Hayati Asılyazıcı anlattı: Oğuz Atay'ın 'Tutunamayanlar'ı neden öldükten sonra tuttu

Türk edebiyatına "Tutunamayanlar"ın yanı sıra çok sayıda önemli eser kazandıran Oğuz Atay'ın 86. yaş gününü kutlarken, Atay'ın ilk kitaplarını yayınlayan usta eleştirmen Hayati Asılyazıcı ile konuştuk. Asılyazıcı, 50 yıldan eski hatıralarını ilk günkü canlılığıyla anlattı.

Hayati Asılyazıcı anlattı: Oğuz Atay'ın 'Tutunamayanlar'ı neden öldükten sonra tuttu
Hayati Asılyazıcı anlattı: Oğuz Atay'ın 'Tutunamayanlar'ı neden öldükten sonra tuttu

GECE KALAYCI - VERYANSIN TV

Oğuz Atay'ın 86. yaş gününü geride bırakırken "Tutunamayanlar" ve "Tehlikeli Oyunlar" kitaplarını ilk yayımlayan Sinan Yayınları'nın kurucusu Hayati Asılyazıcı ile o günleri konuştuk.

Hayati Asılyazıcı Oğuz Atay'ın romanlarını ''Tehlikeli Oyunlar'ı da okudum roman tekniği açısından daha üstün bir kitaptı ama Tutunamayanlar bir başkaydı." sözleri ile değerlendiriyor.

Genç yaşta aramızdan ayrılan Atay’ın yaşarken kitaplarının ilgi görmediğini dile getiren Asılyazıcı, geç olsa da Atay’a duyulan ilgiden memnun.


Hayati Asılyazıcı

-Oğuz Atay ile nasıl tanıştınız? Tutunamayanlar romanı nasıl yayımlandı?

1970'lerde TRT Roman ve Hikaye Yarışması düzenledi.Bir daha da yapmadı zaten... Büyük bir katılım oldu bütün roman hikaye yazarlarımız katıldı. Ödül alanları birinci, ikinci diye açıklamadılar, beğenilenlere hepsine roman ödülü verildi.

Ben ertesi gün normal bir okur olarak Cumhuriyet Gazetesi'nden okudum. Bu roman ödülü alanlar birkaç kişiydi. Açtım o zaman telefonu, Çetin Özbayrak o zaman yazı işleri müdürüydü. Oğuz Atay var ödül alanlar arasında, roman ödülü alanlar, hikaye ödülü alanlar arasında bir onu tanımıyorum. “Biliyor musun?” dedim. “Tabi biliyorum” dedi. O zaman da henüz basılmamış bir roman...

Çetin Özbayrak "eğer merak ediyorsan birini gönder ‘Tutunamayanlar’ romanını vereyim sana”, dedi. Gönderdim yardımcı arkadaşı. Sinan Yayınları o zaman Güncer Han'daydı, orada oturuyordum, iş yerim orasıydı. Çetin verdi romanı. O zaman teksir yapılıyordu tek sayfa üzerine. Kalın bir kitap zaten Tutunamayanlar. Çok fazla tek sayfa cilt yapılınca epeyce kalın bir kitap olmuştu. Bildiğiniz dosya kağıdına çekilmiş fotokopi, ciltlenmiş tek bir okunmayacak sayfası bile yok. Çünkü kendisi İTÜ İnşaat bölümü mezunuydu. Çok iyide resim yapardı. Tabi ressam olmamış mühendis olmuş. Çok da kültürlü bir arkadaşımızdı. Kendisini tanımıyorum tabi ben bu kitabının haberini aldığım zaman...

'KİTABI BİTİRMEDEN KENDİSİNİ ARADIM'

Doçentti o zamanlar Yıldız Teknik Üniversitesi'nde İnşaat bölümünde. Sonra merak ettim indim aşağıya çocuk gelinceye kadar. O zaman Cumhuriyet gazetesi Cağaoğlu'nda idi. Baktım orada Oğuz Atay 'ı görüyorum. "Topografya" kitabı var. Teknik bir kitap. Benim bulunduğum hanın giriş katında üniversite kitaplarını satan bir kitapçı vardı. Orada vitrinde duruyordu Topografya kitabı. Mustafa İlhan'ın hakkında yazdığı kitap çok güzel bir kitaptı. Kitapçıdaki adama sordum Oğuz Atay'ı. “Evet” dedi. “Mühendis Oğuz Atay'ın mühendislik kitabı.” Sonra öğrendim bu doçentlik tezinin kitabıymış. Telefonu hemen buldum. Ardından aldım kitabı ama saat geç olmuştu o yüzden aramadım. Kitap çantaya sığmıyor çok kalın tek sayfaya ciltlendiği içinde çok büyüktü çantama sığmamıştı. Eve geçtim kitabı okumaya başladım. Onun üzerine çok hoşuma gitti ben yenilikleri olan yazarları, şairleri takip eden bir eleştirmen olduğum için çok beğenmeye başladım. Gece 2-3'e kadar okudum, bitiremedim tabi...

Ertesi gün büroya indim. Sami Karaören Dünya Gazetesi’nin emekli yazı işleri müdürüydü. Biz Nişantaşı'nda evin önünde buluşurduk spor olsun diye Cağaoğlu'na kadar yürürdük her sabah. Öyle yürürken anlattım “böyle bir kitap buldum 'Tutunamayanlar ' onu okuyorum, enteresan” dedim. “Eee herhalde enteresandır oku bakayım” dedi gülümseyerek.

Okumaya devam ettim yarısını geçtim. Yıldız Teknik Üniversitesi'nin telefonunu aldığım için aradım. Bugün dersi yok yarın gelecek ev telefonu yok dediler. Yeniköy’de Mimarlar Sitesine taşınmış. Oraya telefon daha verilmemiş. Yarın gelince size haber veririz dediler.

Telefon numaramı bıraktım. Hemen ertesi gün gelince aradı, ''Beni aramışsınız Hayati Bey'' dedi. “Evet ben Sinan Yayınları'ndan arıyorum” dedim. “Biliyorum” dedi. “Sizin Tutunamayanlar kitabınızı Çetin Özbayrak'tan aldım. Çok beğenerek okuyorum bitiremedim ama sizinle görüşelim” dedim.

 '12 MART DÖNEMİ ZORLUK ÇIKARDI'

Bu kitabı basmak istediğimi dile getirdim ve ertesi gün geldi görüştük. Konuştuk, anlattım kitabı çok beğendiğimi ama yıl sonu 12 Mart 1971 darbesi olmuştu. O olaydan dolayı çok kitaplar taşradaki kitapçılardan iade ediliyordu. Kitaplar denetleniyordu...

12 Mart 1971 de 12 Eylül 1980'den geri kalmadı. Ben bu romanı basmak istiyorum yalnız ekonomik sıkıntılar var kitaplar geri geliyor benim kitaplarımda satan kitaplardı. Bunları anlattım, biliyorum dedi. Çok hoşuna gitti.

'BAŞKA YAYINEVLERİ GERİ ÇEVİRMİŞ'

“Neden bu kitap başkaları tarafından alınmadı mı?” dedim. "Bütün yayınlara gittim hiçbiri kabul etmedi" dedi. O zaman Remzi Kitabevi'nde Fakir Baykurt çok değerli arkadaşımdı, kitapları seçiyordu. O okumuş uygun görmemiş. İnkılap Yayınevi iade etmiş. Ankara'da Bilgi Yayınları'na götürmüş o zaman Bilgi Yayınları'nın kitaplarının seçicisi Attila İlhan'dı. O da beğenmemiş. Her yerden geri geldi dedi.

Kitabı beğediğimizi ve basmak istediğimi söyledim. İki cilt yapalım bu kağıt sıkıntısı, baskı sıkıntısı, dağıtım sıkıntısı her şey var, ilk kitap satmaz belki diye konuştuk. İkiye böldü. Matbaadan hergün gelip okur, düzeltirdi. Bizim baskıda bir tek hatası yoktu. O kadar dikkatli bir insandı ki!

-Tutunamayanlar ve Tehlike Oyunlar, yayınlandığı dönem nasıl bir etki yaptı? 

İki cilt halinde sırayla yayınladım. İlk ciltten gelip gördüğünde hemen bana ilk kitabını imzaladı. Süre geçti ama hep kontrol ediyor. Kitap satılmıyor. İkinci romanı Tehlikeli Oyunlar'ı da okudum roman tekniği açısından daha üstün bir kitaptı ama Tutunamayanlar bir başkaydı.

Dedim ki “bu kitaplar satmıyor ama ben bu kitapların baskısını taşıyabilirim. Siz bundan karşılık beklemeyin anlaşma yapalım. Sattığım zaman yüzde 10 vereceğim size ben bu romanı tanıtmak için basıyorum” dedim.

“Nasıl isterseniz ben kitabımın basılmasını isterim” diye ekledi. Kapağını da Londra'da yaşayan ressam bir hanım arkadaşa yaptıracağını söyledi. Yaptı da... Harika kapaklar yaptı gönderdi. Birlikte seçtik ve yayımladık.

“Tehlikeli Oyunlar kitabını da yayımlayacağım ben seni bu iki kitabınla Türk Edebiyatına armağan etmek istiyorum. Bunu öngörebiliyorum” dedim. “Bunun karşılığı da bu kitapların baskısıdır. Satarsak da payını veririm” dedim.

İki ay sonra "Tehlikeli Oyunlar" çıktı o da satmadı. Sonra hikaye yazdı, bir piyes yazdı. Devlet Tiyatrosu’nda sahneye kondu o piyes. Çok iyi oyun olmasına rağmen gerekli oyunculuk gerekli reji sağlanamadı, o oyun iyi reji ile sahnelenemedi.

-Edebiyatı dışında Oğuz Atay nasıl birisiydi?

Oğuz Atay çok saygılı, duyarlı, hassas, çok yetenekli biriydi. Çok güzel hikayeleri vardı. Hikayesini de bastırttım. Rica ettim Mehmet Ali'ye.

Ben artık taşındım Mehmet Ali'nin oraya bir odayı bana bıraktı. Ben İstanbul Belediyesi'ndeki görevime döndüğüm zaman Mehmet Ali onun hikayelerini yayımladı.

Mehmet Ali kalp hastasıydı, vefat edince ortaklar dava etti. Bizim kitaplar dağıldı gitti.

'N'OLUR SAĞLIĞINDA YAZSAYDINIZ'

Mimar Sinar Üniversitesi'nde İnci hanım bir sempozyum yaptı. Mimar Sinan Üniversitesi'nin oditoryumunda bütün yazarları davet etti. Hepsi geldi Oğuz Atay ile ilgili çok güzel konuştular. Bende tabi o oditoryumun içerisindeydim. Size anlattıklarımla başlayarak Oğuz Atay'ı anlattım.

Öyle güzel anlattılar ki! Bende şaşırdım... “Nolur sağlığında yazsaydınız! Ölümünün kaç yıl sonrasında yazdınız.”

Büyük bir patlama oldu çünkü... Benim kitaplarım dağıldıktan sonra belediyede görevdeyken Fahri Aral aradı beni. İletişim Yayınları'ndayken.

Orayı da Murat Belge yönetiyordu ama finanse eden, maddi olarak destek veren Osman Kavala’ydı. Çok aydın bir kişiydi.

Ben dedim ki Fahri Aral'a, "kızına devrediyorum bu telif haklarını". İletişim Yayınları’nda kitapları basıldı.

Sempozyum 3 gün sürdü. Ben çok konferanslara katıldım. Merdivenler gençlerle doldu taştı. O kadar tuttu ki bu Tutunamayanlar ölümünden sonra. Hemde bu sempozyumun ardından yayınlarda hızlandı. İletişim Yayınları'nın açıkça söylemem gerekirse batışını bile kurtardı Tutunamayanlar...

Tehlikeli Oyunlar'da basıldı, bu sempozyumdaki konuşmalar da kitaplaştırıldı. Hikâye kitabı günlükleri ve tiyatro oyunu basıldı.

Oğuz Atay'a gelince aydın, okuyan, avangart hikaye ve romanları seven, klasik romanları okumuş geçmiş, bugün bizim artık çağa uygun ne kadar Avrupa'da nobel ödülü alan kitap varsa o hemen alır okurdu. Hep Avrupa'nın öncü hikaye ve romanlarını okurdu. Kolej mezunu olduğu için iyi ingilizcesi vardı.

Resimden anlardı "Mühendis olmasam herhalde ressam olur ve roman yazardım" derdi. Çok kültürlüydü…

İngiliz Dili ve Edebiyatı Profesörü ve Sinema Rejisörü Halit Refiğ’i çok beğeniyordu Oğuz Atay.

Türk yazarları daha az okurdu. Belki o küskünlüğünden bilemiyorum. Kemal Tahir ve Yusuf Atılgan'ı beğendiğini söyler, Sait Faik'i beğendiğini dile getirirdi. Çokça yabancı yazarlardan söz ederdi. Çok seçkin bir aydındı. Hepsini okur ama çağdaş eserleri severdi. Onu reddeden yazarlara kırgındı belkide...