1. Haberler
  2. Analiz
  3. Fakir Baykurt’tan öğrendiklerimiz… Ölümünün 20. yılında saygıyla

Fakir Baykurt’tan öğrendiklerimiz… Ölümünün 20. yılında saygıyla

featured

Selçuk Ülger yazdı

1984 yılı. Lise ikiye geçtim. Yaz tatilinin keyfini çıkarıyorum. Temmuz sıcağı ilçemizi yakıp kavuruyor.  Dağ tepe dolaşacak gün değil. Asmamızın altındaki serinlikten hiç ayrılasım gelmiyor. Ortalıkta kimsecikler yok; herkes güneşten kaçıp bir gölgeliğe sinmiş.

Okul arkadaşlarımdan biri bahçe duvarımıza yanaşıp, gizli işler çevirdiğimiz zamanlardaki gibi gel işareti yaptı. Yanına vardım. Koynundan çıkardığı bir kitabı, suç işliyormuş gibi sağa sola bakınarak elime tutuşturdu. Kitabı ona, sıkıyönetim günlerinde tutuklanıp epey içerde yatan çok sevdiği kuzeni vermiş. Kendisi bir solukta okumuş, çok beğenmiş. Benim de okumamı istiyor.

Korkmakta, ürkmekte haklı. Tek kanal televizyon yıllarca, ele geçirilen bombalarla, silahlarla gece gündüz yan yana sergiledi kitapları. Öğretmenlerin salık verdiği kitaplar dışında elimize kitap almaya hepimiz korkuyoruz…

Arkadaşımın getirdiği kitabı koynuma saklayıp hızla evimizin en güvenli yerine, erzak odasına geçtim.

Bu kalın kitapları okuyanlar ne diye hapse atılıyorlar hep merak ediyordum. O tehlikeli sayılan kitaplardan bir tanesi elimdeydi artık! Odanın köşesindeki somyaya uzanıp kitabı koynumdan çıkardım. Kitabın adı da, yazarının adı da çok hoşuma gitti: Tırpan. Fakir Baykurt…

Eprimiş kapağını inceledim önce kitabın. Heybetli, pala bıyıklı, kara çizmeli, soysuz biri olduğu her halinden belli bir adam, beyaz bir atın üstünde. Toprak damlı evlerin önünden kötü kötü bakıyor. Sağ altta, masum yüzlü köylü kızlarının portreleri sıralanıyor. Sanki, bu kitabı hemen okuyun, gelip derdimize umar olun, bir yol, bir ışık gösterin bize, der gibi acıklı bakışları…

Bütün hafta romanın sarı sayfalarında kaybolup gittim. Okuyup bitirdiğimde, ben artık başka biriydim. Kalbimi Gökçimen köyünde, ihtiyar soysuz bir köy ağasına verilen küçük Dürü’nün toprak damlı evinde bırakmıştım…

Nitelikli yazınsal yapıtların insan ruhuna etkisini, sarsıcılığını, bir insanı tepeden tırnağa değiştirebilecek gücünü ilk kez, Fakir Baykurt’un ilk göz ağrım Tırpan‘ıyla görüp yaşadım.

Efsane yazarımı bulmuştum. Fakir Baykurt’un apayrı bir yeri vardı artık yüreğimde. Onun kitaptaki kasketli fotoğrafını, inançla bakan çakır gözlerini unutmamacasına kazıdım beynime.

Ne olursa olsun, onun bütün eserlerini bulup okumaya, bir gün mutlaka onunla tanışmaya o yaz tatilinde ant içtim…

1995 yılı. Üşüten bir Frankfurt güzü. Yağmur taneleri küçük evimizin pencerelerine tıp tıp vuruyor. Sevgili yazarım Fakir Baykurt’la mutfağımızdan çaylarımızı alıp oturma odasına geçtik. Evimizdeki ilk konukluğu bu.

Daha ilk yudumda, ”Karanfilli çayınıza bayıldım! Bu çay bana konukluğu uzattıracak, bilesiniz!” diye karımın mutfaktan duyacağı tonda seslendi. ”İki karanfil daha katalım çaya; hocamın konukluğu uzasın!” diye ünledim ben de coşkuyla. Oturmadan önce bir kez daha sımsıkı kucaklaştık. Mutlu mutlu gülümsedi koltuğa otururken. Çayından bir yudum daha çekip sordu:

”Beni bu sımsıcak evinizde konuk ettiren büyük sevgimiz, bu yeraltı suları gibi tertemiz dostluğumuz ne zaman, nasıl başladı seninle?”

Selçuk Ülger – Fakir Baykurt, Frankfurt – 1995

Tırpan‘la…” dedim… O büyük romanının belleğime işlediğim vurucu bölümleriyle bezeye bezeye tane tane anlattım tanışma öykümüzü ona. Dikkatle dinledi. Sevgi dolu bakışlarını gözlerimle buluşturup: ”Epey eskiymiş dostluğumuz öyleyse!” dedi. ”Öyle epey eski canım hocam!” dedim heyecanla…

O günden sonra, Frankfurt’ta defalarca buluştuk. Ormanlarda, parklarda dolaştık; müzeler, şatolar gezdik. Baba oğul gibi sohbetler ettik, dertleştik. Birbirinden güzel anılarımız oldu…

Essen Üniversite Kliniği’nde soğuk ellerini avuçlarımıza alıp, solmuş yanağına son bir veda öpücüğü bıraktığımız güne kadar sürdü ‘yeraltı suları gibi tertemiz’ dostluğumuz… Son nefesini, 11 Ekim 1999’da, o vedalaştığımız odada verdi…

BAYKURT’TAN ÖĞRENDİKLERİMİZ

Ölümünün ardından tam yirmi yıl geçti. Fakir Baykurt’tan öğrendiklerimizi nasıl özetleyebilirim, sorusu üstüne şimdi bir kez daha düşünüyorum.

Hem de, ana dilini hor görüp, duygularını daha iyi ifade edebildiği savıyla eserlerini İngilizce yazmaya kadar götüren, ödül almak, ün kazanmak için emperyalist merkezlerin kapısının eşiğinde bin takla atan, üç beş günlük tutukluluğunu, hapisliğini yabancı televizyonlara, gazetelere saatlerce ağlak ağlak anlatarak kendisine çıkar sağlayan, diline, toprağına, halkına sırt dönmüş yazar sürüsünü şaşkın şaşkın izlerken…

Oysa, ”Ulusal, hatta bir ölçüde yöresel olmayan yapıtlar evrensele çıkamaz. Batı, kendisinin sürgit kopya edilmesini, yinelenip durmasını kendisi de istemez. Onda aslı var, ne yapacak uyruğunu?” derdi koca yazarımız.

Fakir Baykurt’tan, Fakir Baykurt’lardan neler öğrendiğimizi nasıl özetleyebilirim?

Biz bozkır çocukları, onun halkına yasladığı varsıl ve yalın diliyle beslendik, bilinçlendik. Gözlerimizdeki sis perdeleri onun romanlarıyla, öyküleriyle aralandı. Umutsuzluğu reddeden, direşken roman kahramanları, insan erdeminin yüceliğini, güçsüzden yana saf tutmayı öğretti bize. Türkçemizin derinliğinin daha bir farkına vardık; dilimizin varsıllığıyla övünç duyduk, özgüven kazandık onun eserlerini okurken. Yerel dilin olanaklarıyla bile büyük, ölümsüz yazınsal  yapıtlar yaratılabilineceğine tanık olduk.

Okuduğumuz kitapları aynı zamanda vicdanımız oldu. Elimiz hiç kötülüğe uzanmadı. Aklımızdan birine kötülük yapmak geçse, Fakir Baykurt kitaplarından emdiğimiz insancıllığı, erdemi anımsayıp kötülüğün düşüncesinden bile utandık…

Fakir Baykurt gibi, Atatürk Cumhuriyetinin temiz kaynak sularında boy vermiş, kendini var eden Anadolu aydınlanmasına hiç mi hiç ihanet etmemiş, toprağının hep öz evladı kalmış erdemli aydınlarımızla ne kadar övünç duysak azdır.

FAKİR BAYKURT’TA TÜRKÇE

Yerel dil konusunda doktora çalışması yapan Dilbilimci, Yazar Dr. Kemal Ateş Hocamız,  Fakir Baykurt’un eserlerini didik didik incelemiş, ölçünlü dilin sözlüklerine girmemiş 1400’e yakın sözcük ve deyim belirlemiştir. Ve çoğu Fakir Baykurt eserlerinden alınma, yüzlerce kelime ve güzelim deyimleri, ”dil dışı bırakılmış bir dilin sözlüğü” diye tanımladığı kitabı Saklı Sözlük‘te toplamıştır.

Yoksul, çok çocuklu, kitapsız bir evden onu alıp, köy enstitülerinde ona can suyu veren, eline kalem tutuşturup yurdun büyük yazarları arasına katan Cumhuriyetimize vefa borcunu fazlasıyla ödemiş bir yazarımızdır Fakir Baykurt…

Fakirt Baykurt – Selçuk Ülger, Frankfurt 1995

Almanya’daki edebiyat toplantılarında yaptığı hiçbir konuşmasında, yerli, yabancı gazetelere, radyolara verdiği hiçbir demecinde, gazete ve dergilerdeki hiçbir yazısında, emperyalist merkezlerin istekleri ve çıkarları doğrultusunda söylenmiş tek sözcüğe rastlayamazsınız. Kitaplarım daha çok satsın, daha bir ün kazanayım, Batı ülkeleri beni ödüllere boğsun diye,  ne onların beslediği ayrılıkçı etnik milliyetçilik tuzağına düşmüş, ne de barış ve demokrasi kılıfı altında sunulan mezhepsel ilkel oluşumlara omuz vermiştir.

Bilimin, eğitimin, sanatın ışığı altında toplanmış, aydınlanmış ve bütünleşmiş cumhuriyet yurttaşları olmamızdan yanadır onun duruşu…

Alman okullarında yıllarca Türk göçmen çocuklarına öğretmenlik etmiş, ekmeğini kara tahta önünde alın teriyle verdiği derslerden ve yazdığı kitaplardan çıkarmıştır Almanya’da. Göçmen işçileri içeriden gözlemleyen, onların sevinçlerini, kederlerini tüm çıplaklığıyla ustaca aktaran bir yazar olduğu için, göçmen işçilerin yüreğindeki sevgiyi fazlasıyla hak etmiş bir yazarımızdır Fakir Baykurt…

Kitapların yanında, bol bol sözlük ve ansiklopedi türü kitapların okunmasını önerirdi gittiği okul söyleşilerinde çocuklara, gençlere. ”Şey! şey şey!.. diye konuşmaktan ancak öyle kurtulursunuz!” derdi.

TÜRKÇE’DE HER ŞEY’İN KARŞILIĞI VAR!

Bazen bir dil ustasıyla sohbet ettiğimi unutur, şey sözcüğünü ben de yerli yersiz kullanırdım onun önünde.

”Her şey’in bir karşılığı var Türkçede; o sözcüğü bul, şey’i dilinden hepten atmaya bak!” diye tatlı tatlı uyarırdı beni. Ne zaman ağzımdan ‘şey’ çıkacak olsa, o günlerde kendime koyduğum ‘şey’ yasağını anımsar, kendimi hemen frenler, ‘şey’in örttüğü kelimeyi bulur söylerim hemen.

Geçenlerde, Fakir Baykurt’un adıma imzaladığı kitaplarda gezinirken, ”Şey ama Ney?” yazısına rastladım:

”Kimi okumuşların bile şey! şey şey! diye konuştuğuna bakıp üzülürüm: Bu kadar şeylemenin nedeni sözcük kıtlığıdır. Okumuş, hatta bir yüksek okul bitirmiş; ama yeterince kitap okumaz. Hem söz, hem bilgi dağarcığı daracık. Söylemek istediği sözcüğü bulamaz, bu yüzden şey’leri arka arkaya dizer. Üstelik bunu yazıda yapanlar bile var. Okumuş böyle, acaba o şansı hiç bulamayan ne yapsın?

(…)

Bir dilde yüz bin sözcük varken, senin dağarcığın bin sözcük ise, sık sık şeylemeyip ne yapacaksın?

Okurken, gezerken, başkalarını dinlerken öğrenilen sözcükleri, kavramları bir deftere not etmenin yararlı olduğunu düşünüyorum. Çocukluk ve gençlikte sözcük defteri tutmak iyi bir hazırlanıştır. Ben halk arasında söylenen güzel deyimleri, atasözlerini, bilmeceleri, masalları, kitaplarda rastladığım özlü sözleri hiç üşenmeden yazardım.

”Şey” sözcüğünü sadece aslını saklamak istediğimiz bir sözcüğü örtmek için kullanalım; ama bunu sözcük kıtlığından şeylemekle karıştırmayalım. Aslını söylemek istediğimiz sözcüğü başka türlü örtelim.

Şey’le ilgili güzel bir fıkra biliyorum…

Neyzen Teyfik’e sordular: Bu dünyada en sevdiğin üç şey nedir?

Büyük usta biraz düşündü, yanıtladı tane tane:

Ney!.. Mey!.. Biraz daha düşünüp üçüncüyü ekledi:

Şey!..

İşte bir sözcüğü örteceksen böyle örteceksin. ”

Ölümünün 20. yılında sevgili Fakir Baykurt’umuzu artan bir özlemle ve sevgiyle anıyoruz.

Onu hiç unutmayacağız, hiç unutturmayacağız…

(Bu yazı Avrupalı Türklerin çıkardığı Tuna Dergisi’nin Ekim- Kasım 2019/ 5.Sayısı için yazılmıştır.)

Selçuk Ülger

Veryansın Tv                        

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

2 Yorum

  1. 10 Ekim 2020, 19:48

    Edebiyat değerlerimiz FAKİR BAYKURT eserleriyle yaşamalı okurlarıyla yaşatılmalı.
    Ruhu şad olsun!

  2. çok güzel bir yazı….

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!