Emperyalizmin ırkçı tıp anlayışı

Dr. Ceyhun Balcı yazdı

Emperyalizmin ırkçı tıp anlayışı

Bağlantıdaki haberi okuyunca “Batı Cephesinde yeni bir şey yok” demekten alamadım kendimi. Doğrusunu isterseniz hiç şaşırmadım.[1]

Batı emperyalizminin ırkçı tıp anlayışının izlerini Sanayi Devrimi’nden başlayarak sürebiliriz. Sanayi Devrimi’yle birlikte kendisini gösteren uzaklara ilgiyi emperyalizmle de özdeşleştirmek olasıdır. Sömürgecilik olarak da gelişen bu süreçte emperyal ülkelerin fatihleri çok uzaklarda farklı insan öbekleriyle karşılaştılar. Gelişmişlik bakımından kendilerinden geride olan bu insan öbeklerinin zaman içinde ortadan kaldırılması gereği doğdu. Bu silahla yapıldığı gibi tek kurşun atmaksızın mikroplar aracılığıyla da başarıldı.

Emperyal ülkelerde hızla gelişen bilim bu konuya da ilgisiz kalmadı. Canlılar sınıflanırken insanlar da sınıflandı. Irk hiyerarşisinin oluşumu tam da bu döneme rastlar.

Charles Darwin’in Evrim Kuramı’nı ortaya atması sonrasında insanları ırklara ayırarak üstün/aşağı sınıflamasını egemen kılmaya çalışanlar için Darwin Kuramı can simidi oldu. Her ne kadar Charles Darwin’in kendisinden kaynaklanmasa da Darwin adı Sosyal terimiyle birleştirilerek insanların ayrıştırılması yolunda adımlar atıldı. Bu noktada Herbert Spencer adını bir kenara not etmekle yetinelim. Spencer’ın Sosyal Darwincilik kuramı biyolojik tanımdaki uygun olanın sağkalımından yola çıkarak güçlünün sağkalımı üzerinde yükseldi.

                  Francis Galton (1822-1911)[2]

Herbert Spencer (1820-1903)[3]

Beyaz, ya da ırklar hiyerarşisini ortaya atanların deyişiyle Kafkasyalı deri rengi farklı olanlardan daha üstün olarak tanımlanmıştır.

İlerleyen süreçte fatihlerin eriştiği yerlerdeki yerli halkların emperyal ülke topraklarına ulaşması söz konusu oldu. Bu durumda emperyalde gelişen kaygı kendi üstün ırkının saflığının bozulmasıydı. Irk saflığını korumak amacıyla ırk karışımının önüne geçilmesi düşünceleri seslendirilmeye başladı.

Charles Darwin’in kuzeni de olan Francis Galton’un dağarcığımıza kazandırdığı ÖJENİK kavramıyla tanışmamız da az önce özetlediğimiz gelişmelerin bir sonucu olarak algılanmalıdır.

Öjenikle birlikte ırk ayrımcılığının bilimsel bir temele oturtulması çabaları güç kazanmaya başlamıştır. Daha açık söylemek gerekirse tıp alanına da yansıyan ırkçılığın bilimsel dayanaklara kavuşturulması temel amaç olmuştur.

Fransa’da Hipokrat Andı içmiş hekim unvanı taşıyanların ağzından çıkanların içinde bulunduğumuz çağda pek çok kişide dehşet yaratmış olması olağandır. Ancak, emperyalizmin ırkçı tıp anlayışının tarihini biraz olsun bilenlerin buna şaşırmaması da bir o kadar olağandır.

İngiltere’de doğan öjenik iki savaş arasında ABD’de uygulama alanı buldu. Kısırlaştırma ve ırk karışımını önleme amaçlı evlilik yasaklarına varan bir dizi OLUMSUZ ÖJENİK uygulaması ABD eyaletlerinde yasal düzenlemeler desteğinde hız kazandı.

                         Öjenik Cumhuriyeti : ABD[4]

Bu arada, ABD-Almanya ilişkileri üzerinden uygulamaların Almanya’ya aktarılması söz konusu oldu. Nazi Almanyası’ndaki pek çok uygulama ABD  vakıflarının (Carnegie ve Rockefeller) desteğini aldı. Toplama kamplarında yaşam sonlandırmaya varan uygulamaların da öjenik temelli gerekçeleri olduğu hiç unutulmamalı.

Nazi Doktorları[5]

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’ndaki uygulamalarla yeterince kirlenen ve sicili bozulan öjenik adını değiştirerek varlığını ve etkinliğini sürdürdü. Genetik kavramının arkasına saklanan öjenik ruhu böylece koruma altına alınmış oldu.

Batı tıp ortamında Nazi Almanyası’nı aratmayacak, vahşet düzeyinde uygulamalar hiç de eksik olmadı.

Birkaç örnek vermek gerekirse!

İlki Tuskegee Deneyleri oarak bilinir. Çalışmanın tam adı : “Siyahi Erkeklerde Tedavi Edilmemiş Frengi Tuskegee Çalışması”[6]

 

Tuskegee Deneyleri [7]

Bu çalışmada frengi hastası 399 kişi çalışmaya eklenirken 201 frengisiz birey kontrol grubu olarak alındı. Çalışmanın başladığı tarihte yeni bulunmuş olan ve 1945’te frengi tedavisi için d kabul edilen penisilin tıpta yerini alırken bu çalışmada yer alan hastalar bu önemli tedavi aracından yoksun bırakıldılar.

Etik olarak kabul edilemez bu çalışmanın sonlandırılabilmesi ancak 1972’de olası olmuştur. Çalışmanın Amerikan Halk Sağlığı Kurumu’nca yürütüldüğünü unutmamakta yarar var.

Bir diğer ırkçı tıp uygulaması Guatemala kaynaklıdır. Amerikalı hekimlerin yönetim ve denetimindeki çalışmanın başına Dr John Cutler atanmıştır. Sayıları 1308’e varan tutuklu/hükümlü, asker ve akıl hastanelerinden toplananlara herhangi bir bilgi verme gereği duyulmaksızın cinsel yolla bulaşan hastalıklar enjeksiyon yoluyla bulaştırılmıştır.[8] Hem etik hem akademik açıdan kabul edilemez bir çalışmadır. Bir önemli ayrıntı daha! Guatemala çalışmasının başlatıldığı 1946’da Nazi doktorları Nürnberg’de yargıç karşısına çıkmaktaydı.

Yakın zamanda edinilmiş bir ilâç deneyine de değinmekte yarar var. Dünyaca ünlü bir ilâç devi de tıpkı bugün Fransızların düşündüğü gibi yeni kullanıma sunmayı düşündüğü  ilacı Nijerya’da değersiz siyahiler üzerinde denemeyi tasarlamıştı. Hoyratlık ve vicdansızlık pek çok ölüme neden oldu. Ödence davaları yakın zamana dek sürdü.[9]

Ülkemizde de futbol oynamış, ter dökmüş Drogba başta olmak üzere eski futbolcuların tepkisi son derece anlamlı ve değerlidir. Hem etik ve insani olmayan bir eylem girişimini dikkatimize sundukları için. Hem de emperyalizmin ırkçı tıp anlayışının günümüzde de hız kesmeksizin varlığının altını bir kez daha çizmemize fırsat verdikleri için.

[1] https://veryansintv.com/drogbadan-asi-tepkisi-afrika-bir-test-laboratuvari-degildir/

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Francis_Galton

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Herbert_Spence

[4] https://www.amazon.com/Century-Eugenics-America-Experiment-Humanities-ebook/dp/B006W42M04

[5] https://www.indiebound.org/book/9780465093397

[6] https://www.cdc.gov/tuskegee/timeline.htm

[7] https://www.amazon.com/Forty-Years-Medical-Racism-Experiments/dp/1590184866

[8] https://www.nature.com/news/human-experiments-first-do-harm-1.9980

[9] https://www.theguardian.com/world/2011/aug/11/pfizer-nigeria-meningitis-drug-compensation