İran’da Dini Lider Mücteba Hamaney, Irak-İran savaşının ve Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah suikastinin yıl dönümü nedeniyle bir mesaj yayımladı.
Hamaney mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Eylül ayının ilk günleri, Allah’ın günlerini ve İran halkının Birinci Dayatılan Savaş’ta verdiği sekiz yıllık destansı direnişi hatırlatmaktadır.
O günlerde Devrim’in güneşi İran topraklarını aydınlatıyor; küresel vesayetin ve eski-yeni sömürgeciliğin buzlarını eriten millî dayanışma ile devrimci İslam mektebine bağlılık duygusu ülkeye yayılıyordu. O dönemde bazı İranlılar, sömürgecilerin kötü niyetlerini, petrolün millîleştirilmesi sürecini ve Amerikan darbesini hatırlıyordu. Bazıları bunları haberlerden öğrenmiş, birçoğu ise yabancı tahakkümünün ülkeye neler yaşattığını bizzat tecrübe etmişti.
Devrim öncesindeki dönemler, müstebit devletlerin elçilerinin İran Şahı’na ne yapması, ne yapmaması gerektiğini dikte ettiği; Şah’ın da isteyerek ya da istemeyerek bu talimatları uyguladığı karanlık günlerdi. Nihayet Büyük İmam Humeyni’nin liderliğindeki İran halkının büyük devrimi bu düzeni yıktı.
Karanlık günler, Devrim sayesinde İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğu aydınlık günlere dönüştü. Bu gelişme, bu toprakların zenginliklerine göz diken ve yıllardır halkına her türlü kötülüğü reva gören müstekbirleri rahatsız etti. Bu nedenle devrimci halkın coşkun ırmağını eski yatağına döndürmek için bütün güçlerini seferber ettiler. Birinci Dayatılan Savaş, İslam Cumhuriyeti’nin ilk on yılındaki en büyük saldırı oldu.
Halk düşmanı Baas Partisi’nin başlattığı bu savaş, birkaç gün içinde sonuçlanacağı ve kolayca zafer kazanılacağı düşüncesiyle ateşlenmişti. Ancak İslam Cumhuriyeti, savaşın küllerinden bir anka kuşu gibi yeniden doğdu; eskisinden daha güçlü, daha kararlı ve daha gür bir sesle ayağa kalktı. Bu durum, sonraki düşman komploları karşısında da düzenin kalıcı özelliklerinden biri hâline geldi.
Düşmanın kendi uşaklarını bu millete musallat ettiği ve sömürgeciliğin yeni bir biçimini uygulamaya çalıştığı o günler, Devrim’in, İslam bayrağının ve cihadi mücadelenin bereketiyle gurur dolu günlere dönüştü. Savaşın sona ermesinin üzerinden 38 yıl geçmiş olmasına rağmen o dönemde yaşanan olaylar ve hayatta kalanların içten anlatıları, ibadet, cesaret, direnç, ahlak ve insanlık dersleri veren yıldızlar gibi tarihimizin zirvesinde parlamaya devam ediyor.
Saldırganların harekete geçtiği ilk günlerde ülkemiz, Şah rejiminden miras kalan sınırlı imkânlarla kendisini savunmaya çalışıyordu. Ancak hakkın hâkim kılınması ve ilahi yardım sayesinde bugün öyle bir noktaya gelinmiştir ki saldırgan müstekbirler, İslam savaşçılarının darbeleri karşısında sığınak aramakta ve savaşı durdurmak için yalvarmaktadır.
Ülkemizi yeniden döndürmek istedikleri eski günler; geri kalmışlığın, zilletin, bağımlılığın ve İslam dünyasında itibarsızlığın hüküm sürdüğü günlerdi. İçinde bulunduğumuz dönem ise ilerleme, izzet, bağımsızlık ve İslam dünyasında, hatta bütün dünyada yüksek itibarla anılmaktadır. Bugün bazıları bizi dünyanın dördüncü süper gücü olarak görmektedir. Elbette bu değerlendirmeler dünyevi hesaplara dayanmaktadır. Ancak ilahi ölçülere göre kendisini Ehl-i Beyt’e (Hz. Muhammed’in ailesine ve soyundan gelenlere) ait gören, halkının çoğunluğunun bu yüce şahsiyetlere gönülden bağlı olduğu ve hakkı hâkim kılmaktan korkmayan bir ülke, dünyanın birinci gücüdür.
HÜRMÜZ
O günlerde İran’ın güneyindeki iki deniz, düşman kuvvetlerinin cirit attığı bölgelerdi. Ancak bugün Hürmüz Boğazı’nın muhafızlarından ve yiğit savaşçılardan aldıkları ağır darbeler nedeniyle Umman Denizi’nin ötesine geçemiyorlar. Bu riski göze aldıklarında ise ağır kayıplara uğruyorlar. Çok yakında Umman Denizi de düşman kuvvetlerinden tamamen temizlenecektir.
Düşmanın psikolojik savaş yürüterek korku iklimi oluşturduğu ve başkentin caddelerini boşalttığı günler geride kaldı. Milletin bağımsızlık arayışına karşı darbe yapıldığı ve ülkenin servetinin 25 yıl boyunca yağmalandığı o dönem artık geçmişte kaldı. Bugün ise vatandaşlarımız, İslam savaşçılarının moral bulması ve düşmanın korkuya kapılması için yedi aydır ülkenin dört bir yanındaki meydanları ve caddeleri coşkulu katılımlarıyla dolduruyor.
Nitekim 30 milyondan fazla İranlı, canlarını feda etmeye hazır olduklarını ilan etti. Katılımın yenilenmesi yönündeki çağrının ardından, ilk 100 dakika içinde talep edilen 500 bin kişilik kapasite doldu. Bugün İslam İranı’nın dört bir yanında, farklı etnik kökenlerden vatandaşlarımız silahlı hazırlıklar da dâhil olmak üzere çeşitli biçimlerde hazır olduklarını gösteriyor.
‘KADINLARIN ERKEKLERİ GERİDE BIRAKTIĞI GÜNLERDEYİZ’
Bu milletin cesaretiyle yalnızca erkeklerinin öne çıktığı günler vardı. Ancak bugün kadınların da cesaretin bazı alanlarında erkekleri geride bıraktığı günleri yaşıyoruz.
Düşmanın, rejimin toplumsal tabanını sürekli zayıflatmaya çalıştığı günler vardı. Bugün ise toplumun bütün kesimleri, haklı gördükleri mevzileri ve özellikle bereketli Hürmüz Boğazı’nı koruma konusundaki kararlılıklarını sürdürüyor.
Geçmiş ile bugün arasındaki bu karşılaştırmayı daha da genişletmek mümkündür. Ancak bütün bunları tek bir ifadeyle özetlemek gerekirse, aziz İran halkının bir hizmetkârı olarak ilan ediyorum: Düşmanımızın geri dönmeyi hayal ettiği o eski günler geride kalmıştır ve bir daha asla geri gelmeyecektir.
Şüphesiz derin bir üzüntüyle belirtmeliyim ki bugünkü izzetimizi borçlu olduğumuz Büyük İmam Humeyni’nin ve Yüce Şehit Hamaney’in yokluğu bugün fazlasıyla hissedilmektedir.
Ancak onların bıraktığı değerli miras ve parlak, yol gösterici sözler sayesinde gelecek günler bugünkünden katbekat daha görkemli olacaktır. Çünkü Birinci Dayatılan Savaş’ın ateşinden doğan anka kuşu, düşman baskıları ve özellikle son iki dayatılan savaşın etkisiyle öylesine büyümüştür ki artık kanatlarının gölgesi düşman topraklarına düşmektedir.
Bu vesileyle Direniş Cephesi’nin büyük simgesi, kahraman Arap komutan ve Yüce Şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ı şehadetinin ikinci yıl dönümünde saygıyla anmak son derece yerindedir.
Nasrallah, halkı ve mensubu olduğu mektep için içtenlikle çalışan bir hayırseverdi. Samimi hitabeti ve cesur adımları hem kendi halkının hem de dünyadaki özgür insanların kalplerine güven veriyordu. Yıllarca bazı güçlerin arka bahçesi hâline gelmiş küçük bir ülke olan Lübnan’ın adını yücelten bir liderdi. Zafer ve fetih, onun daimi yoldaşlarıydı.
Hiç şüphesiz, Şam topraklarının bütün tarihi boyunca, peygamberler ve vasilerinden sonra bu kadim coğrafyada onun büyüklüğünde bir şahsiyet yetişmemiştir. Bugün onun gurur dolu bayrağını, Hizbullah’ın Aşura ruhunu taşıyan saflarının önünde cesaretle ilerleyen Şeyh Naim Kasım taşımaktadır.
NASRALLAH’I ANDI
Lübnan’ın bugünleri, tarih karşısında ve daha şimdiden, bütün direniş mücahitleri için gurur verici günlerdir. Buna karşılık, Siyonist düşman karşısında müstekbirlerin yalan vaatlerine umut bağlayanlar için bu günler zillet ve hüsranla doludur.
Şehit Direniş Lideri Seyyid Hasan Nasrallah, Seyyid Haşim Safiyyuddin ve bugün direnişi sürdüren mücahitler, zaman içinde parlayan yıldızlar gibi yol göstermeye devam edecektir. Diğerleri ise tarihin sayfaları arasında hızla unutulup gidecek; ileride hatırlandıklarında yalnızca kötülük, basiretsizlik ve hatta ihanetle anılacaklardır.
Son olarak, ilahi lütufların devam etmesi ve Efendimizin özel duaları hürmetine, İran halkının ve bütün direniş dostlarının daima zafer, fetih ve izzetle; düşmanlarının ise yalnızca yenilgi ve zilletle karşılaşmasını niyaz ediyorum.”
