Yazgan Kaya yazdı…
Toplumlar tarihsel ve kültürel varlığıyla ortaya koydukları ortaklaşa kültürü, edindikleri toprak bütünlüğü içinde yurt ve devlet mefhumuna dönüştürürler.
Elbette her toplumun insanlık tarihinin binlerce yıllık varoluşundan bu güne değin, diliyle, diniyle, kültürüyle ve tarihiyle çağa tutunması oldukça merhaleli süreçlerin atlatılabilmesiyle kabil olabilmiştir.
Kimi toplumlar cihanşimul iddiasıyla, kimi toplumlar da ortak yaşam biçimini determinist gerekliliklere dayandırarak varlığını günümüze ulaştırabilmişlerdir.
Bizler yani kadim Türk milleti ise; varlığını korumak ve tarihsel sürekliliğini kaim kılabilmek için 2 ana mefkure üzerine olgusal realitesini bina etmiştir.
Bunlardan bir tanesi “yurt tutmak” diğeri ise “Tutulan yurdu adaletle idare etmek”tir.
Yurt bir bütün ve tabiat varlığıyla insana teslim edilen mukaddes bir emanet telakki edilirdi.
İdare biçimseli ise dönemin şartlarından ziyade toplumsal katılımın esas alınması gayri şartı ile zaman zaman rejim geçişleriyle yaşanmıştır.
Fakat tüm bu rejim geçişlerinin ana kaidesi, toplumsal çoğulculuğun esasen yurttaş iradesiyle tecelli eden ortak müştereğidir.
Oysa ki batı ve Ortadoğu toplumları, en primitif zamanlarını bir kenara bırakalım yakın dönem çağlarında bile, Türk Toplumunun varoluş döneminin ilk yıllarına tekabül eden sosyal tekamülüne ulaşması mümkün olmamıştır.
Vakıa, bizler de birleşik kaplar teorisinde olduğu gibi mevcut siyaset ve kültürel faktöre bağlı olarak edilgenliğe maruz kalarak ilk dönem topluluklarımızdan oldukça geriye düşmüştük.
Ancak Allah’ın bizlere lütfu olan Yüce Önder Atatürk’ün bu topluma ve dahi bu coğrafyaya bahşedilmesiyle;
Türkler tarihin stadyumunda, çağları ve geri kalmışlıklarıyla donatılmış engelleri, uzun atlayan bir atlet misali aşarak ilerlemiştir. Kurucu Cumhuriyet ve Atatürk İlkeleri, çağların bize yadigarı olan bakiyesidir.
Çünkü cumhuriyet ve demokrasi, daha hiçbir millet bilmezken tatbik ettiğimiz idare şeklimizdir. Cumhuriyet kazanımları ve kurumları ise bunların sarsılmaz abideleridir.
Ne yazık ki, dönemin ruhuyla idareye mazhar olanlar ve bunlara kümelenmiş bir avuç gafil, Cehli ekberleriyle, kifayetsiz cüretleriyle; bu millet ebed müddet devlet, düsturuyla ne kadar mutedil ve itidalli olmaya gayret etse de, arsızca her geçen gün yükselttikleri cüretleriyle ileri gitmektedir, tahriğini sürdürmektedir.
Kurguladıkları hezeyan dolu sanrılarıyla muhtekir teşkilatlarını, gerçek vatan yerine, safsatalarını ise hikmeti devletten saymaya başladılar.
Şimdi bu güne değin kerameti kendinden menkul bu algı tacirleri, yaptıkları bunca garabet dolu hataya, rezalete, pespayeliğe yeterince haykırılmadığı için rezilliği iyice ele almış.
Nedamet etmek yerine yedikleri her herzede bir hikmet varmış gibi göstermeye devam etmişlerdir.
Toplumun en haklı taleplerinde iktidar ve ikballeri elden gitmesin diye bu milletin hamiyetperver insanlarına, hakarete, aba altından sopa göstermeye, tahkire vardırmış ve hatta bühtan etmekten bile imtina etmemişlerdir.
Bugüne kadar yaşadığınız humar size yeter. Şimdi asıl siz haddinizi bilin, şerre bölücülüğe zemin hazırlamayın. Hoş ne yaparsanız yapın bir arpa boyu yol alamazsınız ya.
O yüzden ne çıkar çetelerinizi, tarihi kuran devleti var eden ezeli ebedi mabutlar sayın, ne de çıkar saltanatını, vatan mefkuresine ciro etmeye yeltenin.
Ne siz, ne de mensubiyetiniz, bunlardan hiçbirini ikame edecek hadde ve hukuka sahip değilsiniz.
El hak takke düştü kel göründü. Memleket yangın yerine dönmüşken ar etmiyorsanız. Bari susun.
Çünkü bu hamur bu suyu kaldırmaz bu saatten sonra.