Fonlan Recai’m... Tam tablo ‘dolar’

Yılma Başar Korkmaz yazdı...

Fonlan Recai’m... Tam tablo ‘dolar’

Güzel ülkemizin peyzaj sorununu herkes bilir. Alman ve Fransız ekollü mimarların Cumhuriyet dönemimizde Türkiye’ye gelmesiyle modernizme uygun bir form yaratılmaya çalışılmıştır. Atatürk’ün bu konuda büyük emek ve teşvikleri vardır. Gelin görün ki her yer talan, çirkinlik, pislik içinde. Taaaa Cumhuriyet’imizin cumhuriyet olduğu devirlerde bile ithal malın komisyonculuğunu yapan İş Bankası kliği güzel şehirlerimizi talan etmeye başlamıştı. Aman şuradan 5 dönüm, buradan 50 dönüm, dur şuraya bir çivi, buraya tabela derken alın size plaza+60 yıllık binadan ibaret bir Kızılay, Sıhhiye, Balgat ve daha nicesi…

En son tabela demiştik, evet tabela… İnsanın ruhunu okşayan, adeta tüyleri diken diken yapan o yüce icat! İnsanlığa sunulmuş bir hediye sanki, nasıl denir ki; belki de bir çeşit onanizm. Gider, çıkar, asar ve girip çıktıkça şöyle bir bakar ve göğsünüzü kaldırır, derin nefes ile “işte” dersiniz…

Talihsiz Recai’nin hikayesi böyle başlıyor işte…

Recai köyde büyümüş bir genç, tarla da sürmüş, hasat da etmiş, misketini çalanı da dövmüş, hak hukuk adalet diye rüyalarında da sayıklamış. Acılı bir çocukluk yaşamış güzel Recai, daha 6 yaşındayken babası kumar belasına düşmüş, elinde ne var ne yok Ankara’da yiyip savurmuş. Tarla gitmiş, traktör gitmiş, borç-harç topraktan uyanmış, vücut bulmuş ve karşılarına dikilmiş. Hal böyleyken baba namazını niyazını eksik etmez olmuş, eh tabi kolay mı kumarın, zinanın, alkolün günahını gidermek, uzuuuuncaaaaa namaz kılıp dua etmek lazım tabi…

Evde dört duvar arasında yeminler havada uçuşurmuş, hatta bazen o kadar hızlı ve çok yemin edilirmiş ki evin duvarlarında ağlayan Tanrı Eco sabaha kadar bu hıza yetişmeye çalışarak yeminlerle bas bas bağırırmış. Bizim Recai de başlıyor yeminlere ama Allah vergisi herhalde, her yemininde bacağı kısalıyor, yere değemiyor bir türlü. Hal böyle olunca ne yeminler çözüm ne de yalanlar köstek olur… Para pul bitince Ankara’ya iki parça eşyasıyla gelen Recai dört bir yanı dolaşır korna seslerinin içinde. Köyden ilk defa çıkan Recai bu kalabalığa ve talan peyzajına hayranlıkla bakar ve ‘işte’ der. Yürümekten ayakları su toplar, yine yürüyerek patlar patlar durur, kan içinde dolaşırken duyduğu bu hayranlık tüm acısını yok eder. Recai karar vermişti; kumarın, aşkın, eğlencenin, onur ve gurur ticaretinin tadına varacaktı. Ah Recai’m, şehirde bu kadar talancı varken sana yar ederler mi?

Ankara’da kavgadan kavgaya giren, neoliberal sosyalizm pankartlarının ardına sığınan, ‘Ergenekonculara’ karşı büyük mücadele veren teyze oğlunun yanında kalalı 5 gün olmuştu. Orada ilk defa gördüğü LeoHuberman’ın ‘Sosyalizmin Alfabesi’ kitabını bir çırpıda okuyabilmişti. Çok beğenmişti bu kitabı, adeta ilham olmuştu -tanıdık mı geldi bu ne?

Recai’m yazmaya ve çizmeye karar vermişti, hatta bunun için bir yerde parasız bile çalışabilirdi, azimliydi. İşçilerin haklarını savunacaktı, New York’a, aman Niğde’ye selam yollayacaktı. Anadolu’nun bağrından çıkmış insandı işte, bizdendi ya, daha ne olsun…

Recai’m teyze oğlunun evinden çıktıktan sonra koşar adım Kızılay’a giderek etrafta dolaşıyordu, nereye baksa seksshop dükkanları vardı. Ahlaki tabularını kıramayan Recai’m bunlara çok öfkeleniyordu. Sağına dönüyor: Chrest Seks Shop, Soros Seks Shop, Emperyal Seks Shop… Soluna dönüyor: Çakır Seks Shop, Kavala Seks Shop… Kaldırıyor kafasını, bir de ne görsün: ‘Al-Sat Basım Yayın A.Ş. / Satılık Gazetesi’… Dev bir tabelası vardı, yeni asmışlar, rengarenk bir tabelaydı bu. Yazısında pembesi, kırmızısı, mavisi, yeşili, moru eksik değildi; maşallah her kesimin sözcüsüydü, zulme karşı amansız bir mücadele verecekti burada ve tabi ki bu uğurda her şey mübah idi. Ne yüce kalemin vardı Recai, ne büyük insandın sen öyle, güneşe bakınca koskoca güneş bile utancından kızarıp batıyordu hemen, koca Recai!

Recai hemen içeriye girdi, sizin kutlu al-sat haberlerinizde yazmak istiyorum dedi. Bu azmi gören ve gazetenin kuruluşunu yeni yapan çok büyük gazeteciler hemen Recai’yi işe aldılar. Neticede bu azmin karşısında kimse duramazdı, kaleminin alışması ise ‘Zaman’laydı, önemli olan ‘Taraf’ olabilmekti.

Recai ilk gittiğinde duvarlar bomboştu, bembeyaz, hiçlikle varlık arasında sıkışmış bir boşluk vardı duvarda. Recai boşluğu sevmezdi, Recai’nin en sevdiği renk yeşildi, doların, aman doğanın yeşili yani… Recai yaptığı haberlerle halkı iyice büyülüyordu. Mücadelenin, cesaretin temsilcisiydi, cuntanın karşısındaydı, işte yükselen bayrak, işte koca tabela. Reklamın ve paranın gücü adalete çalışıyordu bu sefer, ne büyük bir zafer ama… Adalet hiç bu kadar paraya sahip olmamıştı, Recai adaletin bir temsilcisi olarak evine cübbe ve kürsü bile almıştı. Sabah ofiste, akşam evde durmadan yargılıyordu. Tarihi, siyaseti, fukaraları, toplumu ve her şeyi yargılıyordu çünkü o adaletin büyük bir savaşçısıydı. Recai her yazısının ardından adaletin diğer temsilcilerinden para alıyordu çünkü kamu yararıydı haliyle, buna da laf etmek örümcek kafalılıktır. Her para, her ödül; sertifika ve plaket olarak veriliyordu. Recai yazar: Vahşi Türkler 1 milyon Ermeni’yi katletti, hop ChrestFoundation’dan plaket ve dolar. Recai yazar: Kemalist diktatörlük Dersim halkını katletti, hop Soros’tan plaket ve dolar. Her ödülde ‘Al-Sat Basım Yayın ve Satılık Gazetesi’ büyüyordu. Alınanlar belli ve satılanlar belliydi. Recai her yazısından sonra döner bakar ve der ki: İşte…

Recai hazır yazılar yazardı, parasını alır da yazardı. Recai artık seksshopları çok severdi, Recai artık pipo kullanırdı, Recai artık yurt dışına çıkardı, Recai artık aydın bir insandı, Recai’nin en sevdiği yer Abant’tı, Recai tam 13 defa Pennsylvania’ya gitmişti, Recai askerleri sevmezdi, Recai dağlara sevdalanmıştı, Recai tarikatların sosyal fenomen olduğunu düşünürdü, Recai fonlanırdı, Recai fonlanırdı ve son olarak Recai çoook fonlanırdı… Fonlan Recai’m, adalet savaşçısı Recai…

Recai gibileri güzel ülkemizde çoktur, kalemi satılık olanlara destek verenler de öyle. ChrestFoundation’dan desteklenen kuruluşların listesi, Medyascope ile parladı bir anda. 2001 yılından bu yana verilen destekleri açıklamış, onlara bir bakalım, toplamda neler olmuş, sizin için toplam bir miktar çıkaracağım, doğrudan başvurabilirsiniz. Unutmayalım ki bu, tek bir kurumdan gelen para, gayrimeşru olanları ve diğer kurumları da hesaba katmakta fayda var.

·        Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı –130.570$ (2001-2002)

·        Çağdaş Eğitim Vakfı – 31,160$ (2001)

·        Proje doğrultusunda Batmanlı yerel yöneticilere verilen para –43.028$ (2002-2003)

·        KDM – Women’sConsultation Center (Batman) – 49.500$ (2003)

·        Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) – 131.753$ (2004-2012)

·        Kadın Merkezi (KAMER) – 343.500$ (2004-2007)

·        KAGİDER – 41.075$ (2006-2007)

·        Kalkınma Merkezi (Diyarbakır) – 300.002$ (2005-2010)

·        Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) –289.108$ (2010-2015)

·        Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) – 342.702 (2009-2013)

·        Hrant Dink Vakfı –1.238.993$ (2008-2021)

·        Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24) – 124.015$ (2019-2020)

·        140Journos –60.000$ (2018)

·        Hafıza Merkezi – 444.112$ (2012-2020)

·        Medyascope–477,058$ (2016-2020)

ve daha nicesi ile birlikte yalnızca bir STK’nin ülkemize soktuğu para yüzlerce milyonu bulmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, şerefini, onurunu aldığınız dolarlarla kirletmeye çalışıyorsunuz. Bu kadar emek karşılıksız kalır mı? Asla, sizler emperyalistlerin bir numaralı namlususunuz. Cumhuriyet’imize açtığınız savaşı asla kazanamayacaksınız, her biriniz tarihin karanlık sayfalarına yuvarlanacaksınız.

Ne yazık ki ülkemiz her günü Ali Avaz’ın türkülerine selam durarak yaşıyor. ‘Bağımsız’ gazeteciler, post-modern darbelerin büyük mimarları olan STK’lerin onlarcası tarafından milyonlara boğuluyor ve buna da omurga diyorlar.

O halde soralım…

Size verilen paraların karşılığında sizden neler istendi? Eğer karşılıksız bir paraysa da lütfen ‘biz çok zeki insanlar olarak salak Batı’yı kazıkladık’ deyiniz.

Tüm fonlananlara destek olanlar kendilerini belli ettiler, iktidar ve muhalefetten pek çok isim sahip çıktı Ruşen Çakır ve şürekasına. Maddi olarak fonlananlara verilen manevi fonlar Türk Milleti’nin zihninden asla kaybolmayacaktır. Fonlanan Recailere ve onlara destek verenlere karşı Türk aydınlanmasını bizlere miras bırakan hocalarımız gibi dimdik ayaktayız!