MERVE DUMAN / VERYANSIN TV
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar, terör örgütü PKK’nın ‘fesih’ bildirisiyle ve sözde ‘silah bırakma’ töreniyle yeni bir boyut kazandı.
“Türk milleti” yerine “Türkiye halkı” ifadelerinin kullanıldığı bildiride “Kürt sorunu ancak ortak vatan ve eşit yurttaşlık temelinde çözülebilir” denilirken, siyaset dünyasında da benzer söylemler yankı buldu.
DEM Parti’nin sıkça dillendirdiği “eşit vatandaşlık/yurttaşlık” ve “ortak vatan” kavramlarına iktidar ve muhalefet kanadından da destek geldi.
‘Süreç’ tamamlanınca Türkiye’nin bambaşka bir ‘Türkiye’ olacağını öne süren AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birçok açıklamasında “eşit yurttaşlık” söylemine arka çıktı.
Açılımı başlatan Bahçeli de süreç içerisinde hem dikkatleri üzerine çeken hem de geçmiş açıklamalarıyla çelişen ifadelere imza attı. Bahçeli, bir yazısında, vatandaşlık tanımını “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes, eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir” sözleriyle yaptı. ‘Eşit yurttaşlık’ mesajı da içeren bu cümle, akıllara “Anayasa’nın 66. maddesinde bir değişikliğin sinyali mi?” sorusunu getirdi.
(Anayasa’nın 66. maddesi, “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklinde açık ve net bir ifadeye sahiptir.)
CHP lideri Özgür Özel ise önce “Kürtlere devletin sahibi olmayı” teklif eden sözleriyle siyaset gündemini sarstı, sonra “Bütün Kürtleri eşit vatandaş yapmayı, bu devleti onlara ait hissettirmeyi başaracak anlayış buradadır” diyerek tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu işaret etti.
İmamoğlu da aynı çizgide ilerleyip “Ateşkeslerin arkasında sosyal adalet, onurlu bir yaşam ve demokratik bir düzen olmazsa; temel haklar ve özgürlükler güvence altına alınmaz, eşit yurttaşlık ve toplumsal katılım sağlanmazsa, silahlar bir gün daha da yüksek sesle dönebilir” çıkışını yaptı.
Partilerin ‘kimlik siyaseti’ yarışı hız kazanırken terörist başı Abdullah Öcalan da sahneye çıktı. Öcalan, PKK’nın sözde fesih kongresine yolladığı manifestoda, niyetini açıkça dile getirip Anayasa’da “Kürt” kelimesinin olmamasını eleştirdi. “Hiçbir halk statüsüz olmaz. “Biz statüyü, demokratik toplum kurumlaşması olarak görüyoruz ki bunun yolu yasal ve anayasal hukuktur” ifadesini kullanan Öcalan, Kürtlere statü istedi. Bölücü elebaşı, hukuki reformların gerçekleşmemesi halinde çatışmaların yeniden başlayacağını söyledi.
Öcalan’ın “bütünsel hukuk” ve “demokratik entegrasyon” kavramlarını dillendirmesi üzerine, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “Demokratik entegrasyon, bir tarafın kendisini diğer tarafa tümüyle teslim etmesi değildir. Asimilasyon hiç değildir, tekçi ve inkarcı politikalara tek taraflı yatmak hiç değildir. Karşılıklı dönüşüm ve katılım esasına dayanarak ortak ve eşit yaşamı, eşit yurttaşlığı inşa etmektir. Bu yaşam çabasının garantisinin adı da bütüncül hukuktur” açıklamasında bulundu.
Süreci harlayan bir diğer çıkış ise Bahçeli’nin “Biri Kürt, diğeri Alevi cumhurbaşkanı yardımcısı olsun” önerisi oldu. Bu çıkışa yanıt veren DEM Partili Bakırhan, “Neden cumhurbaşkanı da Kürt olmasın?” diyerek el yükseltti.
‘EŞİT YURTTAŞLIK’ VE ‘ORTAK VATAN’ KAVRAMLARIYLA ASLINDA NE İSTENİYOR? PROF. DR. CANİKLİOĞLU ANLATTI…
Tüm bu gelişmeler üzerine Veryansın TV’ye konuşan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu, “eşit yurttaşlık” ve “ortak vatan” söylemlerinin ardındaki anlamları yorumladı. Caniklioğlu, bu ifadelerin “bir ihanet projesinin parçası” olabileceğine dikkat çekti.
PKK’ya destek veren çevrelerin federalizm ve bağımsızlık taleplerini “eşit yurttaşlık” söylemi üzerinden meşrulaştırmaya çalıştığını belirten Caniklioğlu, bu taleplerin uzun vadede Türkiye’nin üniter yapısının zayıflatılması riskini taşıdığına dikkat çekti.
Caniklioğlu, “Bu süreç Türkleri ikna, Kürtleri tatmin sürecidir” dedi ve asıl hedefin İsrail’in Anadolu topraklarında nüfuz edebileceği bir geniş alan yaratabilmek olduğunu belirtti.

‘ANAYASAMIZA EŞİT YURTTAŞLIK CUMHURİYETLE BİRLİKTE GELDİ’
Caniklioğlu’nun açıklamasının tamamı şu şekilde:
“Bizim Anayasamıza eşit yurttaşlık zaten Cumhuriyetle birlikte geldi. Eşit yurttaşlık modern devletlerde nedir? Devlete bağımlılığın hukuki bir statüsü vardır, buna da yurttaşlık denilir. Yurttaşlık, bir bireyi devletine birtakım hak, ödev ve sorumluluklarla bağlar. Devletini de yurttaşına karşı birtakım ödevlerle yükümlendirir. Biz buna ‘yurttaşlık hakları’, ‘yurttaşlık görevleri’ deriz.
Anayasa’nın 5. maddesine bakarsanız;’ kişinin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için önündeki bütün engelleri kaldırmak’ şeklinde genel bir devlete görevi yüklenmiştir. Anayasa’nın 11-12 maddesinden başlamak üzere devam eden maddeler olduğu gibi insan hak ve özgürlüklerine ayrılmıştır.
Burada kişilik hakları ve yurttaş hakları diye bir ayrım vardır. ‘Herkes’ diye başlayan şey birey haklarıdır ama ‘her Türk’ diye başlayan şey de yurttaş haklarıdır. Yurttaşlık hakları öyle bir şeydir ki, eşit yurttaşlıktan bahsediyorum, insan haklarından daha dar kapsamlı ama insan haklarına göre çok daha güvenceli bir hak kategorisidir.
‘ANAYASADA EŞİT YURTTAŞLIK DİYE BİR PROBLEM KALMAMIŞTIR’
Yuttaşlar; askere giderler, vergi verirler, devlete sadakat yükümlülükleri vardır. Bunu dışarıdan gelen herhangi bir turistten veya Türkiye’de bulunan herhangi bir misafirden bekleyemezsiniz. Başka devletler de bunu başka kişilerden bekleyemez. Fakat yurtaşlarından öncelikle bunu beklerler ama yurttaşa bunun karşılığını da sağlarlar. Örneğin; çalışma hakkı sadece yurttaşa ait bir haktır. Siyasi partilere katılma, dernek kurma gibi siyasi haklar sadece yurttaşa özgülenmiş haklardır. Yurt dışına gittiği zaman devletin diplomatik temsilciliklerine başvurabilme, onlardan himaye isteyebilme haklarının ve çıkarlarının korunması için onlardan destek isteyebilme yurttaşa özgülenmiş haklardır. Bu nedenle ‘Bir anlamda geniş, bir anlamda dar’ deriz biz yurttaşlık haklarına.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasası der ki; ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.’ Eşit yurttaşlık hakkının en temel göstergesi bu maddedir. Kanun karşısında eşit olmak ve kanun karşısında eşitliği sağlayan bir anayasada zaten ‘eşit yurttaşlık’ diye bir problem kalmamıştır.
‘TÜRKİYE, EŞİT YURTTAŞLIK KONUSUNDA NASIL KENDİSİNE SORUN YARATTI?’
O zaman problem nerededir? Biz yaşayan anayasa ve yazılı anayasa diye ikili bir ayrım yaparız. Yazılı anayasalar her zaman bu konuda gerekli teminatları sağlayan ilkesel esasları belirlerler, anayasalarda bunlar vardır. Fakat uygulamada her zaman açık verilir ve uygulamada her zaman bu eşit yurttaşlık hakkını zedeleyen veya eşit yurttaşlık ilkesine aykırı düşen birtakım görülümler vardır.
Türkiye, eşit yurttaşlık konusunda nasıl kendi kendisine karşı sorun yarattı? Mesela Ermeni, Rum, Yahudi kökenli bir tane hakim, savcı görebiliyor musunuz? Bir tane subay görebiliyor musunuz? Bir tane polis görebiliyor musunuz? Veya herhangi bir kamu görevlisi görebiliyor musunuz? Göremiyorsunuz.
Halbuki Almanya’ya, Amerika’ya baktığınız zaman yurttaş olmuş Türk asıllı bir kişinin hakim de olabildiğini, her şey olabildiğini görüyorsunuz. Dolayısıyla, Türkiye eşit yurttaşlık konusundaki yurttaşlarına sağladığı güvenceyi uygulamada kaybetmiştir.
Türkiye, Türk kökenlilere öncelikle bu görevleri vererek ve bu görevlere Türk kökenlilerin girme hakkını kabul ederek, uygulayarak eşit yurttaşlık hakkından ayrılmıştır. Bu nedenle Türkiye’de uygulamada eşit yurttaşlık yoktur.
Lozan Antlaşmasında birtakım azınlıklar tanındı. Bunlar; Ermeni, Rum ve Yahudilerdi. Bazı haklardan mahrum olmak için değil, bazı haklardan özel olarak faydalanabilmek üzere tanınmış olan bir azınlık statüsüydü bu.
‘EŞİT YURTTAŞLIĞIN TEMELİ, KANUN ÖNÜNDE EŞİT OLMAKTIR’
Dolayısıyla onlar kendi özel hukuk davalarında yargılanabilecekler, kendi okullarında okuyabileceklerdi ama ne oldu? Lozan Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden ve Medeni Kanunun kabulünden sonra, önce Yahudiler, yani Museviler arkasından da Rumlar ve Ermeniler ‘Biz Medeni Kanun hükümlerine tabi olmak istiyoruz. Kendi azınlık haklarımızı istemiyoruz. Özel mahkemeler, özel yargılamalar istemiyoruz’ dediler ve bu haklarından feragat ettiler. Eşit yurttaşlık onların da talebiyle oldu.
Kanun karşısında eşitlik ilkesi diyoruz buna. Eşit yurttaşlığın temeli budur, kanun karşısında eşit olmaktır. Türkiye kamu görevlerine girişte kanun karşısında eşitlik ilkesini çiğneyerek, eşit yurttaşlık ilkesini uygulayamadı.
Halbuki 1839 ve 1856 Tanzimat Fermanlarında da yurttaşlar, eşit yurttaşlık ilkesine göre konumlandırıldı. 2. Mahmut dedi ki; Ben tebaamdan Müslümanları camide, Hristiyanları kilisede, Musevileri havrada görmek istiyorum. Benim için bunlar eşittir, dedi.
Kamu görevine girmede eşitlik, vergi vermede eşitlik, askere almada eşitlik şeklinde 3 tane eşit yurttaşlığı simgeleyen esas belirlendi. Askere alıyorsunuz, Türkiye’de çalışan da yabancı listeden kişilerin vergisini alıyorsunuz ama kamu görevine girmede eşitliği sağlamıyorsunuz. Burada bir sıkıntı var.
Kürtler açısından şimdi gündemde bu, Lozan’ın tanıdığı etnik azınlıklar açısından gündemde değil. Peki, Kürtlerin eşit yurttaşlık ilkesine aykırı bir şeyi var mı? Yok. Kürtler adeta ‘Türklere özgürlük’ diye veryansın etmemizi gerektirecek şekilde üstün yurttaşlar Türkiye’de.
‘ONLAR HİÇ OLMAZSA FEDERALİZM, OLABİLİRSE BAĞIMSIZLIK İSTİYOR’
PKK’ya destek verenlerin eşit yurttaşlık ilkesini kullanmak istemelerinin sebebi ne? Onlar hiç olmazsa federalizm, olabilirse bağımsızlık istiyorlar ve bu taleplerini meşrulaştırabilmek için de ‘Biz Türkiye’de ayrımcılığa uğrayan, hiçbir zaman eşit olmamış yurttaş kitlesiyiz. Bizim adımız yurttaş ama yurttaşlık haklarından faydalanmıyoruz’ diyorlar. Bu tümüyle taleplerini meşrulaştırmak için uydurdukları bir şeydir. Çünkü bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan itibaren hükümetler, siyasetin önemli kadrolarında, kamu görevlerinde yer alan kişilere baktığımız zaman Türkler çok azdır. Hürriyet Gazetesi bile ‘Türkiye Türklerindir’ diye başlık çıkartıyordu.
Türk olmakla, Türk etnik kimliğine mensup olmak farklı kavramlardır. Yurttaşlık dediğimiz şey tamamen bireyi devletine bağlayan hukuki bir statüdür. Ve bu hukuki statü, ‘Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür’ şeklinde Anayasa’nın 66. maddesinde yerini almıştır. Dolayısıyla vatandaşlık haklarında herkesin kanun önünde eşit olduğunda 10. maddeyle garanti altına alınmak suretiyle, yurttaşla devlet arasındaki ilişki ve statü belirlenmiştir. İş artık bunu güzel bir şekilde uygulayabilmeye kalmıştır. Azınlıklar için kamu görevine girme konusunda bir eşitlik sağlayamadık ama Kürtler için eşit yurttaşlığı, ayrıcalıklı pozitif ayrımcılık sağlayarak bol bol verdik.
‘EMPERYAL GÜÇLER, TÜRKİYE’DE KÜRTLERE BİR DEVLET KURMAK İSTİYOR’
Yurttaşlık artık etnik kimlik üzerinden tanımlanan bir statü müdür, yoksa hukuki bağ üzerinden tanımlanan bir statü müdür? Mesela Almanya için yurttaşlık dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın Cermen ırkına sahip olan kişiler, vatandaşlık talep edebilirler ve alınırlar.
Dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın, hangi etnik topluluğa mensup olursanız olun Museviyseniz İsrail’in vatandaşısınız demektir. Yani ırk esasına göre, etnik kimlik esasına göre yurttaşlığını tanımlayan ülkeler, hukuk sistemleri vardır. Bizim hukuk sistemimizde yurttaşlık manevi bir kategoridir.
Yani bir devlette yaşamayı ortak niyet ve iradesiyle istemiş, belirlemiş olan kişiler yurttaştır. Fransız yurttaş anlayış deriz buna. Dolayısıyla ‘Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan ve vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür’ dediğimiz zaman, tıpkı Fransa’daki gibi ‘Fransız devletinin yurttaşı olan herkes fransızdır’ anlamında bir ibaredir.
Bu etnik veya dinsel herhangi bir bağlılığa gönderme yapmaz ama PKK’ya destek verenler, bu modern yurttaşlıkla ilgili bu modern ayrımların hiçbirini dikkate almıyorlar. Türkiye’yi yeniden dizayn etmeye çalışan, Sevr’i uygulamaya sokmaya çalışan emperyal güçler, bu yurttaşlık bağlamı üzerinden Türkiye’de Kürtlere bir devlet kurmak istiyorlar.
Olayı somutlaştırmamız gerekiyor. Teorik anlatımlar içine girdiğimiz zaman Kürtler meselesi sanki diğer yurttaşlık sorunu olan veya yurttaşlıkla ilgili sorunları olan kişilerle eşit sorunları yaşıyorlarmış gibi bir sonuç ortaya çıkıyor ama bu öyle değil. Son bildiride dediler ki; Lozan’ı yok sayalım, Sevr’e ve 1921 Anayasasına dönelim.
PKK’ya destek verenler, bugün modern yurttaşlık tanımı üzerinden bir şey iddia etmiyor. ‘Haklarımız çiğnendi, sahip olmamız gereken devlet elimizden alındı. Biz Sevr’e göre Anadolu topraklarında bir devlet hakkını elde etmiştik. Şimdi bu hakkı talep ediyoruz. Bu 100 yıllık parantezi kaldırıp Sevr’e dönmek istiyoruz’ diyorlar.
‘BU FEDERASYONUN TARİFİDİR’
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Amerikalılar için ortak vatan öyle değil mi? 52 tane eyalette çeşit çeşit etnik, kültürel ve mezhepsel farklılıklara sahip insanların Amerikan olarak kendilerini isimlendirdikleri ortak bir vatanları var. Bu ortak vatanda; eyalet sistemine göre hukuk sistemleri farklı, anayasaları farklı ve buna bağlı olarak da kendilerinin sahip oldukları özgürlüklerin farklı olduğunu düşünüyorlar. İşte bu federasyonun tarifidir; ortak vatanda birlikte yaşayan insanlar…
Federalizm için denir ki, federalizm için bir iç barışlandırma tekniğidir. Yani farklı etnik, dinsel ve mezhepsel grupların aynı vatanda fakat birbiriyle karışmadan, kendi hukuk sistemleri içinde yaşayabilmesinin formülüdür. Şu anda bunu istiyorlar. Şu anda ‘Hiç olmazsa federalizm’ diyorlar.
‘SURİYE’NİN YIKILMASIYLA BİRLİKTE SIRA TÜRKİYE’YE GELDİ’
Şu anda bu insanlar ideolojik bir şeyi söylüyorlar ama ne için? Son 30-40 yıldır sık sık gündeme gelir bunlar ama şimdi çok daha yüksek bir sesle ve çok daha vurgulu bir şekilde gündeme gelmeye başladı çünkü sona geldik. Artık Suriye’nin de yıkılmasıyla birlikte sıra Türkiye’ye geldi.
Suriye’nin yıkılması ve Colani’nin gelmesiyle birlikte Türkiye’de çok daha katı, çok daha totaliter ve otoriter bir rejimin görüntüsü ortaya çıktı. Çok daha açık mesajlar ortaya çıktı ve barış süreci Devlet Bahçeli’nin ağzından dillendirildi.
‘BU SÜREÇ TÜRKLERİ İKNA, KÜRTLERİ TATMİN SÜRECİDİR’
Çok eskiden beri şöyle söyledim; Türkiye’yi siyasal islamcılar, çakma ulusalcılar ve çakma milliyetçiler bölecekler. MHP, Doğu Perinçek’in partisi ve islamcıların da el ele tutuşmasıyla önce bu görüldü. Bu süreç Türkleri ikna, Kürtleri tatmin sürecidir.
Türklerin ikna olabilmesi için mutlaka CHP’nin Kürt sorununa sahip çıkması gerekiyordu. MHP gibi milliyetçiliği neredeyse tekeline aldığını iddia eden bir partinin, Türk milliyetçiliğine sahip çıkması gerekiyordu. Doğu Perinçek’in partisinin, Kemalist-ulusalcı bir tabana sahip çıkması gerekiyordu. Bu tabanlar birleşti ve şu anda Türkiye’de bir Kürdistan, hiç olmazsa federatif yapı içinde federe bir Kürdistan kurmak için harekete geçtiler.
‘MESELE İSRAİL’İN ANADOLU TOPRAKLARINDA NÜFUZ EDEBİLECEĞİ BİR GENİŞ ALAN YARATMAK’
Buradan da hareketle baktığımız zaman şimdi o devlet yapısı üzerinde konuşuyoruz. Bütün mesele ne? İsrail’in Anadolu topraklarında nüfuz edebileceği bir geniş alan yaratabilmek. Buna Büyük İsrail Projesi diyebilirsiniz, buna Genişletilmiş Ortadoğu Projesi diyebilirsiniz.
Bu proje için Suriye’ye kadar inen İsrail’in Kürtleri hamisi olarak Türkiye’de de bir bölgeyi kontrol etmesi gerekiyor. Bunu kontrol edebilmesi için ne yapacak? Kürtlere mutlaka içinde yaşayabilecekleri özerk bir yapının tanıtması gerekiyor.
Tıpkı Irak’ta Çekiç Güç’ün egemenliğini ilan etmesi de Kuzey Irak’ta özerk bir alan oluşturuldu. Önce orada Irak Özerk Kürt Bölgesi kuruldu. Şimdi aynı şey Türkiye ve Suriye hattında gündeme gelmiştir ve bu görev İsrail’e verilmiştir. Yani bu hatta Türk merkezî idaresinin kontrolünden bağımsız ayrı bir bölgenin, Kürt özerk bölgesinde oluşturulması… Ne zaman Irak kürdistanı, Suriye kürdistanı, Türkiye kürdistanı birbiriyle birleşir, o planda var. Proje ilerliyor ama şu anda bütün gözler Türkiye’de.
Bölgeli devlet, bölgesel devlet, federal devlet; Bu 3 tane devlet, üniter devlete alternatif olarak geliştirilmiş modellerdir. Bölgeli devlet örneği Fransa’dır. Bölgesel devlet örneği İtalya’dır, İngiltere’dir, İspanya’dır. Federal devlet örneği de Almanya’dan, Hindistan’a, Amerika’ya kadar dünyanın pek çok yerinde görmüş olduğumuz devlet modelleridir. Bölgesel devlet, federal devlete en çok yaklaşan modeldir.
‘ADIM ADIM BAĞIMSIZLIĞA GİDECEK’
Bu geçmişte tartışıldı. Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Yerel yönetime özerklik şartını mutlaka getireceğim’ diye ilk genel başkanı olduğu zaman söylemişti. O zaman Demirtaş, ‘Biz kendi bayrağımızı istiyoruz, kendi parlamentomuzu istiyoruz. İdari merkezileşmemiz bizi kesmez. Bizim için yeterli olmaz’ dedi. Yani ne dedi? ‘Ben bölgeli devlet projesini reddediyorum çünkü ortak hukuku da olduğu tek hukuk da olduğu tek yargının olduğu yerde bağımsızlık yoktur.’ Bu nedenle ademi merkeziyet projesi, yerel yönetimlerin özerkliği projesi kabul edilmedi.
Ne kaldı elimizde? İspanya tipi bölgesel devlet örneği kaldı. ABD, Almanya tipi federal devlet örneği kaldı. Onlar diyorlar ki; kendi parlamentomuz olsun. Bölgesel devletlerde de tek hukuk vardır. Bölgesel devleti, üniter devlete yaklaştıran budur. Bir ülkenin ortak hukuk sistemi varsa yani merkezde üretilen bir yasa, ülkenin her yerinde aynı şekilde uygulanıyor, bir merkezden atanan yargıçlar eliyle yargı fonksiyonu yerine getiriliyorsa, parlamentonun o etnik gruba ait olması kendi yasalarını yapıyor. Yani bölgesel devlet dediğimiz şey tek anayasa ve tek hukuk sistemi üzerinde kuruludur.
Ancak PKK’ya destek verenler şu anda ‘Hiç olmazsa parlamentomuz olsun, yerel temsilcilerimizi kendimiz seçelim’ diyorlar, adım adım bağımsızlığa gidecek. Yani ‘Adını koyalım biz ünitarizmden geçmek istiyoruz. Artık bunu bırakmak istiyoruz. Biz federasyon istiyoruz’ diyorlar. Olay budur!”

Sizler Mustafa Kemal ATATÜRK’ten daha akıllı daha mı zekisiniz?
Abd İngiltere uşağı yerli hainler 100 yıl önce bölemediniz yine Türk Vatanını bölemeyeceksiniz.
Mustafa Kemal ATATÜRK askerleri Türk Milleti görev başında. Sabırla bekliyoruz.
Onurumuzla atalarımız gibi ölür toprağın altına gireriz.
Hodri meydan.
Anayasa için referandum yapılsın! Türk Milleti kara versin.
Bu topraklarda yiyip içip makamlarını ihanet için kullananların Allah belasını versin..İsrailli oldular bakalım sonları ne olacak.
Bu durumda ;
Bir kere elini verdinmi kolunu kaptirirsin !
Ve gidis her cesit batakliktir !!!!!!!!!!!!!!!
Demirel`in dedigi gibi ; Verdimse ben verdim….
Özal`in dedigi gibi; Anayasayi bir kere delmekle bir sey olmaz.
Ya bunlar, kac defa deldiler.
Saglam taraf kaldimi ki…
Simdi acilan delikleri nasil yamariz endisesi var …
Bu olanların alayı-olay olgu ve insan- cami duvarına işemek arzusudur.Bu ihanetten yarım kalan Türk Devrimi’nin tamamlanması çıkar ki Alparslan gibi Kılıçarslan gibi Atatürk gibi orada bekliyoruz zamanı mekanı ve tarihi.Gel bakalım!