Erdoğan’ın 10 Kasım konuşması ve Atatürkçüler

Mustafa Solak yazdı

Erdoğan’ın 10 Kasım konuşması ve Atatürkçüler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 Kasım’da Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazmıştı:

“Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ahirete irtihalinin 81’inci yıldönümünde bir kez daha rahmetle yad ediyoruz. Merhum Atatürk ve silah arkadaşları ile bin yıldır bu toprakları bizlere vatan yapmak için mücadele eden tüm şehitlerimizin ve gazilerimizin aziz hatıraları milletimizin kalbinde hep yaşayacaktır. Kendisinin emaneti olarak Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmak, geliştirmek, güçlendirmek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Ruhu şad olsun.”[1]

ERDOĞAN’IN ATATÜRK’LE BULUŞMASI

Şimdiye kadar Gazi Mustafa Kemal demeyi tercih eden Erdoğan’ın Atatürk demesi yeni bir gelişme.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 81’inci yılı dolayısıyla düzenlenen Atatürk’ü Anma Töreni’nde de “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” ifadesini tekrarladı.  Burada yaptığı konuşmada Atatürk üzerinden tartışma yapılmasına karşı çıkan şu ifadeleri önemlidir:

“Her fani gibi Atatürk’ün yaptığı işlerin de eksikleri, fazlaları olabilir. Bunlar işin ehli kişiler tarafından konuşulabilir, tartışılabilir ama bu durum tarihi bir şahsiyet olarak kendisinin milletimizin gönlündeki yerine asla halel getirmez. Milli mücadelenin başlangıcının 100’üncü, Gazi’nin ebediyete irtihalinin 81’inci yıl dönümünde hala bu konuları konuşmamız üzüntü vericidir. Atatürk’e ve Cumhuriyetimize yapılacak en büyük katkı ülkemizin içinden geçtiği şu kritik dönemde birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize, özellikle de 2023 hedeflerimize sıkı sıkıya sahip çıkmaktır.”

Tarihi bir şahsiyet olarak kendisinin milletimizin gönlündeki yerine asla halel getirmeyeceğine dair sözü önemlidir. Zira, bu sözler Atatürkçülere değil, İslamcı kesimdeki Atatürk düşmanlığına yöneliktir.

Dahası milleti birleştirmeye yönelik Atatürk’ün sözüne başvuruyor:

“Türkiye’nin geçtiği tarihi süreçte iktidarıyla, muhalefetiyle, bilaistisna her kesimden insanımızla ne yapmamız gerektiğini Gazi Mustafa Kemal’in şu sözü gayet güzel açıklıyor, ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.’ Evet bugün ülkemizdeki hiçbir bireyin sadece kendi çıkarını, kendi hesabını, kendi kârını düşünme lüksü yoktur. Hep birlikte önce ülkemizin bu cendereden güçlenerek çıkması, ardından da hedeflerine ulaşması için çalışmamız gerekiyor…Türkiye’nin asıl gücü, ne topudur, ne tüfeğidir, ne süngüsüdür. Türkiye’nin asıl gücü şu insanımızın birliği, beraberliği, kardeşliğidir ve bundan kaynaklanan cesaretidir.”

Atatürk, milleti birleştiren bir güç olarak öne çıkarılmaktadır. Dahası Erdoğan, milleti kendi içinde bölmek, çatıştırmak, birbirine kırdırmak için her yolu deneyenlerin bunu başaramadığını dile getirdi.

ESKİNİN TORTULARI VAR

Bunları dedikten sonra Erdoğan’ın Atatürk’ü, askerlikten istifa ettikten sonra dahi Osmanlı subayı olarak görmeye devam ediyor ve şunları da belirtiyor:

“Cumhuriyetimizi, Osmanlı’dan kurtarabildiğimiz miras üzerinde kurduk. O olmasa, kök olmazsa, ağaç olur mu? Olmaz. Onun üzerinde yükseldik. Bu mirasa sadece topraklarımız değil, kurumlarımız da, geleneklerimiz de dahildir. Gazi Mustafa Kemal, Samsun’a, bir Osmanlı subayı olarak çıkmış, Ankara’daki Meclis’i yine Osmanlı adına faaliyete geçirmiştir. Cumhuriyetin inşası da Osmanlı’dan devralınan mevcut idari sistem üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu hakikatler, apaçık ortadayken sürekli olarak Osmanlı’ya hakareti ve aşağılamayı bir siyaset tarzı haline getirmek ya cehalettir ya gaflettir ya da art niyettir.”

Nasıl ki Atatürk’ü milleti birleştiren bir güç olarak öne çıkarmak için kendi tabanından bir kısım insanın Gül, Babacan, Davutoğlu tarafına kaymasını önlemek için Atatürk’ün, Osmanlı paşası olduğu iddiasıyla Osmanlı-Atatürk, Osmanlı-Cumhuriyet karşıtlığının önüne geçmek istiyor olabilir. Danışmanlarının yanlış yönlendirmesiyle tarihi bir gerçeklik olarak bunu öne sürme olasılığını daha düşük görüyorum. Erdoğan, tarihi değil siyasi bir tavır alıyor. Zira Atatürk’ün önemini vurguladıktan sonra hemen bu Osmanlı-Cumhuriyet devamlılığına ilişkin bu sözleri söylemesi, İslamcı kesimden gelecek tepkileri azaltmaya, tabanını etrafında tutmaya yöneliktir.

Bu iddiamı pekiştiren bir başka husus da 10 Kasım’a dair konuşmada pek de yer almaması gereken harf devrimine ilişkin sözleridir. İslamcı kesimden gelecek basıncı azaltmak için Atatürk’ün Osmanlı subayı olduğuna ilişkin sözü yeterli olmamış ki “Osmanlı’da okuma yazma oranının nüfusun yarısından fazla” olduğunu iddia etmektedir. Osmanlı’nın, Balkan Savaşları ile başlayan, 1. Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi ile devam eden süreçte okur-yazar nüfusunun büyük kısmını kaybettiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

“Özellikle erkek nüfusun önemli bir kısmı şehit oldu. Çanakkale’yi düşünün. ‘Kınalı kuzular’ diyoruz ya, kınalı kuzuları biz orada kaybetmedik mi? Orada kaybettik. Bunlar sıradan işler değil. Toplam nüfusumuzun bir kısmı da sınırlarımız dışında kaldı. Bir de buna Cumhuriyet’le birlikte gerçekleştirilen Harf Devrimi ile adeta her şeyin sıfırlandığını eklediğimizde elbette ülkemiz okuma yazma oranın çok düşük olduğu bir dönem yaşadı. Bunu Osmanlı’ya yüklemek tam anlamıyla bir bühtandır. Nitekim zaman içerisinde Türkiye yüzde yüzlük bir okur-yazar seviyesine ulaşmıştır.”[2]

Elbette tarihi gerçek bu değil. Cumhuriyet kurulduğunda okur-yazarlık % 4’tü ve bir gecede her şey sıfırlanmadı. Zamanla yüzde yüzlük bir okur-yazar seviyesine ulaşıldığını belirtmesi de her şeyin sıfırlanmadığının kendi diliyle ifadesidir.

TÜRK MİLLETİ ATATÜRK’TE BİRLEŞİYOR

Özetle şunu diyebiliriz ki; emperyalizme karşı mücadele arttıkça Atatürk, milletimizin daha geniş kesimince sahiplenilmektedir. Erdoğan da ABD’nin hedefinde olduğunu ve eski gücünü korumadığını bilmekte; bu da Atatürk üzerinden kutuplaşmaya yönelik davranışların önüne geçmesini sağlamaktadır.

Mesele Erdoğan’ın bunu hangi gerekçeyle yaptığı değil, Atatürk’ün önemini görmesidir. Yapılması gereken Atatürk’ün milleti birleştirmedeki rolünü her kesime ve elbette iktidara anlatmaktır.

Diğer yandan muhalefetin Atatürk’ün önemini kavramaktan uzaklaştığını belirtmek de gerekir. Türkiye, devletiyle, ordusuyla, milletiyle topyekûn ABD’yle karşı karşıya gelmiş ve milli birliği, dolayısıyla Atatürk’ün önemi artmışken ne yapıyorlar?

Atatürk’ün, Milliyetçilik ilkesine bir kısım Atatürkçü veya Atatürkçülere seslenen aydın, yazar “ırkçılık” diye bakıyor. Atatürkçü tabanın Milliyetçilik ilkesine soğuk bakan yazarlara tepki mi gösteriyorlar?

Atatürk’ün tam bağımsızlıkçılığını mı anlatıyorlar yoksa “aman AB’den, ABD’den kopmayalım” mı diyorlar?

ATATÜRKÇÜLERİN REFERANSI TRUMP DEĞİL TÜRK MİLLETİ’DİR

Erdoğan’ın Trump ile görüşme sonrası Atatürkçü ve Atatürkçü kitleye seslenen gazete ve internet siteleri, Trump’ın Hilal Kaplan’a yönelik “gazeteci olduğunuza emin misiniz?” söylemini öne çıkardı. Kaplan, hükümete yakın bir yazar ve çeşitli yanlışlar yaptı. Buna tepkimizi de koyduk. Yarın bu tavrını sürdürürse yine koyarız da, meselemiz Kaplan’ın gazeteci olup olmadığı ve yandaşlığı mı yoksa Kaplan’ın Trump’a yönelik sözlerinin doğruluğu mu olmalı?

Kaplan, Trump’a YPG’nin lideri Mazlum Kobani’yi Beyaz Saray’a davet ettiniz. Ve bu kişi Türkiye’de en az 18 terörist saldırıdan sorumlu. Bu saldırılar 184 asker ve 48 sivilin ölümüne neden oldu. Bugünkü toplantıdan sonra hala onu çağırmayı düşünüyor musunuz? Böyle bir şey Türkiye toplumu için gücendirici ve kırıcı olur.” sorusunu yöneltmişti. Trump “çağırmayacağız” demedi. Kaplan sorusuyla ABD’ye Türk Milleti’nin tepkisini yansıtmıştı. Bunu kim sorarsa sorsun “doğru soru” demeyecek miyiz?

Kaplan, ABD’nin terörizm destekçiliğini dünya kamuoyuna bir kez daha göstererek yararlı bir iş yapmamış mıdır?

Trump, Kaplan’ı “Türk hükümeti için çalışmadığına emin misin?” diye yanıtlıyor. Bu durum hükümet üzerinden, ABD’nin Türkiye’yi hedef alması değil midir?

Neden işin bu yönü atlanır?

Bu söz, uyandırıcı olması gerekirdi ama Atatürkçü yayın mecramızın bir kısmı “yandaş” diye etiketlenip sözünün doğruluğu kenara atıldığı gibi bir de “Trump bile farkında gazeteci olmadığının, nasıl da yanıt verdi ama!” şeklinde Trump’ı referans aldı. Bu, ABD’nin yanında iktidarı yaylım ateşine tutmaktır ki Türkiye’ye zarar verir. Atatürk, İngilizin yanından Vahdettin’i, İstanbul Hükümetlerini eleştirmedi. “İngilizler nasıl da ağzının payını verdi!” şeklinde davranışı yoktur. Eleştirilerimizin referansı en büyük emperyalist devletin başkanı olmamalı.

İktidarı eleştirelim, uyaralım ama emperyalistlerin ağzından dalga geçmeye başlarsanız emperyalizmin yanına savrulursunuz. Trump’ın sözünü başlığa koyarak, milletin algısı ABD işbirliğine yöneltiliyor. Öyle değilse yaptıklarının böyle demek olduğu konusunda uyarayım.

Atatürkçülük, ne kadar yanlış olsa da iç meseleni emperyalizmin ağzıyla eleştirmek değildir. Atatürkçüler, yanlışı yapanı kendi milletine şikayet ederek düzeltmeye çalışır. Dayanacağı güç de referansı da Türk Milleti’dir.

[1] “Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Anıtkabir ziyareti sırasında konuştu”, 10.11.2019, erişim tarihi 10.11.2019, https://www.akparti.org.tr/haberler/cumhurbaskanimiz-erdogan-anitkabir-ziyareti-sirasinda-konustu-10-11-2019-10-21-27/

[2]“Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Tarafından Düzenlenen Anma Töreni’ne katıldı”, 10.11.2019, erişim tarihi 10.11.2019, https://www.akparti.org.tr/haberler/cumhurbaskanimiz-erdogan-ataturk-kultur-dil-ve-tarih-yuksek-kurumu-tarafindan-duzenlenen-anma-toreni-ne-katildi-10-11-2019-13-56-16/