Felaketler ve tevekkül üzerine

Hüseyin Kaya yazdı...

Felaketler ve tevekkül üzerine

Bir dostum dün gece bana bir mesaj atmış.

“Abi bu “tevekkül” meselesini bir kaleme alsan, sen bu meseleleri güzel yazarsın.” demiş.

Mesaj içeriği ve mesajı yazarken duymuş olduğu samimiyet, tanıdığım kadar kendisinde olan şahsiyet, hayat karşısındaki zorluklara göstermiş olduğu eylemli sabır, emeğinin karşılığından başka bir şeye tenezzül etmemesi hatta emeğine bile saldırıda bulunulmasına rağmen çalışmaya ve gayrete devam etmesini, gayretinin kendi dışındaki insanların mutluluğu ve geleceğini içermesini düşündüğümde içimden “dostum en güzel tevekkül hali senin ki bende ancak bunu yazabilirim.” dedim.

Mesaja ekli bir milletvekili konuşma videosu ekliydi. Bu vekili beğenmemiş olsa gerek en güzel vekilin hikayesini yazmak gerekti.

Son bir kaç gündür yaşadığımız olaylar milletçe hepimizi üzdü.

Elazığ’da deprem oldu. Bir çok vatandaşımız vefat etti ve maddi kayıplarımız var.

İdlip’te sekiz Mehmetçik’imiz şehit (ölümsüz olmak) oldu.

Van’da çiğ düşmesi sonucu ve sonraki kurtarma çalışmalarında çokça vatandaş ve askerimiz şehit oldu.

İki gün önce İstanbul ilimizde bir uçak kazası vefat eden ve yaralı olan insanlarımız var.

Şimdi hepimiz üzüldük ve üzülmek gerekli ve insana dair bir özellik erdem hatta.

Biz şehitlerimize üzülürüz ama aynı zamanda biliriz ki şehitlerimiz bir sevinç içerisindeler.

Şerefli bir vuslatla ölümsüzlüğe ulaşmışlardır.

İşin başka bir tarafı daha vardır. O da bütün olup bitenlere karşı elinden geleni yapmak ve bütün bu yapıp etmelere rağmen işi Allah’a havale etmek yani tevekkül etmek.

Eskiler öyle derlerdi. Ne mütevekkil insandı diye.

Mütevekkil demek aynı zamanda her şeyin farkında olmak demek: oluşları, bozuluşları, sebepleri, neticeleri hayatın döngüsünü, varlığı, yokluğu ve yaşamın gizemini bilinçli bir tefekkürle idrak edebilen insan anlamına geliyor.

İşte bu yukarıda saydığımız üzücü olaylar karşısında biz insan olarak gereğini harfiyen yapıp ve artık gerisi Allah’a kalmış mı dedik.

“Hasbunellahu ve ni’mel vekil” demek, budur işte.

Yani İdlip’te gerekli güvenlik ve dış politik inisiyatifler alındı mı?

Elazığ’da evler depreme dayanıklı inşa edildi mi?

Havaalanında satıh inişe elverişli miydi?

Kurtarma çalışmalarının zamanlaması teknolojiye uygunluğu ve iyi idare edilip edilmediği gerçekleşti mi?

İşte bütün bunlarda tüm önlemlerden sonra tevekkül devreye girer.

Hepimizin hayatında en güzel vekile imanımızı artıracak nice hikayelerimiz olmuştur.

Millet olarakta var olmamız aslında hep bir tevekkül hikayesidir.

Efsanelerimiz bunu anlatan olaylarla doludur.

“Ergenokondan Çıkış” efsanesindeki kurdun yol göstermesinde bu iman gizlidir.

Kurtuluş savaşı varlık yokluk arasındaki fedakarlığın ve gayretin tevekkülle oluşmuş destanıdır.

Kıbrıs Barış Harekatı zamanı  babam askerdi beş yaşındaydım o halde bile hatırlıyorum pilli radyodan gelen ajanslardan sonra bir bütün dünya karşındaki tevekkülümüzü.

Müşriklerin sadık dostuyla hicret eden Peygamberimizi Sevr mağarasında yakalamak üzere olduklarında tevekkülün en güzel halini hatırlayın.”Üzülme dostum.Allah bizimle beraberdir.”

Tevekkül bir kabulleniş, bir sessizlik ,haline rıza anlamınada gelmez kanımca.

Esasen bütün kötülüklere, haksız dayatmalara ve yanlışlara, sömürüye, aldatmaya, zulme, adaletsizliğe ,adam kayırmaya, sindirmeye karşı bir direniştir bir isyandır.

Bütün hazırlıkların, planların istikrarlı bir çalışmanın yanına ,her şeyi yaratanın ve  güç ve azamet sahibinin ,adil olanın, asla haksızlık yapmayanın, mazlumlara güzel günler güneşli günler vadedenin ,asla yorulmayanın, hiç bireye ihtiyacı olmayanın yani Allah’ın duayla samimi bir duyguyla katılması bekleme bilincidir.

İbrahim ve Musa  Peygamberlerin  hikayesini bilirisiniz.

Hz. İbrahim a.s. ateşe atılmak için mancınığa konulduğu zaman Cibril aleyhisselam:

“Bana ihtiyacın var mı” diye sordu. Hz. İbrahim a.s. O’na şöyle dedi;

“Sana hayır, ama alemlerin Rabbine evet!”

“Hasbunallahu ve ni’mel vekil ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr”

Allah, bize yeter, O ne güzel vekildir. Ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.”)

dedi de o yakıcı ateş kendisine “soğuk ve selametli” oldu.

Hz. Musa a.s. önünde deniz, arkasında düşmanı olduğu sırada:

“Hayır!.. Muhakkak ki Rabbim benimledir; bana doğru yolu hidayet edecektir”. (Şuara 62) diyerek Rabbine sığındı da O’nun izniyle düşmanından kurtuldu.

“Onlar ki, bazı kimseler kendilerine: “İnsanlar size karşı toplandılar, onlardan korkun” dediklerinde bu onların imanlarını artırdı ve: “Allah bize yeter o ne güzel vekildir” dediler.” (Ali İmrân, 3/173)

Tevekkül hali ibrahimde ateşin kimyasını değiştirmeye Musa Peygamberde ise suyun emrine girmesine sebep olmuştur.

Peygambere soruyorlar tevekkül konusunda “Deveni bağla tedbirini al ve sonra tevekkül et.”buyuruyor.

Tedbir bizden takdir Allah’tan deriz. Ve sonrasında ekleriz “Gün ola harman ola.”Tevekkül bu milletin bir arada huzur ve barış içerisinde yaşamasının sigortalarından biridir.

Kazalar ve belalar hayatın doğası gereği olacaktır.İnsanın doğası görevinin gereğini yerine getirmek tedbirini almak ve ondan sonra mütevekkil olmaktır.

Aksi halde suçu tevekkül edilecek olan Allah’a havale etmek olur.

İşte her türlü sözü söyledik üzerimize düşeni yaptık.İnşallah ulaşması gereken kulaklara sinmesi gereken yüreklere ulaşır.

Ne diyelim: Hasbunallahu ve ni’mel vekil.

Av. HÜSEYİN KAYA / HUDER BAŞKANI