Hayaller ve gerçekler

Ahmet Yılmaz yazdı…

Hayaller ve gerçekler

Hayalleri vardı.

Matbaa ve Sanayi Devrimi'ni ülkeye sokmayacaklar, milletin öğrenmesini ve üretmesini engelleyerek cehaletten beslenen düzenlerini koruyacak, babalarının tapulu malı olan iktidar gücünü tepe tepe kullanacaklardı.

Hayalleri vardı.

Üretmeden tüketen devleti borçlandıracaklar, diz çöktürecekler, vatanı parça pinçik edecekler, milleti eze eze son darbeyi vurup işi bitireceklerdi.

Hayalleri vardı.

1071 ve 1453'ün intikamını alacaklardı.

Hayalleri vardı.

Bıkmadan, usanmadan yüzlerce yıl kin biriktirdiler; çalıştılar, vatanın ve devletin her köşesine sızıp sinsice beklediler...

1699 Karlofça Anlaşması sonrası hızlandılar, 1838 Baltalimanı Anlaşması sonrası ise göstere göstere hedeflerine koşmaya başladılar.

Kırım Harbi sonrası 1881'de Düyun-u Umumiye adıyla devlet gelirlerine el koydular, hazineye el koydukları yetmedi Reji İdaresi zulmüyle binlerce vatan evladının canına kıydılar.

Hayalleri vardı ve mutlu sona iyice yaklaşmışlardı...

1918'de devleti teslim alıp, hedeflerine ulaştıklarını düşünüyorlardı ki 1919 gerçeğiyle tanışmak zorunda kaldılar.

Hayalleri yarım kaldı...

***

Hayallerimiz vardı.

Okuyacak, öğrenecek, çalışacaktık.

Cehaleti ve yoksulluğu yok edecek, insana yakışan insanca bir düzen oluşturup kula kulluk etmeyecektik.

Akıl ve bilime dayalı, insana ve doğaya saygılı, ahlâk ve vicdan ölçüleri sağlam medeni bir toplum için devletimizi yeniden yapılandıracaktık.

Hayallerimiz vardı.

Binlerce yıllık tarihimizden aldığımız dersleri iyi çalışacak ama geçmişin hastalıklı kavgalarına saplanıp kalmadan ilerleyecektik.

Güzel hayallerdi...

Önce ihanete sonra fiili saldırıya uğradık.

Devlet teslim oldu, vatan işgal edildi.

Hayallerimiz gerçekle yüzleşince canımız yandı, içimiz acıdı...

Önümüzde iki yol vardı.

Ya hayallerimizin peşinde koşup emek verecek, bedel ödeyecektik ya da işgale ve tecavüze boyun eğip üç günlük dünyada emanet bir can için onursuzca yaşama yolunu seçecektik.

Karar anı gelip çatınca bir türkü tutturup yola çıktık.

"Hakkımızda devlet vermiş fermanı,

Ferman pardişahın, dağlar bizimdir..."

Hayallerimiz vardı.

Vakit kısa, yol uzun, şartlar çetindi.

İhanete, işgale ve tecavüze uğramış vatan topraklarında Amasya, Erzurum ve Sivas'ta ateşlenen işaret fişekleri Ankara yolunu aydınlatıyordu.

Dağ başını duman almış, İstiklâl Yolu yolcu doluydu...

Kargaşa ve korku içinde sultancı, halifeci, mandacı, Kuvvacı her kafadan bir ses çıkarken Anadolu topraklarında bir vatan evladı yaverine seslendi:

- Yaz evladım. Zafer'den sonra devletin yönetim şekli cumhuriyet olacak.

- Aman paşam...

- Sen yaz evladım, Zafer'den sonra hatırlatırsın.

Onca kargaşada hayallerini unutmayan, işgal altında, boynunda idam fermanıyla gezdiği halde "Zafer'den Sonra" diyebilen karakalpaklı adam "aklıyla, yüreğiyle ve cesaretle" bir hayalin peşinde koşuyordu.

Hayallerimiz vardı.

İşgali bitirecek, vatanı kurtaracaktık.

Kurtardık.

İnsan onuruna yakışmayan kula kulluk düzenini bitirecek parlamenter, demokratik, lâik cumhuriyeti kuracaktık.

Kurduk.

Gündüz oturmadan, gece uyumadan çalışmamız gerekiyordu.

Çalıştık.

Binlerce yıldır insanımızı cahil bırakarak sömüren yüzde 5 okur-yazar oranını yükseltecektik.

Yaptık.

Üretmeyenin tükendiği bir dünyada ayakta kalabilmek için üretmemiz gerekiyordu.

Ürettik.

Hayallerimiz vardı.

İmkansız denilen bir çoğunu gerçekleştirdik.

Eksikler vardı, kendimizi ve bütün eldeki imkanları zorlayarak binlerce yıllık gecikmişliği telafi etmeye çalışıyorduk ki 1938'de hayallerimiz yarım kaldı...

Ve biz yine rehavete kapıldık, yine affedilmez hatalar yaptık...

Durduk.

Biz durduk ama 1918'de binlerce yıllık hayallerini yarım bıraktığımız ihanet cephesi durmadı.

Biz yaşadıklarımızdan ders almadık, yine gaflete, delalete düştük...

Aradan 100 yıl geçmesine rağmen görüyoruz ki mücadele bitmemiş, herkes yine hayallerinin peşinde...

Devlet/millet hayatında bazı şeyler ertelense de bitmiyor.

1918'de hayalleri yarım kalanlarla, 1938'de hayalleri yarım kalanlar çekişmeye devam ediyor.

Aklımda deli sorular...

Hayali 1918 olanları 1919 gerçeğiyle tanıştıran asil vatan evlatları susacak mı, susmayacak mı?

1918 kafalı şer cephesi bir ve bütün olarak karşıda dururken 1919 kafalı er cephesi aklını başına toplayıp bir yol bulup Ergenekon'dan çıkacak mı, yoksa sesini kesip Ergenekon'dan yatacak mı?

Uzatmaya gerek yok aslında...

Gerçekler ve yarım kalan hayaller bizi bekliyor.

Ya onlar 1918'de yarım kalanı tamamlayacaklar ya da biz 1938'de yarım kalanı...