Bu savaşı İran ve insanlık cephesi kazanacak.
Çünkü dünya ABD’den ibaret değil…