'Biz yaptık' diyen çıkmadı... 'Heykel piyasası' nasıl işliyor?

Son dönemde tartışma konusu olan estetik açıdan eleştirilen heykelleri yapan usta ve firmaların hiçbirinin 'Bunu biz yaptık' demediği öğrenildi.

'Biz yaptık' diyen çıkmadı... 'Heykel piyasası' nasıl işliyor?

Kamuoyu son dönemde bazı şehir ve kasabalarda yöreyi temsilen yaptırılmış ‘heykel’leri tartışıyor. Sosyal medyada ‘heykel terörü’ yorumuyla anılan bu çalışmalara ciddi tepkiler de var.

Hürriyet'ten Musa Kesler, temel estetik kaygılardan bile çok uzak, adeta üç boyutlu karikatürleri andıran bu ‘eserleri’ yapan ustalar ve firmalarla konuştu.

Ancak hiçbir heykel için “Bunu biz yaptık” diyen çıkmadı.

Haberde şöyle denildi:

"Halil Keklikoğlu bu sektörün en büyük firmalarından birinin sahibi. Yaklaşık 30 yıldır Ankara’da bu tür heykeller üretiyor. “Mimar, heykeltıraş değilim. Benim işim ticaret” diye başlıyor söze. “Daha evvelden toptan inşaat malzemesi satıyordum. Bu işe tesadüfen girdik, şimdi de çıkamıyoruz” diye devam ediyor. Keklikoğlu, “Eğitimli sanatçılar, heykeltıraşlar da girdi bu işlere. Ama yürütemediler, bıraktılar” diyor biraz da gururlanarak.

GELEN TALEPLERE GÖRE YAPIYORUZ

Ağırlıklı olarak fiberglas heykel ve maketler ürettiklerini söyleyen Keklikoğlu şöyle konuşuyor :

“Belediyeler, oteller, tatil köyleri, kooperatifler, özel eğitim kurumları asıl müşterilerimiz. Özel müşterilerin evleri veya bahçeleri için de üretim yapıyoruz. Bugüne kadar yüzlerce heykel yapmışızdır. Nasreddin Hoca, Keloğlan gibi heykellere çok ilgi var. Belediyeler tercih ediyor bunları. Bir de tarihi kahramanları istiyorlar; Yeniçeriler, Dadaloğlu, Köroğlu gibi..

Kafeler veya oteller ise mitolojik döneme dair heykeller alıyor. Nasreddin Hoca türü heykelleri de genelde belediyeler ve okullar alıyor. Biz talebe göre üretim yapıyoruz. Bazıları heykel tam detaylı değil de çizgi film karakteri gibi olsun istiyorlar. O zaman gerçeğe çok yakın olmuyor. Ama silikon kalıptan gerçeğe çok yakın ürünler yapabiliyoruz. Önemli olan taleptir.

BÜTÇEYE GÖRE...

Detaylı heykeller için silikon kalıp alınıyor, onun kalıp ve heykeltıraş maliyeti yüksek. Fiberglasın fiyatı daha uygun geliyor tabii. Mesela müşteri ‘Yeniçeri heykeli olsun ama fiyatı uygun olsun’ diyor. Ona göre kalıp hazırlıyoruz. Heykeltıraş ona göre çalışıyor. Talep ve bütçe meselesi. İstenen bütçeye uygun çalışıyoruz. 10 bin liralık da yeniçeri heykeli var, 30 bin liralık da. Sosyal medyada tepki gören ürünler en ucuz ürünler. O kalitede bir ürün istenmiş, üretici de onu üretip satmış. Bizim hem kendi şirketimize bağlı hem de dışardan çalıştığımız lisanslı heykeltıraşlar var.

DİŞ HEKİMİ GELDİ 3 METRELİK AZI DİŞİ İSTEDİ

Ticari bir firmayız ve her bütçeye hitap ediyoruz. Yüksek sanat değeri olan ürünler yapmak peşinde de değiliz. İnsanların hayal gücü çok geniş, aklınıza gelecek her şeyi istiyorlar. Bir diş hekimi geldi, üç metrelik azı dişi istiyor, içine de kaydırak koyacakmış, çocuklar kaysın diye. Bir sucuk üreticisi dalında sucuklar olan büyükçe bir ağaç istiyor. Varlıklı birinin de dedesinden hatıra kalan öküz arabası (kağnı) varmış. O arabaya bir çift öküz yaptırmak istiyor. ‘Parası önemli değil, sen yap’ diyor. Şimdi biz de bu konular üzerinde çalışıyoruz.”

'BİZİM ZANAATIMIZA DA LAF GELİYOR'

Yakup Koçak da Dolapdere’deki mütevazı atölyesinde üretim yapıyor. Sosyal medyada dolaşan fotoğrafları o da görmüş. “Uyduruktan şeyler bunlar. Liyakatsiz ve ehil olmayan kimseler yapmış” diyerek tepki gösteriyor. “Bizim işimiz hem zanaat hem sanat” diye vurguladıktan sonra şöyle devam ediyor: “Belediyeler de dikkat etmiyor. Bir sanat danışmanı olur, işi bilen biri olur. Bunlar yok... Bizim zanaatımıza da laf geliyor.”

Necati İnci Türkiye’de bu alandaki en eski firmalardan birinin sahibi. 1942’de babası Mehmet İnci tarafından kurulan heykel firmasını şimdi üçüncü kuşak, oğlu Savaş İnci devam ettiriyor. 81 yaşındaki İnci, “7 yaşımdan beri bu işin içindeyim” diyerek anlatmaya başladı:

KOPYACILARIN ELİNE DÜŞÜNCE BÖYLE OLDU

"Türkiye’de fiberglası bu alanda kullanan ilk firmayız. İTÜ’den hocalara da danıştık. Uygun ve düzgün kullanıldığında çok güzel eserler ortaya çıkar. Biz ilk olarak Atatürk heykeli yaptık bu malzemeden. Gayet de iyi oldu. Asıl bu tür renkli heykel ve maketlerin asıl kullanım yeri lunaparklar. Kasabalara sonradan yayıldı. Bu iş sanattan uzak kişilerin, kopyacıların eline düşünce bu hale geldi. Sosyal medyadaki heykelleri yapanlara kızmıyorum. O kadarı istenmiş onlar da yapmış. Ama onu bir bedel ödeyerek alan, şehrine halkına layık görenlere tepkim var.”

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin eski dekanlarından, Baksı Müzesi’nin kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan da asıl sorumluluğun yetkili kurumlarda olduğunu belirtiyor: “Sanatın kente katkısını önemsiyorsak yetkililerin sanat ve estetik konusunun bir uzmanlık alanı olduğunu kabul ederek ona göre hareket etmeleri şart... Çok ciddiye alınması gereken bir konu bu...”