Gerçek bir beka meselesi: Kanal İstanbul

Nuran Kaya Wolfschwenger yazdı

Gerçek bir beka meselesi: Kanal İstanbul

Kim ne derse desin, Kanal İstanbul Projesi’nin Amerikan savaş gemilerinin Karadeniz’de kalıcı olarak bulunabilmesi projesi olduğu şüphe götürmezdir.
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ geçtiğimiz hafta katıldığı bir programda şunları söylüyor:
“Kanal İstanbul’u yaptığınız zaman koşullarda bir değişiklik yaratıyorsunuz. Montrö’nün dışında ayrı bir yapılanma. Koşullarda değişiklik olması durumunda taraflar bu anlaşmaya son verme ya da uygulamayı durdurma hakkına sahip. İlgili yerlere müracaat edecekler. Diyecekler ki, ‘Kanal İstanbul koşullarda değişiklik yarattı’. O zaman Montrö’ye kaldıralım, yeni bir sistem belki. O zaman haydi yeni bir konferans. Daha kötüsünü de yaratabilir. Koşullarda önemli bir değişiklik oluyor. Türkiye’ye olacak bir saldırı. Ben devlet adamı olarak olabilecek gibi düşünmem lazım. Olabileceğine yönelik senaryoları hazırlamam lazım. Bir saldırı olursa ben Trakya’yı nereden savunacağım? Mümkün olduğu kadar en ileriden savunacağım. Kanal İstanbul olursa Trakya ikiye bölünüyor. Bu Trakya’yı en ileride savunma yapacak birlikleri olumsuz etkiler yapar. Anadolu’dan gelecek veya Kanal’ın doğusundan gelecek lojistik akışlar. Takviye kuvvetleri. Ankara’daki birliği gerekirse Trakya’ya getireceksiniz. Trakya’ya nereden geçeceğiz? Biz Trakya’yı en ileriden savunacağız. Kanal İstanbul’la Trakya’yı bölüyorsunuz. Geriden gelecek hareketleri engelliyorsunuz. Bu doğru bir şey değil.”
Milli ordumuza kumpas davalar, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek günlükleri üzerinden yürütülmüştü yoğunlukla. Aylarca televizyon kanallarında konuşulmuş ve sözde darbe günlükleri diye yutturulmuştu. O şekilde başlayan süreç sonunda yerli ve milli generallerimiz, subaylarımız hapse atılırken, milli ordumuza kumpas kurulurken iktidar ve FETÖ, çevreleri birlikte alkış tutuyor, sevinç çığlıkları atıyordu.
Oramiral Özden Örnek “sırları mezara götürmedi”, kitap yazdı. 2018 yılında hayata veda etti. Saygıyla anarak Silivri’de hapis yatarken yazdığı “Cambazı Bırak Balyoz’a Bak” (2013) adlı kitabından ilgili bölüm şöyle:
“Kendimin masum olduğundan ne kadar eminsem, 363 kişinin de masumiyetinden o kadar eminim. Öncelikle bir komploya, iftiraya kurban olduğumuza inandım. Medya bu iftiranın adını BALYOZ koymuştu. Ama neden?
2005 Temmuz ayında ABD bahriyesinde Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak atanan Amiral Mullen aniden beni ziyaret etmek istedi. İstanbul ve Gölcük’e gidecekti. Sonra Büyükelçilik kanalıyla İzmir’e de gitmek istediğini bildirdiler, orayı da programa dahil ettik. Gölcük’te benden sonra komutan olacak Oramiral Yener Karahanoğlu, İstanbul’ da Koramiral Metin Artaç, İzmir’de de Koramiral Lütfü Sancar bulunuyordu. Koramiral Ataç ve Koramiral Sancar, Oramiral terfi sırasındaydılar. Ve Yüksek Askeri Şura toplantılarına daha bir ay vardı.
Amiral Mullen, benimle hiçbir resmi konuda konuşmadı ama gittiği diğer yerlerde yukarıdaki komutanlar ile;
-Amerikan Bahriyesinin Karadeniz’e çıkışına neden karşı olduğumuzu,
-Kendilerinin de bizim öncülük ettiğimiz Karadeniz Kuvvetine katılmak istediklerini,
-Doğu Akdeniz’de neden bir görev grubu dolaştırmak istediğimizi,
-Milli Gemi İnşası(MİLGEM) İle ilgili konuları konuşmuştu. Bu konuların hepsi ABD için sorundu ve biz haklı olarak ABD’ ye direniyorduk (Benim ve arkadaşlarımın adını bu nedenle ulusalcı olarak çıkarttılar. İftihar ederim.)

BUNLARIN HEPSİ ABD İÇİN SORUNDU VE BİZ ABD’YE DİRENİYORDUK!

Bir başka neden olaraksa İKTİDAR PARTİSİNCE gelecekte yapmak istediklerine karşı TSK’nın en büyük engel olarak görülmesiydi. Bu direnç kırılmalıydı. Bunun tek yolu vardı. Kendilerine göre TSK içerisinde “öteki” durumunda olan personel tasfiye edilmeliydi. Ancak bu konu çok hassastı ve ipler kopabilirdi. Basiretli bir karar ile kazanda kaynayan kurbağa gibi suyun sıcaklığını kontrollü bir şekilde az az artırarak kurbağa fark etmeden öldürülebilirdi. Nitekim de öyle oldu. Birinci bölümde bir dökümünü verdiğim davalar, TSK’yı alıştırarak tasfiye etmeye yöneliktir. Son öldürücü darbe ise BALYOZ gibi olacaktı. Bunun için bu komplo teşvik edildi. Niye buradayız sorusuna son bir cevap: basit ve yalın olarak siyasi iktidar darbe konusunda TSK’ne bir gözdağı vermek istiyordu. Bunun için kendi, kara defterinde yazan isimleri bu davaya dâhil ettiler. Suç olması önemli değildi. ‘sadece darbeciler yargılandı ve ceza aldılar’ görünümü olsun yeterdi. Hangi değerlendirme geçerli derseniz, size dördüncüsünü söylerim. Yukarıdaki üç değerlendirme karıştırılarak bir taşla çok kuş vurma yolu seçilmiştir gibi geliyor.”
1 Mart Tezkeresi, Mersin, İskenderun’la birlikte Trabzon Limanı’nı da ABD-NATO’nun kullanımına açıyordu. ABD savaş-uçak gemileri Trabzon’a nereden gelecekti? Irak, Trabzon’dan mı işgal edilecekti?! Montrö’yü, boğazlardaki egemenliğimizi ortadan kaldıran madde, geçeceğine kesin gözüyle bakılan 1 Mart tezkeresine konmuş daha 2003’te. Zaten tezkerenin geçmemesinin cezası da kumpas davalara büyük bir tasfiyeyle kesildi.
Tüm bunlardan sonra, Kanal İstanbul’un kimler için ne anlam taşıdığına dair şüpheniz var mıdır?
Amerika’yla çatışıyormuşuz, Cumhurbaşkanı “eyyy” çekiyormuş, neden Amerika’nın istediklerini yapsınmış gibi komik argümanlar konuşuluyor televizyon yayınlarında.
Çatışılan Trump ne diyor en son görüşmede?
“Türkiye iyi iş çıkarıyor”
Kanal İstanbul hayati önemde bir beka meselesidir. Beka konuları da “park yapalım mı, yapmayalım mı?” gibi sadece halkı ilgilendiren konular gibi referanduma sunulamaz.
Kimler sözde, kimler özde yerli ve milli göreceğiz.