AAtölye’de Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’na konuk olan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.
Fidan, İran ile ABD arasında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılan müzakereleri değerlendirerek, dün itibarıyla tarafları aldıkları mesafeyi kamuoyuyla paylaştıklarını, öncesinde de olduğu gibi ortaya çıkan tabloda Türkiye’nin ne yapabileceğini ve katkısının ne olabileceğini değerlendirmek, müzakerenin nerede tıkandığına bakmak için dün gün boyu müzakerede bulunan taraflarla iletişim halinde olduklarını söyledi.
Gelinen noktada ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance’in açıklamalarının masaya bir teklif getirdiklerine ve nükleer konuda genel itibarıyla bir tıkanma olduğuna işaret ettiğini aktardı.
Fidan, taraflarla konuşulduğunda esas itibarıyla bu konuda şu anda belli teklifler olduğuna işaret ederek, uzun zamandır edindiği birçok müzakere tecrübesinden yola çıkarak tarafların başlangıç pozisyonlarını ortaya koyduklarını ve bunun normal olduğunu dile getirdi.
‘ABD VE İRAN ATEŞKES KONUSUNDA SAMİMİ’
Fidan, “Başlangıç pozisyonları her zaman için biraz maksimalist olur. Daha sonra taraflar arabulucuların desteğiyle bir noktada buluşturmaya çalışırlar. Yeter ki ateşkese ulaşmada, devam ettirmede, daimi kalıcı niyetleri olsun. Benim gördüğüm şu anda her iki taraf da ateşkes konusunda samimi, ihtiyacın farkında.” diye konuştu.
Her zaman için bir İsrail faktörü olduğunu dile getiren Fidan, “İsrail’in buradaki oyun bozanlığını hep hesapta tutmak gerekiyor. Biz bunu Amerikalılara da diğer taraflara da sürekli söylüyoruz. Ama an itibarıyla Amerikalılar da İranlılar da kendi evlerine gittiler. İranlılar özellikle Amerikalıların yaptığı teklifi değerlendirecekler. Bir cevap verecekler diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Fidan, ateşkesin süresine ilişkin, “Müzakere edilen konu başlıklarına baktığınız zaman bunların 15 gün içerisinde nihai bir imzalanacak belgeye bağlanması teknik olarak da mümkün olmayabilirdi.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin her zaman için bunun ipucunu verdiğini kaydeden Fidan, tarafların iyi gittiği takdirde 45 veya 60 gün müzakerelerin devam edebilmesi için ilave bir ateşkesin gündeme gelebileceğini vurguladı.
Fidan, “Nükleer konuda olay ‘ya hep ya hiç’e dönerse, özellikle zenginleştirmeyle ilgili konuda, orada bir ciddi engelle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum. Bunu da bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle aşmaya çalışacağız.” dedi.
HÜRMÜZ MESAJI
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla ilgili olarak, tüm dünyanın istediğinin, uluslararası geçişin serbest olması ve engellenmemesi olduğunu belirten Fidan, Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda, “Bizim durduğumuz yer barış yoluyla açılması. Uluslararası bir silahlı barış gücüyle buraya müdahil olmanın çok fazla zorlukları var.” diye konuştu.
Fidan, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarıyla ilgili olarak, “Suriye’de büyük bir sorun alanı görüyoruz. Bu bizim için büyük risk. İsrail, İran’da yürüyen savaştan dolayı Suriye’ye karşı bazı şeyleri yapmıyor ama bu, olmayacağı manasına gelmez. Zamanı geldiğinde yapmak isteyecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
‘BÖLGEDEKİ BİR GÜVENLİK PAKTININ ARTIK KURULMASI GEREKİYOR’
Bakan Fidan, Körfez ülkeleriyle güvenlik mimarisinin yeniden sağlanması için Türkiye’nin oynadığı rolün sorulması üzerine, “İki tane husus; birincisi genel güvenlik mimarisi, bir de ülkelerin, ülke güvenlik kapasitelerinin artırılması meselesi. Genel güvenlik mimarisine baktığımız zaman böyle bir konuya ihtiyacın olduğunu biz Türkiye olarak hatırlarsanız son iki yıldır giderek artan bir şekilde daha yapısallaştırılmış bir formülasyonla dile getirmeye başladık.” dedi.
Bölgedeki sorunların temel kaynağında ülkelerin birbirine güvensizliklerinin yer aldığını belirten Fidan, “Bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için her ülkenin bir güvenlik paktı çerçevesinde birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman birbirinizden emin olursunuz.” diye konuştu.
Fidan, bölgede güvenin sağlanması üzerine ekonomik, ticari diğer projelerin yapılabileceğini söyleyerek “Biz bunu gördüğümüz için bölgenin de güçlü bir ülkesi olarak, aslında bu dili Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) bütün liderlerle paylaştı.” ifadesini kullandı.
Tam bu gündemin ilerletilmeye başladığı dönemde ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları ve İran’ın misillemeleri olduğunu söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
“Bu aslında bir bölünmeyi beraberinde getirirken diğer taraftan aslında bizim ortaya koyduğumuz vizyonun ne kadar hayati olduğunu da gösterdi. Ben savaş sonrası dönemde aslında bu sorunun da temelli olarak çözülmesini diliyorum ve buna yönelik çalışmaya devam edeceğiz. İran’ı da kapsayacak bir şekilde her türlü çözümün bir parçası da İran olmak zorunda.”
Fidan, Körfez ülkelerinin güvenlik durumuna ilişkin soruya, “Bu şok 2-3 yıldır var. Biliyorsunuz ilk şok Körfez’de özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde Husilerin roket atmalarıyla oldu. O zaman İran’ın bu türden saldırıları yoktu. Bu 3 sene öncesinden başlayan bir sorun. Atılan roketlerin vurulmaması, buna bir tedbir geliştirilmemesi konusu o zaman bu ülkeleri, açıkçası bir arayışa itti.” dedi.
O dönemde bölgede bir saldırı durumunda hazırlıklı olma düşüncesinin ortaya çıktığını aktaran Fidan, “Türkiye ile de bu alanda da işbirlikleri o dönem çok artmıştı. Özellikle savunma sanayinde, firmalarımızda, savunma sanayi şirketlerimizde, başta vakıf şirketlerimiz olmak üzere, SİHA, Baykar’ın orada çok fazla işi oldu Körfez’de, TUSAŞ’ın oldu. Birdenbire Türk savunma sanayinin ne kadar önemli olduğunu anladılar.” diye konuştu.
Fidan bölge ülkelerinin savaş sonrası dönemde Türkiye ile ilişkilerin daha da ilerletilmesini arzu ettiklerini dile getirdiğini belirterek, “Bunu daha yapısal bir şekilde bizim götürmemiz gerekiyor. Bölgedeki bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor. Ülkelerin birbirlerinden emin olması için bu paktın kurulması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
‘BU POLİTİKA TARZI SİZE DAHA FAZLA GÜVENLİK GETİRMEYECEK’
Türkiye’nin güvenlik parametrelerini değiştirmesine yönelik gelişmelerin olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, “İttifak silsilesi zinciriyle alakalı yakın takibimiz son 3-4 yıldır kesintisiz devam ediyor. Özellikle Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi çevrelemeye yönelik veya bu izlenimi verecek bir operasyonun içerisinde olması meselesi bizim çok yakın radarımızda olan bir husus.” diye konuştu.
Fidan, bunun çok erken dönemlerde görüldüğünü aktararak, bu ekibin başka bölge ülkelerini de kendi ittifaklarına katmak için bir dönem arayış içerisinde olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin yerinde müdahaleleriyle bu projelere son verildiğine işaret eden Fidan, şunları kaydetti:
“Sonuçta olay kaldı İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan’a. Yunanistan’ın burada çok riski açıkçası politikalar izlediğini de görüyoruz. Avrupa’da hiçbir ülkenin takip etmediği türden politikaları Yunanistan’ın burada tek başına takip etme arayışında da çok ilginç hususlar var. Buna aslında biraz daha yakından bakmak gerekir. Rum kesimi oradaki tabi politika yönetimi ne kadar yanlış politikalar peşinde olduğunu, aslında bu savaşta da oldu diye bir şey çıktı. Yaptıkları işbirlikleri daha fazla güven getirmiyor. Daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla sorun getiriyor. Daha fazla savaşı getiriyor. Biz onlara söyledik. Yunanlılara da söyledik, onlar üzerinden Rum kesiminde de söyledik. Bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek. Çatışmalar içerisine çekileceksiniz, biz bunu görüyoruz.”
Fidan, söz konusu tarafların Türkiye takıntısının çok fazla olduğunun altını çizerek, bu politika devam ettirilirken kendisinin ne türden gelecek bir zarara gireceğine ilişkin fikre sahip olamadığını söyledi.
Bu strateji oluşumunda ülkelerde çok karşılaşılan bir durum olabildiğini söyleyen Fidan, “Bir hedefe kilitleniyorsunuz, o hedefe giderken aslında da yan zararlarınız neler olacak veya uzak vadeli bir takım hamlelerde nerede açmazınız olacak onu göremiyorsunuz, burada da böyle bir konu oldu. Umarız bu hatalarından vazgeçerler.” dedi.
Yunanistan’ın, Kıbrıs Rum Kesimi’nin İsrail’le askeri işbirliğine ihtiyacı olmadığını belirten Fidan, “Yunanistan zaten NATO’nun bir ülkesi, Rum kesimi zaten Avrupa Birliği’nin desteğini almış durumda. Bu türden bir işbirliği arayışı, askeri ittifak oluşturma arayışı, hangi akla hizmet ediyor stratejik olarak kendilerini de bana izah edebildiği yok. O, muhtemelen bir sipariş üzerine iktidara yapılan bir dayatma.” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE’NİN YÖNTEMİ HERKESTEN FARKLI’
Fidan, “İsrail, Türkiye’ye bakışında farklı bir agresyona mı girmiş durumda mı? Kalıcı bir politika mı yoksa konjonktürel mi davranıyor?” sorusuna, “Aslında ikisi de. Birincisi İsrail siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanımız karşısında bir kompleks içerisinde olduğu çok iyi dokümente edilmiş bir gerçeklik. Burada şunu bir türlü hazmedemiyorlar, bölgede tonlarca olay oluyor ama bir türlü Türkiye’nin stratejik dengesi ve dengeleme çabaları Türkiye’yi öyle bir yerde tutuyor ki… İsrail bir türlü Türkiye’yi istediği gibi aşağı çekecek bir hamle göremiyor. Bu onları ister istemez belli bir dengesizliğe itiyor.” yanıtını verdi.
Diğer taraftan, Türkiye’nin Filistin meselesindeki, Lübnan meselesindeki söylemlerinin İsrail’in yayılmacı politikalarıyla taban tabana zıt olduğunu vurgulayan Fidan, “Taban tabana zıt durumda olan birçok ülkenin söylemi var İsrail’e karşı. Ama Türkiye’nin sesi, kullandığı diplomatik metodoloji, yöntem, herkesten daha farklı olduğu için, Cumhurbaşkanımızın dünya ölçeğindeki liderliği, dünya liderleriyle olan yakın ilişkisi, Türkiye’nin geliştirdiği etkileşim ağı; bütün bunlar İsrail biliyor ki, İsrail’in illüzyon yaratmada bütün retoriğini altüst eden bir husus. Bu gerçeklikten hareketle Türkiye’ye Cumhurbaşkanımıza, Türkiye’nin diğer siyasal elitine, liderlerine saldırması anlaşılabilir hale geliyor kendisine.
‘İRAN’DAN SONRA İSRAİL DÜŞMANSIZ YAŞAYAMAZ’
İkinci husus şu, İran’dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz; biliyorsunuz bir retorik geliştirmek zorunda. Sadece Netanyahu yönetimi değil, muhalif olan bazı insanların da, hepsi değil bazılarının, Türkiye’yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz politik dil olarak. Bu da önce İsrail’de ilk önce sokak siyasetinin gerekliliği olarak ortaya çıkartılıp daha sonra devlet stratejisine dönüştürmeye çalışılan yeni bir husus.” diye konuştu.
Fidan, “Netanyahu var diye bir siyasal parti stratejisi görüyoruz. Netanyahu’dan sonra da bunun devletin bütün siyasi organları tarafından kabul edilmesi için bir çaba olduğunu da görüyoruz ve bunun seçim diline de yansıdığını görüyoruz.” dedi.
‘NATO TARİHİNİNN EN ÖNEMLİ ZİRVESİ OLACAK’
Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye’de yapılacak NATO zirvesiyle ilgili olarak, “Belki NATO tarihinin en önemli ama en önemli zirvesi olacak.” ifadelerini kullandı. Fidan, Avrupa’nın güvenliğinde, Türkiye’nin ana aktör olarak hem görüş oluşturmada hem sistem kurmada hem de pratikte çok ciddi rol almak durumunda olduğunu ifade etti.