Murat Bölükbaşı yazdı:
Nasıl bildiğimi merak ettiyseniz hemen anlatayım. Bunu ben demiyorum; “Türk futbolunun eski ahit kitabı” öyle söylüyor!
Kitapta diyor ki; “kim ki, dört büyük takımdan birinin küme düşmesine sebep olursa ateşlere düşsün, çöllerde bir yudum suya muhtaç olsun, zenginlikler içinde açlıkla terbiye olsun, günü yaşarken gün yüzü görmesin”(!)
Tahmin ettiğiniz gibi benim kurguladığım, olmayan bir öykünün aslında soyut bir nesnellikte var olduğunu sizlere göstermeye, ironik bir betimlemeyle anlatmaya çabalıyorum. Tek bir örnek meramımı anlatmaya yeter sanırım. Şöyle ki; 1959 yılında oynatılmaya başlanan Ulusal ligimizde küme düşmeyen sadece dört büyük takım var. Ulusal Milli ligde oynama başarısını göstermiş bütün takımlar küme düşme duygusunu yaşarken, 63 yıldır özellikle bu üç takımın ayağına taş bile değmemiştir. Ne zaman başı sıkışan, şampiyonluğa giderken arazi temizliğine ihtiyaç duyan, ya da puan tablosunda tehlikeli sulara yelken açan bir “büyük takımın” ihtiyacı olsa, sihirli bir güç devreye girer, sihirli sopasını kullanır ve pufff!.
Göztepe-Galatasaray maçında ne sahada Arda Kardeşler’in, ne de VAR masası hakemi Mete Kalkavan’ın verdiği kararlar bu alışılmış ve kabullenilmiş sorunun kaynağı ve çözümü değildir. Türk futbolu, toplumsal yaşam kültürümüzün adeta bir aynası, çekilmiş bir fotoğrafıdır; tıpkı diğer toplum kültürlerinde olduğu gibi…
Bizdeki dokunulmaz zırha nazaran Avrupa’da birçok büyük takımın küme düşme duygusunu yaşadığını biliyor musunuz? İspanya’da Atletico Madrid, Valencia, Sevilla, İtalya’da Juventus, Roma, Milan, Napoli, Lazio, Fransa’da Lyon, Marsilya, Monaco, Lille, İngiltere’de Manchester City, Nottigham Forest, İskoçya’da Glasgow Rangers, Almanya’da Nümberg Hamburg, Werder Bremen, Kaiserslautern vs. gibi uluslararası ve kendi ulusal liginde futbol tarihine damga vurmuş Avrupa’nın büyük ve güçlü takımları futbolun tarihi serüveninde düşme duygusunu ağır bir şekilde yaşamışlardır.
Bir toplumda birileri hiç düşmüyor ve birileri ayağa kalkamıyorsa, orada yanlış giden bir şeyler var demektir. Bu durumda adil bir düzenden, eşit ve hakça bir paylaşımdan söz etmek mümkün müdür? Hiç düşmeyen ayağa nasıl kalkacağını nasıl bilebilir? Yaşı 100’ü geçmiş, ekonomisi iflas etmiş, ama hâlâ “bir bebek gibi bırakın yürümeyi, emeklemeyi bile beceremez hale gelmiş” dört büyük kulübümüz, 2023 yılında 100. Yaşını kutlayacak olan ülkemizin ekonomik temelli yönetim anlayışı ve becerisiyle birebir benzerlik göstermektedir. Yukarıda saydığım takımlar ve ülkelerinin durumunu incelediğimizde ise tam tersi bir tabloyla karşılaşmaktayız.
Aslında tablo çok açık karşımızda bize bağırıyor! “Avrupa’da adına, namına bakılmaksızın herkes küme düşer, Türkiye’de ise düşmesine müsaade edilenler…” e Tabi ki, bu durumda “Avrupa da bizi kıskanır.”
Konuyu daha fazla uzatmadan bağlamam gerekirse; hakemin verdiği kararlar tribünde ve televizyon başında maçı izleyen seyircinin vicdanında kabul görmüşse doğrudur. Şampiyon olacak ve küme düşecek takımı 90 dakikalık zaman ve 90’a 120 metre alan içinde adil, tarafsız ve eşit şartlarda oynanan bir müsabakada sonucu sahada oynayan oyuncuların enerjisi, becerisi, arzusu, hırsı, zekası belirlediğinde ve bunun gerçekleşebileceğine hepimiz inandığımızda bir şeyleri başarmış olacağız.
Bizim katıldığımız turnuvalarda kupalarımız var. 100 senedir çeşitli turnuvalarda Şampuanlık görevi görenler düşünsün. Ben GS takımını 2. ligde hiç görmedim. O da Türkiye ligi olduğu için Şampiyon olmamız şart.